24 yıl bekledik.
Sabahın yedisinde kalktık. Ekranın karşısına geçtik. Bütün ülke aynı anda aynı şeyi yaptı. Yıllar sonra yine oradaydık. Dünya Kupası’nda.
2-0 yenildik. Maç bitti.
Peki içimizdeki o boşluk sadece skordan mı? Değil sanırım.
Çünkü bu Dünya Kupası, daha ilk düdükten önce tadını kaybetmişti.
İran, kampını Arizona’dan kaldırıp Meksika’ya, Tijuana’ya taşımak zorunda kaldı.
Federasyon başkanına, yardımcısına, medya direktörüne -on beş kişiye- vize verilmedi.
İranlı taraftarın bileti iptal edildi; insanlar kendi takımını sahada göremedi.
Somalili bir hakem sınırdan geri çevrildi. Irak, Senegal, Özbekistan… liste uzuyooor.
Ve FIFA? FIFA sustu. Infantino “Bunlar, bizim kontrolümüzde olan meseleler değil” dedi, geçti.
Sporun en evrensel sahnesi, en eşitleyici anı, bir ülkenin keyfine teslim edildi. Biz de buna alıştık. En kötüsü de bu zaten: alışmak.
Maçı mı kaybettik, yoksa maçın o eski tadını mı?
Çocukken bir top yuvarlanırdı, dünya dururdu. Şimdi top yine yuvarlanıyor ama arkasındaki her şeyi görüyoruz. Vizeyi, parayı, sessizliği, hesabı.
Dünya mı her gün biraz daha kötüye gidiyor? Yoksa biz mi yaşama sevincimizden her gün biraz daha eksiliyoruz?
Bilmiyorum.
Bildiğim tek şey şu: Eskiden güzel olan her şey, şimdi biraz daha tatsız.