Bu hafta dünya müzik tarihinde ilk defa tanık olduğumuz bir olay yaşadık.
1982 yılında çıkmış bir şarkı 42 yıl sonra dünyanın en önemli müzik listesi sayılan Billboard’da yeniden 1 numaraya çıktı.
Bu şarkı aynı zamanda bir sanatçının dünya kamuoyu gözünde rehabilitasyonu anlamına geliyordu.
Michael Jackson, 2009 yılında öldü…
Çocuk tacizi ile suçlanıyordu ve bir anlamda kahrolarak ölmüştü.
İşte o sanatçı geçen hafta yeni nesillerin gözünde itibarını geri aldı.
Hayatını anlatan film çıkmış ve o suçlamaların ne kadar kasıtlı olduğu ortaya çıkmaya başlamıştı.
Bunu sağlayan da Michael Jackson’un “Billy Jean” adlı şarkısıydı…
Bu hafta “Billboard Global 200” müzik listesinde 2 basamak daha yükselerek 1 numaraya oturdu.
Şarkı son 3 haftada inanılmaz bir performans gösterdi ve 65 sıra birden yükseldi.
“Luminate” Müzik araştırma sitesinin haberine göre 8-14 Mayıs tarihleri arasında bir haftada 51 milyon kere dinlendi.
Billy Jean ayrıca 144 hafta boyunca zirvede kalarak dünya müzik tarihinin zirve rekorunu kırdı.

Michael Jackson’un çocuk tacizcisi olduğu haberleri benim için hiç bir zaman inandırıcı olmadı.
Çünkü kendisi bir çocuktu ve öldüğü güne kadar bir çocuk olarak kaldı.
O benim gözümde “Teneke Trampet” romanının büyümeyi reddeden çocuk kahramanı Oskar Matzerath’dı…
1982 yılıydı…
Hayatımın en karanlık yıllarından biriydi.
12 Eylül askeri darbesi bütün hayallerimizi yıkmış, hepimizi yapayalnız bırakmıştı.
Her an işsiz kalma korkusu ile yaşadığımız bir yıldı.
Üç beş yüz satan edebiyat dergilerinde teselli bulmaya çalışıyorduk.
Geceleri sokağa çıkma yasağı vardı.
İşte öyle bir yılda geldi “Thriller” albümü…
Müzikte varolan bütün paradigmaları kıran bir albümdü.
Billy Jean şarkısı, “Thriller” albümünün 6’ıncı şarkısıydı.

Beatles’ın “Sgt Peppers Lonely Heart Club Band” albümünden beri ilk defa beyin çeperlerimiz zorlanıyordu.
1970’ler dönemini kapatıp, “Pop patlamasını” yaratan albümdü Thriller.
O küçümsenen çocuğun albümünün arkasında Quincy Jones gibi bir caz dehası vardı.
Thriller şarkısının video klibini John Landis gibi devrimci bir sinemacı çekiyordu.
Yeni yeni başlayan “Müzik klibi” devrimi daha ilk yıllarında ikinci devrimini yaşıyordu.
Özal’lı yıllar başlıyordu.
Falkland Savaşı çıkmıştı. Sovyetler Birliği Başkanı Leonid Brezhnev ölmüştü. Gorbaçov geliyordu. Sovyetler diktatörlüğü sonuna yaklaşıyordu.
Türkiye’de 1980 darbesinden sonra hazırlanan yeni anayasa referandumla kabul edilmişti.
Dijital devrim başlıyordu.
Commodore, efsane Commodore 64’ü çıkarmıştı.
Spielberg ve arkadaşlarının dünya sinema tarihinin kaderini değiştirecek “Gişe devrimi” geliyordu.
E.T. gösterime girmişti.
Ve benim sinema dünyamda en büyük devrimlerden biri saydığım Ridley Scott’un “Blade Runner”ı gelmişti.
En önemlisi vinil plak dönemi kapanıyordu.
İlk CD satışları başlamıştı…
Video oyunlarında Pac-Man çılgınlığı sürüyordu.
Ve “Thriller’la birlikte 1960 ve 70’lerin Beatles’lı, Pink Floyd’lu “Brit Pop” dönemi kapanıyor, müzikte Amerikan tarzı “Pop” müzik zirveye oturuyordu.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Billy Jean’in 43 yıl sonra yine 1 Numaraya oturması bana işte o yılları hatırlattı…

Geçen hafta müzikte önemli bir gelişme daha vardı.
Beatles’ın hayatta kalan iki üyesinden Paul McCartney çıkaracağı yeni albümünü tanıttı.
Albüm önümüzdeki Cuma (29 Mayıs) yayınlanıyor.
Adı “The Boys of Dungeon Lane…”
“Dungeon Lane”, Liverpool John Lennon Havaalanına yakın ıssız bir yol.
Paul McCartney çocukluğunda sık sık buraya gidip “Planespotting” yaparmış.
Yani inip kalkan uçakları seyredip, fotoğraflarlarmış.
Albümün adından da anlaşılacağı gibi Paul McCartney, çocukluğuna, yani John Lennon’la birlikte “She Loves You”, “Love Me Do” gibi ilk şarkılarını yazdıkları şehrine dönüyor.
Albümün ilk iki şarkısı yayınladı.
Birinin adı “Days We Have Behind…”
Yani geride bıraktığımız günler…
Biraz Barbra Streisand’ın “The Days We Were” şarkısının adını hatırlatıyor.
İkinci şarkıyı ise Ringo Starr’la birlikte söylüyorlar.
“Home To Us…”
İnsanlar yaşlandıkça doğduğu yerlere dönüyorlar.
Son yıllarda ben de kendimi sık sık İzmir’in Kahramanlarında, demiryolunun kenarlarında buluyorum.

“Planespotting” denince akıla bu hafta açıklanan bir müzikalin ilanı geldi.
Danny Boyle’un artık bir kült haline gelen filmi “Trainspotting’in” müzikali yapılmış.
Premiyeri 26 Temmuz’da Londra’da…
Olağanüst bir filmdi ve 1990’lı yıllarda dünyada bir nesli çok etkilemişti.
“Trainspotting” gidip trenleri seyretmek, fotoğraflarını çekmek hobisiymiş.
İngiltere’de çok yaygın bir hobiymiş.
Ancak o filmden sonra artık bu kelime “Uyuşturucu” ile eşanlamlı hale geldi.
Haftanın son müzik haberi Türkiye’den.
Bu Cuma uyandığımda beni güzel bir sürpriz bekliyordu.
Spotify’a Nükhet Duru’nun yeni bir şarkısını koymuşlar.
Şarkının adı beni alıp götürdü.
“Beni Benimle Bırakma…”
Nükhet Duru denince benim aklıma gelen ilk 3 şarkıdan biri “Beni Benimle Bırak’tır…”
Bestesi Cenk Taştan’ın ve sözleri Mehmet Teoman’ındı…

1975 yılında ilk defa dinlediğimde daha Fransa’da bir doktora öğrencisiydim.
Demek ki 51 yıldır dinliyormuşum bu şarkıyı…
Çok hüzünlü bir ayılık şarkısıydı…
Sol eğilimli yıllarımdı, bir yandan Şili’de askeri darbeyle öldürülen Allende’nin yasını tutuyor, Victor Jara, Quilapayun dinliyorduk.
Ama içimdeki TÜRK beni Selda Bağcan, Ajda, Nükhet Duru, yeni yeni başlayan Sezen Aksu’ya çekiyordu.
Aradan 51 yıl geçti.
Nükhet Duru bu defa “Beni Benimle Bırakma” diyor.
Bu defa söz ve beste Murat Güneş’in
Yine çok güzel bir şarkı…
Sözleri de çok iyi.
“Benim benimle bırakma artık…
Başıma bela oldu bu yalnızlık…
Doydum kendime, arada uğra kalbime
Hiç ummadığım bir yerde karşıma çık…”
1975 yılıydı…
Vietnam Savaşı bitmişti…
Bill Gates ve Paul Allen Microsoft’u kurmuştu…
Spielberg’in “Jaws” filmi vizyona girerek, sinema tarihinde “Blockbuster” çağını açmıştı.
Abba müzikte dünyayı kasıp kavuruyordu…
1974 affı ile bütün siyasi sürgünler vatanına dönüyordu.
Sosyal Demokrat Ecevit’le, Muhafazakar Erbakan ülkeyi birlikte yönetiyordu.
Selda Bağcan’ın “O Günler” şarkısını söylemesinden bir yıl sonraydı…
Ve hepimizin hayal ettiği güzel bir ülke vardı…
1975 güzel bir yıldı…