Yıl 2010. Deniz Baykal'ın kaset olayı patlamış, tam da istifa ettiği gün Kemal Kılıçdaroğlu Star televizyonunda Arena programına konuk olacak. Star'ın aracı havaalanında Kılıçdaroğlu'nu karşılamaya gidiyor ama o esrarengiz bir adamın arabasına gidiyor, sonra kanada da onunla geliyor.
Youtube kanalında iki kadın gazeteci konuşuyor.
İkisini de tanıyorum.
Biri Mine Özbek…
Ege Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı mezunu…
Uzun yıllar Uğur Dündar’ın “Arena” programında araştırmacı gazeteci olarak çalışmış.
Daha sonra Kanal D ve CNN gibi köklü kuruluşlarda haber editörü olarak görev almış iyi bir gazeteci…
Şimdi bir Youtube programı yapıyor.

Karşısındaki Ayşenur Yazıcı…
TRT ekolünden bir haber sunucusu.
Özel televizyon döneminin ilk sunucu neslinden…
Onların sohbetini dinliyorum.
Kibir yok, yukardan bakış, nobranlık yok.
Hakaret yok…
Sakin bir üslup…
Önce buna takıldım.
Sonra Mine Özbek öyle bir olay anlattı ki…
Yer yer, “Müfettiş” romanı, yer yer “Zübük” hikayesi okur gibi kahkahalar atarak izledim.
Ama sonunda beni çok düşündürücü iki soru geldi…
Çünkü CHP’ye 13 defa seçim kaybettirmiş bir genel başkanın karakteri üzerine çok ilginç bazı ipuçları veriyor.
Şimdi ben aradan çekiliyorum.
Arena’nın araştırmacı gazetecisi ve editörü, o gün “Kamera arkasını” anlatıyor:
“Baykalla, rahmetli Baykal’la bir ay önce haberleşmişiz ve bir ay sonrasına randevu vermiş. Arena programı yapacağız.
Ben o zaman hem genel koordinatörüyüm hem de Star’da özel haberler editörüyüm. Baykal bize konuk olacak…İki gün kala rahmetli Baykal’ı aradım. Dedim ki ‘Deniz Bey, bant mı çekeceğiz? Canlı mı olacak? İstanbul’a mı geleceksiniz yoksa biz mi Ankara’ya geleceğiz?
‘Ben İstanbul’a geleceğim’ dedi. ‘Bant çekelim. Ben oradan Brüksel’e devam edeceğim’ dedi.”
Buraya kadar her şey normal, planlar yapılmış. Ancak iki gün sonra oluyor.
Yine Mine Özbek anlatıyor:
“Fakat uçuş saatini bilmiyorum. Yayın günü aradım. Deniz Beyin telefonu kapalıydı. Ben de basın danışmanı Baki Bey(Özilhan) var, onu aradım. Baki Bey ‘Seni eve gidince seni arayacağım’ deyip telefonu kapattı…”
Olay birden esrarengizleşmeye başlamıştır.
Dinlemeye devam edelim:
“Bir süre sonra telefonuna bir mesaj geldi: Mine Hanım biz her şeyi iptal ediyoruz kusura bakmayın. Deniz beyin telefonlarını kapattık.”
Ne oluyordu Ankara’da?
O gece olay patlıyor.
Deniz Baykal’ın o malum kaseti Youtube üzerinden yayına veriliyor.
Ortalık tozdumun.
Tabii ki Arena’nın editörü açısından de acil bir sorun vardır. İki gün sonraya planlanmış bir yayın sözkonusuydu. Üstelik anonsları da başlamış.
Biz o gecenin tanığının ağzından kamera arkasında olup biteni dinlemeye devam edelim:
“Sabah 7.30’da kanala geldim. O gün İstanbul il başkanı olan Gürsel Tekin’i aradım. ‘Başımda böyle bir sorun var , buna birlikte bir çözüm bulmamız lazım’ dedim. ‘Ben sayın genel başkan nasıl hareket edecek bilmiyorum. Siz en iyisi Grup Başkanvekili Kemal Bey’i arayın’ dedi.”
“Saat 8.30’da Kemal Bey’i aradım ve ‘Konuksuz kaldık lütfen siz gelin’ dedim. ‘Tamam anlıyorum gelirim ama Pazartesi geleyim. Çünkü genel başkan nasıl bir açıklama yapacak bilmiyoruz. Önce onu görelim’ dedi. Ben de onu karşılamak ve stüdyoya getirmek için bir araç göndereceğimi söyledim.”
Evet buraya kadar çok sıradan bir gazeteci siyasetçi diyaloğu. Haber değeri bile yok.
Ama o Pazartesi günü var ya…
İşte o gün geldiğinde işler bir gazeteci için birden daha ilginç hal alıyor.
Çünkü CNNTürk’ün Parlamento ve CHP muhabiri Sema Bingöl, Deniz Baykal’ın istifa edeceği bilgisini verir.
O andan itibaren Mine için kriz fırsata dönüşmüştür.
Düşünseniz ya, CHP Genel Başkanı kaset olayından dolayı istifa edecek, partinin grup başkanvekili o sırada Arena stüdyolarında.
İşte bu heyecanla Havaalanına bir araç gönderilir. Sürücü Yüksel isimli bir ulaşım görevlisidir.
Bir süre sonra Yüksel’in binaya yaklaştığı haberi gelir.
Mine karşılamak üzere kapıya çıkar. Araç gelir.
Ama içinde Kemal Kılıçdaroğlu yoktur…
Sözü tekrar Mine’ye bırakıyorum:
“Arabada Yüksel’den başka kimse yok. ‘Nasıl yani’ dedim.”
O anı da ulaşım görevlisi Yüksel’den dinleyelim:
“Mine Hanım Kemal Bey geldi. Ben kapıyı açıp kendisini araca davet ettim. Tam o sırada bir adam geldi. Kemal Bey’in elindeki çantayı kaptı, onu kolundan tutup biraz ilerdeki bir arabaya götürdü. Ben öyle kaldım.”
Gelen kişi, Kılıçdaroğlu’nu arabanın arka koltuğuna oturtmuş, kendisi de direksiyona geçip arabayı çalıştırmış.
Yüksel de arabasına binip, yolda onları geçip, “Hiç olmazsa önden gidip haber vereyim” demiş.
Mine soruyor: “Kemal Bey hiç itiraz etmedi mi?”
“Hayır etmedi, arabaya bindi oturdu.”
Söz tekrar Mine’de:
“Peki geliyor mu’ dedim. ‘Geliyorlar’ dedi. Demeye kalmadan geldiler zaten.”
“Durum şu. Kemal Bey’in yanında hayatımda hiç görmediğim bir adam var. Bekliyorum ki Kemal Bey tanıştırsın. Şoförü desem değil. Koruması değil. Adam bir de onunla aynı hizada yürüyor. Kim bu adam, nezaketsizlik etmek de istemiyoruz ama biz program yapacağız.
Uğur Dündar var yani, o zamanlar star. Haberi sunuyor. Anchor yani Aynı zamanda Arenayı da yapıyoruz. Uğur Bey bana bakıyor, gözleriyle ‘Kim bu adam’ diye soruyor. Yani hani orası bizim özel şeyleri de konuşacağım odamız. Ne adam ismini söylüyor, ne Kemal Bey kim olduğunu…”
Anlattığından çıkardığımız şu.
Adam bir de münasebetsiz biri.
“Adam durmadan masaya koyduğumuz şeyleri yiyor. Gayet mutlu sigara içiyor. Bir sigara da istiyor. Onu da alayım, bunu da alayım. Sanki tatil köyünde gibi bir havada. Bizi delirtmek üzere.”
Tam o sırada iyi bir fırsat doğuyor. Uğur Dündar hakkında Nedim Şener’in yazdığı ‘İşte Hayat’ adlı kitap çıkmış. Kılıçdaroğlu “Kitap bana gelmedi” deyince, Mine hemen “İki tane getirin burada verelim” diyor.
İkinciyi istemesinin nedeni şu: Uğur Dündar ona da imzalayacak ve bundan yararlanarak ‘adınız ne’ diye soracaklar.
Kitap geliyor ve adam ilk defa adını söylüyor:
“Seyfullah Beysülen…”
“Bu ismi duyar duymaz arkadaşlara mesaj atıp Google’layın dedim. Kimmiş bu adam? Yok o gün Google’da böyle bir adam yok.”
Tam o sırada Ankara’dan beklenen haber de geliyor. Deniz Baykal istifasını açıklıyor. Hemen stüdyoya giriyorlar. Her şey hazır 5 dakika sonra yayın başlayacak.
İşte tam o sırada Ankara’dan hiç beklemedikleri bir telefon geliyor.
Arayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Özel Kalem Müdürü Şükran Kütükçü’dür…
Gerisini Mine’den dinliyoruz:
“Mine Hanım, kusura bakmayın çekimde misiniz” dedi ve direk şunu sordu:
‘Orada Kemal Bey’in yanında Seyfullah diye biri var mı?’
‘Var’ dedim, sabahtan beri burada yanımızda, yiyip içiyor.
Bunun üzerine Şükran Hanım ‘Hemen kovun o adamı oradan Kemal Bey nefret eder’ dedi.
‘Allah, Allah’ dedim. ‘Bir yanlışlık olmasın. Kemal Bey adamla beraber geldi, hiç öyle nefret eder bir hali yok.’
Israr etti.
Hemen kovun…”
Peki sonra ne oldu?
Program bitiyor.
“Bizim stüdyoların arka çıkışları vardır. Oradan kulisten çıkarırsın. Biz de tabii atraksiyon yaptık. Uğur Beyle onu oradan çıkaracağız. Seyfullah’a haber vermedik. Yan yana gidiyoruz. Başka kimse yok. Kemal Bey’e dedim ki, “Sayın Kılıçdaroğlu özel kaleminiz aradı. Bu Seyfullah Bey…’ dememe kalmadı, ‘Ah sormayın Mine Hanım. Kusura bakma ben size çok mahcup oldum’ dedi.”
Ancak o sırada beklemedikleri bir şey daha oluyor.

Seyfullah yine o pişkin ifadeyle kapıda beliriyor. Oradaki telaştan bir şeyler olduğunu hissedip kapıya çıkmış.
Bir anda kapıda şöyle bir manzara oluşuyor.
Kanalın ulaşım görevlisi Yüksel kapıyı açmış Kemal Bey’i arabaya davet ediyor.
Öteki tarafta Seyfullah elindeki çantayı almış, kolundan tutup arabaya çekiyor.
Sonuç?
Kemal Bey tereddütlü bir ifade ile Mine ve Uğur’a bakıyor, yine Esrarengiz Seyfullah’ın arabasına binip gidiyor.
Olay ilk bakışta komik gibi duruyor…
Ama biraz derinine girince alttan çok ilginç bir psikolojik portre çıkıyor.
“Kim kolundan çekerse oraya giden bir Kemal Kılıçdaroğlu…
Basit bir nezaket ve kırmama gayreti mi…
Yoksa kim kolundan tutarsa oraya çekilen kararsız bir kişilik mi…
Arena ekibi o gün Google’da bulamamış ama ben bugün Google ve Chat GPT’ye sorunca şöyle bilgiler geldi:

“Bingöl doğumlu eski bürokrat ve 2009 yılında kaybettiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanlığını yaptı. Ayrıca İstanbul 2’nci bölgeden milletvekili aday adayı olmuş. Çalışma Bakanlığında Kılıçdaroğlu döneminde çalışmış. ”
Bir de “X” paylaşımına baktım.
Son paylaşımını 2023’de CHP Kurultayı’ndan sonra yapmış.
Önce Özgür Özel’i kutlamış…
Parti Meclisi’ne aday olmuş ama sonra adaylığını çekmiş.
Bu kişilik portresine bakarken aklıma şu soru geldi?
Acaba Baykal istifa ettikten sonra yine biri kolundan tutup genel başkanlık koltuğuna mı oturttu…
13 seçim hezimetinden sonra hala kolunu bırakmayıp “Otur oturduğun yerde” mi dedi?
Kemal Bey ABD gezisi sırasında esrarengiz biçimde 8 saat boyunca ortadan kaybolmuştu.
Ne olduğu hiç anlaşılamadı…
Acaba o gün yine bu “Seyfullah” gibi kıramayacağı biri kolundan tutup bir yerlere mi götürdü…
Ve yaşadığımız şu son olaylar…
Bir insan, 13 kere başarısızlığa rağmen kendini hala genel başkan olarak tutmuş bir partiye yapılan “Kayyım operasyonuna” nasıl alet olur ki…
Acaba yine “Biri” mi devreye girdi…
Yine de yazıyı daha espirili bir soru ile bitireyim.
Acaba Kemal Bey, böyle bir “Bay Kemalliği” kabul ederken, bu pişkinliği de o gece mi öğrendi…