DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

Camera Lucida çöl festivalinde

25 Haziran 2026

Her yıl çölde düzenlenen Burning Man festivalinde sergilenen yerleştirme sanatı örneklerini incelerken özelikle dikkatimi çeken bir tanesi vardı ki, yaratıcı düşünce ortamı ile çölün bağlantısını çok güzel ortaya koyuyordu. 

Bu sanat yerleştirmesinin adı “Camera Lucida”ydı ve bir fotoğraf makinesi heykeliydi. Güneş doğarken veya batarken isteyen bu kamera heykelinin içine giriyor ve kendi fotoğraf makinesi veya cep telefonu ile heykelin “objektifinin” baktığı yönde fotoğraflar çekilebiliyordu. 

O heykel öyle bir yerleştirilmişti ki, heykelin objektifine denk gelen açı festivalin Playa denilen ve dev adam heykelinin ve anılara ait eşyaların sergilendiği müzenin yakıldığı bölüme bakıyordu. 

Kamera heykelinin yanında da meşaleler yanıyordu. Güneş batarken veya doğarken çölde muhteşem renk oyunları zaten kendiliğinden meydan gelirken, bir de yanan adamın yarattığı gölge oyunlarına meşalelerin etkisi de eklenince çekilen her fotoğrafta muhteşem bir renk oyunu oluşuyordu. 

Bu sanat yerleştirmesini yapanlar bizlere bu festivale bir de Roland Barthes’ın gözüyle bakmamız gerektiğini söylüyorlardı. Çünkü “Camera Lucida” Barthes’ın ölümünden kısa süre önce yazmış olduğu fotoğraf sanatı üzerine muhteşem kitabının adıydı. 

Yerleştirilen sanat eserinin adı olan “Camera Lucida” ile, bu festivalin anlamını tam anlamak isteyenler Ronald Barthes’ın çalışmaları aracılığıyla da düşünmek zorundadır mesajı veriliyordu. Camera Lucinda şifresi, yaşananlara bir de onun gözünde bakmamız için yapılan net bir çağrıydı.

Bu sanat eseri olmasaydı dahi festivalin her alanında Barthes bağlantısı zaten vardı. Çünkü festivalde tahtadan dev adam heykelinin ve anıları çağrıştıran objelerin sergilendiği alanın yakılmasıyla, dinlenilen müziğiyle, yapılan danslarıyla ve katılanların kıyafetleriyle ortada bir ilkel toplum ritüeli olduğu zaten açıktı. 

Ben Roland Barthes’ın Türkçeye “Çağdaş Söylemler” diye çevrilmiş “Mythologies” kitabını ne zaman okusam, büyük yazar Joan Didion’ın “Bizler yaşamak için kendimize hikâyeler anlatırız,” lafını hatırlarım. 

Barthes de modern kültürün var olmak için kendisine çeşitli konularda siyasi olmayan söylemler veya mitler geliştirmek zorunda olduğunu anlatır. Yani popüler kültür aynı zamanda bir çeşit efsaneler yaratma ortamıdır. 

Barthes çalışmasında deterjan reklamlarını, fal köşelerini inceleyerek bu tür efsanelerin yaratılma süreçlerini ve bunun dilini, semiotiğini inceler. 

Bizim Burning Man festivaline de bu “efsane yaratılması” süzgecinden bakmamızı isteyen Camera Lucida sanatının yaratıcısı da festivalde yaşanan temeldeki ilkel toplum ritüelinin, modern toplumun baskılarına karşı daha basit, daha tabiata dönük bir kültüre dönme arzusunu yansıtan ritüeller olduğunu söylüyor aslında. 

Barthes ayrıca Camera Lucida çalışmasının fotoğraf çekme sürecinde, fotoğraf çekecek kişinin ilgisi bağlamında konusunu aradığı “Sanctum” adını verdiği bir süreçten sonra, aradığını bulduğunu sandığı anda deklanşöre bastığı “Punctum” adını verdiği bir an olduğunu da söylüyor.

Fotoğrafta sanat, bu arayış ile bulma anının çakıştığı an yani sanctum ile punctum’un çakışma anında oluyor. Festivalde yerleştirilen kamera heykeli içine girip fotoğraf çeken herkes, heykelin yerleştirilme biçiminden dolayı bu sanctum ve punctum’un otomatik çakışmasından ibaret ideal fotoğrafı otomatikman çekmiş oluyor. Yani bence festivalde sadece Barthes’ın mitoloji söylemine değil fotoğraf sanatı hakkında söylediklerine de bir gönderme bulunuyor. 

Ayrıca festivaldeki ritüeller Barthes’ın teorilerine bir gönderme yapmanın yanı sıra okuduğum en aykırı düşünürlerden olan Bataille’a da göndermeler yapıyor. 

Temelde bir ilkel toplum ritüeli olan tahta adam heykelinin yakılması tabii ki simgesel bir insan kurban etme töreni, bu da insan kurban etme süreçleri üzerine çalışmalar yapmış Bataille’a bir bağlantı oluşturuyor. 

“Kötülük hayatın en temel gerçeklerinden biri,” diyen Bataille’a göre kötülük bir ahlaktan yoksunluk durumu ya da ahlak yetersizliği değil, tam tersine yerleşik ahlakı yadsıyan başka tür bir ahlakın koşuludur. 

Böyle alındığında kötülük, yasakları aşmanın ve kuralları ihlal etmenin bir yoludur ve “yüksek ahlak” bunu gerektirir. 

Nietzsche’nin çalışmalarına getirdiği özgün yorumlar bulunan Bataille’a göre yaratıcılığın kaynağı günahkârlık ve kötülüktür. Bataille’ın edebi metni olan “Gözün Hikâyesi”nden Susan Sontag kadar etkilenmiş olan Roland Barthes, Bataille’ın üslubunun insanın gerçek doğasına dokunduğunu söylemiştir.

Biraz daha Bataille’dan devam edelim.

Dev tahta adam heykelinin simgesel bir insan kurban etme töreni olduğunu söyledim. Bataille da bu törenlere takıntılıydı hatta bu konuyu araştırması için “Acephale” adlı bir örgüt de kurmuştu. Örgütün sembolü kafası olmayan bir adamdı. 

Ayrıca ben festivalin temelindeki anarşik görüşleri oluşturan Hakim Bey’in de Bataille’ın kötülük üzerine düşüncelerinden etkilendiğini düşünüyorum. Hakim Bey dünyanın en önemli İslam uzmanlarından birisi olduğu halde ve korsanlar üzerine, melekler hakkında ve İslamiyet’te skandallar konusunda çalışmaları bulunduğu halde dünyanın hiçbir üniversitesinde ona iş vermiyorlardı. Bunun nedeni de kendi iğrenç cinselliği üzerine yazmış olduğu ve dünyanın hemen her ülkesinde otomatikman suç sayılması gereken görüşleriydi. 

Hakim Bey’in bu yönü bana, Batille’a benzer biçimde bilinçli ahlak dışı davranıp daha yüksek ahlakın yakalanabileceğini savunan düşüncelerini çağrıştırıyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.