CHP'nin başına 'tavuk kayyımı' gibi atananan Kemal Kılıçdaroğlu geçen gün kendine muhalif yazılar yazan bir gazeteciyi, Nefes gazetesi yazarı Ümit Zileli'yi aramış ve uzun uzun konuşmuşlar. Kılıçdaroğlu, Zileli'nin kendisiyle ilgili yazısında bir cümleye takılmış. Bakaın o cümle neymiş?
Önce şunu belirteyim.
“Bay Kemal” benim lafım değil.
Pek sevdiğim bir hitap şekli de değil.
Dün okuduğum bir yazıdan aldım, onun için tırnak içinde yazıyorum.
Bu lafın patenti, onu o koltuğa kayyım olarak tayin edenlere ait.
CHP’nin başına kayyım olarak atanan eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, bu tayinden sonra ilk defa kendisi aleyhine yazı yazan bir köşe yazarını aramış.
Nefes Gazetesi yazarı Ümit Zileli aradığı gazeteci.
Ben de olayı onun “Bay Kemal’in Beyhude İtirazı” adlı yazısından hayretler içinde okudum.
Yazı şöyle başlıyor:
“Önceki sabah telefonum çaldı…
Önce bir sekreter hanım, “genel başkanımızı bağlıyorum” dedi, birkaç saniye sonra ise telefonun öbür ucunda CHP’nin mahkeme kararıyla atanmış başkanı Kemal Kılıçdaroğlu vardı…
“Günaydın Ümit Bey” diye başladı söze, “Merhaba Kemal Bey” dedim. Epey uzun süren bir telefon konuşması yaptık… Öncelikle belirtmeliyim; bu görüşmenin yazılmamasını rica etti. O nedenle yaptığımız konuşmanın içeriğini tamamen anlatmayacağım.
Biri hariç!”
Tabii o “Biri hariç” ifadesi her gazeteci veya okuyucu gibi beni de anında merak içinde bıraktı.
“O biri hariç” denilen “Şey” nedir?
Şimdi sıkı durun…
(*)“Bay Kemal” yetkisi olmayan bir mahkemenin verdiği tuhaf bir kararla, 276 oy farkla kaybettiği bir koltuğa, tıpkı “Tavuk kayyımı” gibi oturtulmayı içine sindiriyor.
(*) Kaybettiği kurultayda oy kullanan ve kendi genel başkanlığı döneminde belirlenmiş 1366 delegenin 1000’den fazlası kendisine “Hemen kurultay yap” diye adeta demokrasi muhtırası veriyor.
Ona rağmen kurultaya gitmemeyi içine sindiriyor.
(*) Anketlerde kendi adını taşıyan kayyımlık idaresi yerlerde sürünüyor.
Bunu içine sindiriyor.
(*) Kendisine “Saray Kayyımı” lakabı takılıyor.
Onu içine sindiriyor.
(*) Partisinin seçilmiş milletvekillerinin bir avucu hariç hiç biri kendisini tanımıyor.
Onu içine sindiriyor.
(*) Bayramlaşma yapacağım diyor, bir elin parmakları kadar insan bile gelmiyor elini sıkmaya.
Onu içine sindiriyor.
(*) Girdiği 13 seçimi ve bir kurultayı kaybettiği; yerine seçilen insanın ise daha ilk girdiği seçimde CHP’yi yüzde 37 ile Türkiye’nin birinci partisi, Avrupa’nın en büyük sosyal demokrat partisi haline getirdiğini bile bile onu yargı kararı ile devirmeyi içine sindiriyor.
(*) Kurultay’da kaybettiği yeni genel başkanı karalamak için Mercedes arabasını sanki rüşvetle almış gibi sergileyip, o arabanın aslında kendine ait olduğu ortaya çıktığında, büyük bir pişkinlikle gülmeyi içine sindiriyor.
(*) Kısaca, bütün Türkiye’nin gözünde rezil olmayı içine sindiriyor…
Ama meğer içine sindiremediği bir tek şey varmış…
Neymiş biliyor musunuz?
Ümit Zileli’nin yazısından okuyalım onu da..
“Bay Kemal yazıma itiraz etmek için aramıştı… Yazdığım konular arasından yalnızca birine takılmıştı. Onu da şöyle açıkladı:
-Ben ABD büyükelçileriyle asla otel odalarında görüşmedim…”
Vah vah vah…Ona oy verip de hayatlarının en büyük hüsranına uğrayan milyonlarca insan parmaklarını uzatıp ona ağzına geleni söylediği şu günlerde o bir tek buna takılmış iyi mi….
Ne onurlu insan değil mi!
Saydığım bütün o konuları “Onur” meselesi yapmayıp, sadece bu konuya takılması…
“Git Allahaşkına işin gücün yok mu senin Bay Kemal” demezler mi…
Ama küçük bir mesele daha var.
Bay Kemal bu konuyu bir onur meselesi yapıyor da…
Onur meselesi yaptığı konuda bile doğruyu söylemiyor.
Ümit Zileli, “Her halde unuttunuz” diyerek; yer, zaman veriyor bir de şahit gösteriyor:
“24 Ekim 2013 günü, eski ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone ile Ankara Sheraton otelinin gözden uzak bir köşesinde yalnızca bir tercüman eşliğinde 2,5 saat görüştünüz Kemal Bey…”
Ümit Zileli bu cevabı verince, atanmış CHP kayyımı büyük bir pişkinlikle lafı döndürüyor ve şu cevabı veriyor:
“Bir parti liderinin büyükelçilerle görüşmesi, birlikte yemek yemesi normal değil mi?”
Bayanlar Baylar…
13 seçim kaybettikten sonra, 14’ncüyü de hediye etmek üzere “Tavuk kayyımı” atar gibi CHP’nin başına kayyım tayin edilen Kemal Kılıçdaroğu adlı kişi işte budur…
Hukukun en temel prensibi “Masumiyet ilkesini” bile umursamayıp, 16 milyon vatandaşın bizzat giderek oy vermesi ile “Cumhurbaşkanı adayı” ilan edilen bir insana, daha savunması bitmeden suçlu ilan edecek kadar kendinden geçmiş bir ihtiras bu…
Başkalarının onurunu hiçe sayarken, kendisi için “Onur meselesi” yaptığı tek şey de buymuş işte…
O bile doğru değil…
Son sözüm şu;
Amerikan büyükelçileri ile kapalı odalarda görüşmedim diyorsun…
Elbette bu günler geçecek…
Asıl o gün geldiğinde, CHP’nin başına kayyım tayin edilmek için kimlerle, hangi odalarda ne konuştun, ne pazarlıklar yaptın, ne vaatlerde bulundun, işte onu öğreneceğiz…
O gün geldiğinde telefonuna çıkacak bir gazeteci bile bulamayacaksın.
19 Haziran 2026 - ‘Bay Kemal’ sadece o gazeteciyi aramış ve bakın hangi cümleye takılmış?
18 Haziran 2026 - Dün Melekler Şehrinde dev binaların arasına kurulan bu Türk köyünün ‘Ağası’ kim?
16 Haziran 2026 - Müslüman belediye başkanı maçta burun kanatan koltuk için kaç para ödedi?
14 Haziran 2026 - 2000 yıl kapalı odanın kapısı açılınca dışarı çıkan şahane kadın
13 Haziran 2026 - Dün Selçuk Yöntem’i aradım ve “Bir kere daha ihanete uğradın” dedim