Yapay zekâyı hâlâ ekrandaki bir yazılım gibi düşünüyoruz. Soru soruyoruz, cevap geliyor; görüntü istiyoruz, birkaç saniye sonra karşımızda beliriyor. Oysa bu görünmez kolaylığın arkasında elektrik santralleri, trafolar, iletim hatları, su, fiber kablolar, soğutma sistemleri ve dev veri merkezleri var.
Amerika ve Avrupa’da yükselen itirazın merkezindeki soru basit: Yapay zekânın kazancını kim alacak, maliyetini kim ödeyecek?
Dünyadaki veri merkezlerinin elektrik tüketimi 2025’te yüzde 17 artarak yaklaşık 485 teravatsaate ulaştı. Yapay zekâ odaklı merkezlerdeki artış ise yüzde 50 oldu. Uluslararası Enerji Ajansı, toplam tüketimin 2030’da 950 teravatsaate yaklaşmasını bekliyor. Bu, dünya elektrik talebinin yaklaşık yüzde 3’ü demek.
ABD’de baskı daha yoğun. Veri merkezleri, 2030’a kadarki Amerikan elektrik talebi artışının neredeyse yarısını oluşturabilir. ABD Enerji Enformasyon İdaresi de elektrik satışlarının 2026’da 4 trilyon 135 milyar, 2027’de 4 trilyon 211 milyar kilovatsaate ulaşacağını tahmin ediyor. Artışın nedenleri arasında veri merkezleri ve sanayi yatırımları bulunuyor.
Burada önemli bir ayrım var: 2025 tüketimi gerçekleşmiş bir büyüklük; 2027 ve 2030 rakamları ise tahmin. Açıklanan her veri merkezi projesinin kurulacağı da kesin değil. Ama eğilim yeterince güçlü: Yapay zekâ artık enerji sisteminin geleceğini etkiliyor.
Bu ölçekte bir talep, şebekeye yalnızca yeni bir müşteri eklemiyor. Yeni üretim kapasitesi, trafo merkezi ve iletim hattı gerektirebiliyor. Veri merkezi sahibi gelirini elde ederken altyapının bedeli hanelerin ve küçük işletmelerin faturalarına yansıyacaksa, yerel halk neden itiraz etmesin?
Konu Washington’a kadar ulaştı. Temsilciler Meclisi, büyük elektrik tüketicilerinin yol açtığı ek şebeke maliyetleriyle ilgili Ratepayer Protection Act tasarısını 16 Eylül’de 417’ye karşı 3 oyla kabul etti. Tasarı henüz yasa değil; tüketiciyi otomatik olarak koruyan kesin bir ödeme kuralı da getirmiyor. Fakat oylama, veri merkezlerinin elektrik faturası üzerinden seçim meselesine dönüştüğünü gösteriyor.
Bir de su var. Sunucuların ürettiği ısı uzaklaştırılmak zorunda. Her veri merkezi aynı miktarda su kullanmıyor; soğutma teknolojisi ve iklim belirleyici. Yine de su sıkıntısı yaşayan bir bölgede çiftçinin “Benim sulamam mı, şirketin soğutması mı?” diye sorması doğal.
İstihdam sorusu da kolay geçiştirilemez. İnşaat sırasında büyük iş hacmi yaratan bir tesis, faaliyete geçtiğinde kapladığı alana ve tükettiği elektriğe kıyasla sınırlı sayıda kişiyle işletilebilir. Kent arazi, vergi teşviki ve altyapı sağlıyorsa bunun karşılığında eğitim, yerel tedarik, vergi geliri ve daha güçlü bir şebeke görmek isteyecektir.
Bu dönüşüm Türkiye için yalnızca ülkemize kurulacak veri merkezleriyle sınırlı değil. Türk enerji şirketleri, yapay zekânın elektrik ihtiyacının hızla büyüdüğü ABD’de de fırsat görüyor.
Karadeniz Holding yöneticisi Zeynep Harezi Yılmaz, grubun yeni kapasite planlarında ABD veri merkezlerine öncelik verdiğini ve Texas’ın Brownsville kentinde tersane satın aldığını açıkladı. Karpowership markası, veri merkezleri için yüzer bir çözüm de tanıtıyor.
Yeşil Global Enerji ise ABD’deki iştiraki aracılığıyla veri merkezlerine yerinde elektrik üretimi ve enerji altyapısı sağlama hedefini kamuya sundu. Bunlar geliştirme aşamasındaki iş stratejileri; açıklanan hedefleri tamamlanmış veri merkezi sözleşmeleri gibi görmemek gerekir. Ancak yön belli: Türk enerji girişimcisi yapay zekâ ekonomisinin elektrik ayağında pay arıyor.
Fırsat büyük. Beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcaması 2025’te 400 milyar doları aştı; 2026’da bunun yaklaşık yüzde 75 daha artması bekleniyor. Fakat bu sermayeden pay almak için hızlı elektrik sağlamak yetmez. Yakıt maliyetini, emisyonu, suyu, yerel izinleri ve tüketicinin şebeke maliyetlerinden korunmasını birlikte çözmek gerekir.
Avrupa Birliği de kendi yapay zekâ altyapısını büyütmeye çalışıyor. Yediye kadar yapay zekâ gigafabrikası için açılan çağrıda 10 milyar avroya kadar kamu desteği ve en az 20 milyar avro özel yatırım hedefleniyor. Çipler ve yazılımlar kadar, enerji verimli veri merkezleri ve güvenilir elektrik de bu girişimin parçası.
Avrupa Komisyonu’nun Eylül 2026’da yayımladığı rapora göre AB veri merkezleri 2024’te 68 teravatsaat elektrik tüketti. Bu miktarın 2030’da 114 teravatsaate çıkması bekleniyor. Öte yandan ilk bildirim döneminde yalnızca 770 merkez veri sundu; bu, bildirim kapsamına girmesi beklenen merkezlerin yaklaşık yüzde 36’sı. Avrupa bir yandan kapasiteyi büyütürken diğer yandan elektrik ve su kullanımını daha iyi ölçmeye çalışıyor.
Türk şirketleri için burada enerji üretimi, depolama, trafo, şebeke, soğutma ve mühendislik alanlarında Avrupalı ortaklarla çalışma imkânı var. Ancak Avrupa’da verimlilik ve çevresel performans giderek daha belirleyici olacak. Güçlü bir teklif yalnızca “Elektriği bulurum” demeyecek; onu hangi maliyetle, ne kadar güvenilir ve hangi çevresel etkiyle sağlayacağını da gösterecek.
Ben Türkiye’de büyük ölçekli her veri merkezi yatırımı için beş soru sorardım: Yeni enerji kapasitesine katkı sağlayacak mı? Şebeke bağlantısının bedelini kim üstlenecek? Su kullanımı bulunduğu yerin koşullarına uygun mu? Yerel mühendislik ve insan kaynağına ne bırakacak? Kritik verinin güvenliği nasıl sağlanacak?
Yapay zekâ yarışını yalnızca en hızlı çipe sahip ülke kazanmayacak. Elektriği, şebekeyi, sermayeyi, veriyi ve toplumsal kabulü birlikte yönetebilen ülke kazanacak.
Türk şirketleri için üç stratejik tavsiyem var:
1. ABD’ye yalnızca elektrik satıcısı olarak gitmeyin. Veri merkezi geliştiricileriyle uzun vadeli ortaklıklar kurun. Üretimi, depolamayı ve bağlantı altyapısını aynı yatırım paketinde sunun; şebeke maliyetinin ve ticari riskin kime ait olduğunu baştan belirleyin.
2. Avrupa’da verimliliği rekabet üstünlüğüne dönüştürün. Düşük su tüketen soğutma, atık ısının değerlendirilmesi, güvenilir düşük emisyonlu elektrik ve ölçülebilir performans üzerine uzmanlaşın. Avrupalı konsorsiyumlara bu yeteneklerle girin.
3. Dışarıdaki büyümeyi Türkiye’de yetkinliğe dönüştürün. Mühendislik, ekipman, yazılım ve işletme bilgisini Türkiye’de geliştirin. Böylece yapay zekâ çağında yalnızca başkalarının veri merkezlerine elektrik sağlayan değil, kendi dijital ve sanayi gücünü de büyüten bir ülke olabiliriz.
22 Eylül 2026 - Veri Merkezlerine Neden İsyan Başladı?
21 Eylül 2026 - Savarona: Yoksul Cumhuriyet’in Lüks Yatı ve Bugüne Kalan Soru
20 Eylül 2026 - Türkiye 2036: Karanlığı Yarmanın Dört Yolu
19 Eylül 2026 - Ankara’dan Hollywood’a: Zsa Zsa, Atatürk ve Bir Hilton Hikâyesi
18 Eylül 2026 - Bunca Yoksulluk, Haksızlık ve Sömürü Varken Sol Neden Hâlâ Zayıf?