Devletlerin, iş dünyasının ve askeriyenin ortak kuralı: Düşmanını, rakibini, dostunu ve ortağını iyi tanı

30 Mayıs 2026
  • 10Haber news

Moskova’da Rusya’nın önde gelen strateji düşünürlerinden, Putin’in en etkili güvenlik danışmanlarından Sergey Karaganov ile yaptığım uzun sohbetten sonra zihnimde bir kez daha netleşen gerçek şu oldu:

Bugünün dünyasında güç sahibi olmak kadar, başkalarının dünyaya nasıl baktığını anlamak da önemlidir.

Çünkü devletler çoğu zaman rakiplerinin kapasitesini ölçer, ancak zihniyetini anlamakta zorlanır. Şirketler rakiplerinin bilançosunu inceler ama stratejik niyetlerini okuyamaz. Ordular silah sistemlerini sayar ama karşı tarafın korkularını, kırmızı çizgilerini ve uzun vadeli hedeflerini yeterince analiz edemez.

Oysa tarih bize gösteriyor ki büyük hatalar çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, yanlış okumadan kaynaklanıyor.

Bugün Türkiye’de iç siyasi gündem o kadar yoğun ki dünyanın geçirdiği büyük dönüşümü yeterince tartışamıyoruz.

Halbuki gözlerimizin önünde yeni bir jeopolitik düzen şekilleniyor.

Enerji yolları yeniden çiziliyor.

Lojistik koridorlar küresel nüfuz mücadelesinin merkezine yerleşiyor.

Kritik mineraller yeni petrol haline geliyor.

Yapay zekâ, veri güvenliği, yarı iletkenler ve siber kapasite artık tanklar ve savaş uçakları kadar stratejik önem taşıyor.

Devletlerin gücü yalnızca askerî kabiliyetleriyle değil; enerji güvenlikleri, sanayi altyapıları, toplumsal dayanıklılıkları ve kriz yönetme kapasiteleriyle ölçülüyor.

Moskova’daki stratejik çevrelerin dünyaya bakışı da tam olarak bu eksende şekilleniyor.

Moskova’nın Değişen Dünyası

Karaganov, Rusya’nın son otuz yıldaki stratejik düşünce dünyasını etkileyen isimlerden biri.

Ancak Moskova’daki düşünsel dönüşümü anlamak için yalnızca onu dinlemek yetmez.

Uzun yıllar Carnegie Moscow Center’ı yöneten Dmitri Trenin gibi isimler de Rus dış politika aklının önemli temsilcileri arasında yer alıyor.

İlginç olan şu ki Trenin yıllarca Rusya ile Avrupa arasında daha yakın ilişkiler kurulmasını savundu. Rusya’nın kendisini Avrupa güvenlik mimarisinin doğal bir parçası olarak konumlandırabileceğine inanıyordu.

Bugün ise Moskova’daki hava oldukça farklı. Ukrayna savaşı, yaptırımlar, karşılıklı güvensizlik ve başarısız diplomatik girişimler Rus stratejik elitlerinde ciddi bir zihinsel kırılma yarattı.

Bir zamanlar Gorbaçov’un savunduğu “Lizbon’dan Vladivostok’a ortak Avrupa evi” fikri bugün Moskova’da neredeyse nostaljik bir hatıraya dönüşmüş durumda.

Yerini Çin, Hindistan, Körfez ülkeleri, Orta Asya ve Küresel Güney’e yönelen yeni bir jeopolitik arayış alıyor.

Bu değişimi anlamadan Rusya’yı anlamak mümkün değil.

Güvenlik Algısı Sertleşiyor

Karaganov’un düşünceleri özellikle bu noktada önem kazanıyor.

Onun temel tezi şu: Rusya ile Batı arasındaki mücadele artık geçici bir kriz değil, uzun dönemli bir stratejik rekabet haline gelmiştir.

Bu nedenle Rusya’nın daha güçlü ve daha kararlı nükleer dahil bir caydırıcılık dili kullanması gerektiğini savunuyor.

Bu yaklaşım Batı’da ciddi rahatsızlık yaratıyor. Ancak asıl önemli olan Karaganov’un haklı olup olmaması değil.

Önemli olan, bu düşüncelerin Rus stratejik çevrelerinde giderek daha fazla karşılık buluyor olmasıdır.

Eski milletvekili ve uluslararası meseleler üzerine dikkat çekici değerlendirmeleriyle tanınan Haluk Özdalga’nın da işaret ettiği gibi, savaş uzadıkça Moskova’daki bazı çevrelerde daha sert caydırıcılık tezlerine ilgi artıyor.

Bu durum yalnızca Rusya açısından değil, Avrupa ve NATO açısından da kaygı verici.

Çünkü korkular büyüdükçe yanlış hesap yapma riski de büyüyor.

Ve tarih bize yanlış hesapların çoğu zaman savaşlara yol açtığını gösteriyor.

Asıl Ders Rusya Değil

Moskova’dan çıkarılması gereken asıl ders aslında Rusya ile ilgili değil.

Asıl ders stratejiyle ilgili.

Çünkü yeni dünyada yalnızca dostlarını tanımak yetmiyor.

Rakibini de tanımalısın.

Potansiyel tehdidi de.

Geçici ortağı da.

Çünkü bugünün dostu yarının rakibi olabilir.

Bugünün rakibi ise yarının zorunlu ortağına dönüşebilir.

ABD ile Çin aynı anda hem rakip hem ekonomik ortak.

Avrupa bir dönem Rus gazına bağımlıyken bugün Rusya’yı en büyük güvenlik tehdidi olarak görüyor.

Körfez ülkeleri Washington ile de Pekin ile de aynı anda yakın ilişkiler yürütüyor.

Hindistan hem Rusya’yla hem Batı’yla çalışıyor.

Türkiye de benzer şekilde çok katmanlı ve dengeli bir strateji geliştirmek zorunda.

Sadece Washington’u okuyarak olmaz. Sadece Moskova’yı okuyarak da olmaz. Pekin’i anlamak gerekir. Brüksel’i anlamak gerekir. Körfez’i anlamak gerekir. Orta Asya’yı anlamak gerekir.

Stratejinin Altın Kuralı

Yıllardır Washington’dan Moskova’ya, Pekin’den Brüksel’e, Körfez’den Orta Asya’ya kadar uzanan temaslarımda yapmaya çalıştığım şey tam da bu.

Resmî açıklamaların ötesine geçerek karar vericilerin dünyayı nasıl gördüklerini anlamaya çalışıyorum.

Nelerden korkuyorlar?

Neyi fırsat görüyorlar?

Hangi riskleri hesaplıyorlar?

Geleceği nasıl tasavvur ediyorlar?

Çünkü strateji yalnızca kendi planınızı yapmak değildir.

Karşınızdakinin planını da anlamaktır.

Haluk Özdalga’nın hatırlattığı gibi, uluslararası ilişkiler düşüncesinin en etkili isimlerinden Hans Morgenthau’nun şu sözü bugün her zamankinden daha anlamlıdır:

“Bir devlet adamında bulunması gereken en önemli özelliklerden biri rakiplerini doğru anlamaktır. Çünkü bu çoğu zaman savaş ile barış arasındaki farkı belirler.”

Bu ilke yalnızca devletler için geçerli değildir.

İş dünyasında da böyledir.

Rakibini doğru okuyamayan şirket pazarını kaybeder.

Rakibinin teknolojisini, finansal gücünü veya stratejik yönelimini yanlış değerlendiren yatırımcı büyük bedeller öder.

Askerî kurumlar için de durum aynıdır.

Başarılı ordular yalnızca kendi güçlerini değil, karşı tarafın niyetlerini, kapasitesini ve zayıf noktalarını da doğru analiz eder.

Bu nedenle doğru stratejinin başlangıç noktası güçlü olmak değil, doğru anlamaktır.

Önümüzdeki dönem daha sert olacak.

Enerji savaşları büyüyecek.

Lojistik koridor mücadeleleri yoğunlaşacak.

Teknoloji rekabeti hızlanacak.

Kritik mineraller ve yapay zekâ yeni jeopolitiğin merkezine yerleşecek.

Böyle bir dünyada başarılı olmanın yolu sloganlardan değil, analizden geçiyor.

Çünkü doğru strateji geliştirebilmek için önce oyunun bütün oyuncularını doğru okumak gerekir:

Düşmanını.

Rakibini.

Dostunu.

Ortağını.

Ve arada duranları.

Yeni dünyanın en büyük riski, herkesi eski dünyanın gözlüğüyle okumaya devam etmektir.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.