Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız sadece başkentini, havaalanını ya da gökdelenlerini görmeniz yetmez.
Sınır kapısına bakın.
Çünkü devletin gerçek kalitesi çoğu zaman orada ortaya çıkar.
Dünyanın onlarca ülkesine giriş yaptım.
Sayısız pasaport kontrolünden geçtim.
Kimi zaman dakikalar içinde, kimi zaman saatler süren kuyruklarda bekledim. En zorlu tecrübelerimden biri yıllarca Amerika Birleşik Devletleri’ne girişlerde yaşadığım uzun bekleyişlerdi. Güvenlik gerekçelerini anlarsınız; ancak saatlerce süren kuyruklar dünyanın en gelişmiş ekonomisine yakışmıyordu.
Geçtiğimiz günlerde İpsala Sınır Kapısı’nda yaşadığım deneyim ise bana başka bir gerçeği yeniden hatırlattı.
Bir sınır kapısı yalnızca pasaport kontrol noktası değildir.
Devlet aklının…
Organizasyon kabiliyetinin…
Teknolojiye bakışının…
Ve insana verdiği değerin en görünür vitrini orasıdır.
Yunanistan’ın Dedeağaç (Alexandroupoli) kentinde güzel bir gün geçirmiştik.
Sahilde yemek yedik.
Denize girdik.
Yürüyüş yaptık.
Navigasyon gece yarısı Çeşme’de olacağımızı söylüyordu.
Ancak İpsala’ya yaklaştığımızda harita tamamen kıpkırmızıydı.
Kilometrelerce araç kuyruğu…
Başta bunun kısa süreli bir yoğunluk olduğunu düşündük.
Yanılmışız.
Tam dört saat boyunca otomobilimizin içinde neredeyse santim santim ilerledik.
Motorlar çalışıyor.
Yakıt boşa yanıyor.
Çocuklar sıkılıyor.
Yaşlılar bunalıyor.
Sürücüler sinirleniyor.
Araya kaynak yapmaya çalışan birkaç kişi zaten gergin olan ortamı daha da geriyor.
Navigasyonun gece 00.30’da varış gösterdiği Çeşme yolculuğunda biz o saatte hâlâ sınır kuyruğundaydık.
Bir tatilin en güzel günü, birkaç saat içinde gereksiz bir strese dönüşebiliyor.
Sınırlarda yoğunluk olabilir.
Bayram olur.
Yaz sezonu olur.
Güvenlik tedbirleri artırılır.
Bunların hepsi anlaşılabilir.
Anlaşılamayan ise her yıl yaşanan bu yoğunluğun hâlâ sürprizmiş gibi yönetilmesidir.
Yunan tarafında çok sınırlı personel ve yetersiz altyapı dikkat çekiyordu.
Türkiye tarafı daha hızlı ilerledi.
Ancak mesele sadece İpsala değil.
Kapıkule’den Habur’a, Gürbulak’tan Sarp’a kadar bütün sınır kapıları aynı sorunun farklı boyutlarını yaşıyor.
Üstelik mesele sadece otomobiller de değil.
Türkiye’nin ihracatını taşıyan binlerce TIR, özellikle Avrupa ve Orta Doğu güzergâhlarında zaman zaman saatlerce, bazen günlerce sınır kapılarında beklemek zorunda kalıyor.
Şoför bekliyor.
Mal bekliyor.
Fabrika bekliyor.
İhracatçı bekliyor.
Sonuçta ülkenin rekabet gücü zarar görüyor.
Bir lojistik zinciri, en zayıf halkası kadar güçlüdür.
Sınır kapısı yavaşsa, ekonominiz de yavaşlar.
Dört saatlik bekleme yalnızca dört saat değildir.
Binlerce litre gereksiz yakıt tüketimidir.
Artan karbon salımıdır.
Turizm gelirinin gölgelenmesidir.
Lojistik maliyetlerinin yükselmesidir.
İhracat teslimatlarının gecikmesidir.
Şoförlerin çalışma sürelerinin boşa gitmesidir.
Vatandaşın devlete olan güveninin aşınmasıdır.
Ekonomistler buna “görünmeyen maliyet” der.
Muhasebe kayıtlarında görünmez.
Ama bedelini bütün ülke öder.
Bugün dünyanın başarılı sınır yönetimlerine baktığınızda ortak bir anlayış görüyorsunuz.
Amaç sadece güvenliği sağlamak değil.
Aynı zamanda insanın zamanını korumak.
Singapur’da risk temelli dijital kontrol sistemi uygulanıyor.
Her araç aynı ayrıntıda incelenmiyor.
Yapay zekâ ve veri analitiği sayesinde riskli görülen araçlar detaylı denetime yönlendirilirken diğerleri dakikalar içinde geçebiliyor.
Kanada ile ABD arasındaki birçok geçiş noktasında yolcular belgelerini sınır kapısına gelmeden önce dijital ortamda sisteme yüklüyor.
Görevlinin işi evrak doldurmak değil, doğrulama yapmak oluyor.
Afrika’da Kenya ile Uganda gibi ülkelerde uygulanan Tek Durak Sınır Kapısı (One-Stop Border Post) modeliyle iki ülkenin kontrolleri tek tesiste gerçekleştiriliyor.
Yolcu iki kez durmuyor.
İki ayrı kuyruk oluşmuyor.
İki ayrı bürokrasi yaşamıyor.
Avrupa Birliği de dış sınırlarında biyometrik doğrulama, elektronik geçiş sistemleri ve dijital sınır yönetimine milyarlarca avroluk yatırım yapıyor.
Çünkü güvenlik ile hızın birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan hedefler olduğunu biliyor.
Son yirmi yılda Türkiye havaalanlarında önemli bir dönüşüm gerçekleştirdi.
İstanbul Havalimanı başta olmak üzere birçok havalimanında biyometrik pasaport geçişleri, otomatik pasaport kapıları, dijital yönlendirme sistemleri ve yüksek hizmet standartları oluşturuldu.
Yolcuların büyük bölümü dakikalar içinde pasaport kontrolünden geçebiliyor.
Aynı anlayış neden kara sınır kapılarında uygulanmasın?
Neden İpsala’da…
Kapıkule’de…
Habur’da…
Sarp’ta…
Esendere’de…
Gürbulak’ta…
Vatandaş aynı kaliteyi göremesin?
Türkiye’nin bugün 31 kara hudut kapısı, ayrıca demiryolu, deniz ve hava sınır kapılarıyla birlikte toplam 215 hudut kapısı bulunuyor. Bu ölçekte bir sistemin dijitalleşmesi artık bir teknoloji meselesi değil, yönetim önceliği meselesidir. (https://ticaret.gov.tr)
Çözüm milyarlarca dolarlık yatırımlarda değil.
Daha akıllı yönetimde.
Yoğunluk yapay zekâ ve dronlarla anlık izlenebilir.
Bekleme süresi belirli bir seviyeyi geçtiğinde ilave gişeler otomatik olarak açılabilir.
Yaz sezonunda geçici personel görevlendirilebilir.
Türkiye ile komşuları ortak dijital veri paylaşım sistemleri kurabilir.
Pasaport ve araç bilgileri sınır kapısına gelmeden doğrulanabilir.
TIR’lar için önceden rezervasyonlu geçiş sistemi uygulanabilir.
Yüksek riskli ve düşük riskli araçlar farklı şeritlerde yönetilebilir.
Mobil uygulamalar sayesinde sürücüler gerçek bekleme sürelerini önceden görebilir.
Böylece insanlar yolculuk saatlerini değiştirebilir veya alternatif sınır kapılarını tercih edebilir.
Bütün bunlar bugün dünyanın birçok ülkesinde başarıyla uygulanıyor.
Sorun teknoloji eksikliği değil.
Sorun, zamanı ekonomik bir değer olarak görmeyen yönetim anlayışıdır.
Büyük devlet olmak yalnızca büyük köprüler yapmak değildir.
Asıl mesele insanın hayatını kolaylaştırmaktır.
Bir pasaport kontrolünün süresi…
Bir memurun yaklaşımı…
Bir dijital sistemin sorunsuz çalışması…
Bir sınır kapısındaki bekleme süresi…
Vatandaş devleti tam da bu ayrıntılarda hisseder.
İlk izlenim de sınır kapısında oluşur.
Son hatıra da orada kalır.
Çünkü sınır kapıları yalnızca güvenlik noktaları değildir.
Onlar aynı zamanda bir ülkenin yönetim kalitesinin, ekonomik rekabet gücünün ve medeniyet anlayışının vitrinidir.
Saatlerce kuyrukta bekleyen insanlar aslında sadece sınırı geçmeyi beklemiyor.
Daha iyi planlanan…
Daha iyi organize edilen…
Teknolojiyi daha akıllıca kullanan…
İnsan zamanına daha fazla saygı gösteren bir devlet anlayışını bekliyor.
Çünkü çağımızda en değerli kaynak artık petrol değil.
Doğal gaz değil.
Hatta para bile değil.
En değerli kaynak zamandır.
Ve iyi yönetilen devletler, vatandaşlarına yalnızca güvenlik sağlayan değil; aynı zamanda zaman kazandıran devletlerdir.