Alevi ve Bektaşilerin en kutsal günlerinden biri, CHP içi mücadelenin de savaş alanına döndü. Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul'daki bir programa gelmek istedi, tepki göreceği endişesiyle katılmadı. Buna karşılık Özgür Özel Garip Dede Cemevi'ndeki törendeydi, orada bir de konuşma yaptı.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde 21 Mayısta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin aldığı mutlak butlan kararından beri devam eden iç savaşta partinin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, atanmış genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı bir simgesel zafer daha elde etti.
Üstelik son zafer, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendine en büyük siyasi dayanak olarak görmek istediği bir kesimin, Alevi toplumunun önünde yaşandı.
25 Haziran Perşembe, Türkiye’deki Alevi-Bektaşi toplumu için en kutsal günlerden biri olan On Muharrem Orucu matemiydi, yani “Aşure Günü”ydü. Her yıl bugün önemli anmalar yapılıyor, Kerbela şehitleri için dualar ediliyor.
Mahkeme tarafından genel başkan olarak atandığı CHP’nin başında kendine siyasi meşruiyet arayan Kemal Kılıçdaroğlu bu anma törenleri için İstanbul’a gelmek, üstelik bu gelişini İstanbul girişinde “dev bir konvoyla” karşılanarak gövde gösterisine çevirmek istedi. Ama Alevi örgütleri Kılıçdaroğlu’na “Gelme” dedi.
Bunun üzerine Kılıçdaroğlu satır aralarına sitemler gizli bir açıklama yaptı:
“Hiçbir inancı, hayatımın hiçbir döneminde siyasetin ve propagandanın malzemesi yapmayı doğru görmedim. İslam inancının en müstesna zamanlarından olan Muharrem ayının ve Aşura gününün de siyasi polemiklere, gerilimlere, kavgalara, propaganda hesaplarına ve istismara konu edilmesine müsaade etmeyecek; en azından bu utancın ve bu vebalin bir parçası olmayacağız.
Bizim nazarımızda toplumsal ve manevi değerler; siyasi ikbal hesaplarından ve günlük siyasi kazanımlardan çok daha kıymetlidir. Bu değerlere karşı gösterilmesi gereken özen, her türlü siyasi hesap ve beklentinin üzerindedir. Bu anlayışla, programımızda yer almasına rağmen, içinde oluşan atmosfer nedeniyle Aşura etkinliğine fiziken katılmamanın daha doğru, daha anlamlı ve daha isabetli olacağı kanaatine vardık.
Çünkü bazı zamanlarda en doğru duruş, kalabalıkların içinde görünmek değil; inancın siyasete malzeme edilmesine ortak olmamaktır. Aşura etkinliğine yönelik mesajımı, gönül birlikteliğimizin ve muhabbetimizin bir nişanesi olarak sizlerle paylaşıyor; bizi en doğru anlayacağına inandığım bütün canlarımızı en kalbi duygularımla selamlıyor, Muharrem ayının ve Aşura’nın birlik, kardeşlik ve hakikat ikliminin hepimize hayırlar getirmesini diliyorum.”
Gürsel Tekim gibi isimler Kılıçdaroğlu’nun İstanbul’a gelişini bir siyasi gövde gösterisine çevirmek istemişlerdi. Ankara’dan kara yoluyla gelecek olan atanmış genel başkanı Çamlıca Gişeler’de “büyük bir konvoyla” karşılamaktan söz ediyordu Gürsel Tekin ama bu konvoyun da yeterince gösterişli ve büyük biçimde oluşturulamadığı anlaşıldı.
Zaten Kılıçdaroğlu da İstanbul’a gelmekten vaz geçince o konvoy da görülemedi.
Buna karşılık CHP’nin seçilmiş genel başkanı ve Grup Başkanı Özgür Özel’in aynı törenlere katılmasında hiçbir sorun çıkmadı. Özel, İstanbul’da Garip Dede Cemevi’ndeki On Muharrem Orucu programında, “Gerekirse baş vermeye ama baş eğmemeye söz veriyorum. Hacı Bektaş’ın ektiği tohuma su vereceğime, su verenlere yoldaş olacağıma bir kez daha söz veriyorum. İncinsem de incitmemeye söz veriyorum” dedi.
Özel’in burada yaptığı konuşmada parti içi mücadeleye ima yoluyla referans verdiği tek nokta belki şuydu:
“Bu topraklar çok acı gördü ama Alevi toplumu acıyı hep sessizce taşıdı. Sizler her çağın Kerbela’sında mazlumun yanında oldunuz. Mağdur oldunuz ama hiçbir zaman zalim olmadınız. Bugün de zalimin karşısında, mazlumun yanında dimdik duran canlara yürekten teşekkür ediyorum.”
Özel konuşmasında CHP’de yaşananlara doğrudan da değindi ama o sözleri daha genel siyasi nitelikteydi:
“Biz bugün ağır saldırılar altındayız. Operasyonlara, tehditlere, şantajlara, kayyımlara muhatap olduk. Zulüm gördü arkadaşlarımız, görmeye devam ediyorlar. Çile çekiyorlar, cezaevlerinde tutuluyorlar. Her türlü ağır saldırının altındayız. Ve bu saldırılar karşısında memleketin güzel insanlarının vicdanlarından, siz canların o temiz yüreklerinden başka sığınacak hiçbir yerimiz yoktur. Biz kalp gözüyle bakmaya, nefis karanlığını marifet ışığıyla aydınlatmaya, kendine ağır geleni başkasına yapma öğüdünü unutmayarak sizlerle yan yana, omuz omuza yürümeye devam edeceğiz. Yaşadığımız saldırılar; bu ülkenin demokratik yaşamını, adalet sistemini, barışını ve 86 milyonun kim tarafından yönetilmek istiyorsa onun tarafından yönetilmeyi seçme hakkını hedef almakta, iktidarın demokratik yollardan değiştirilebilir olmasını gündemden çıkarmaya çalışmakta, rıza yerine zoru, zorbalığı dayatmaya çalışmaktadır. O yüzden bugün verdiğimiz mücadeleyi asla bir parti mücadelesi, parti içi mücadele olarak görmüyoruz. Bu mücadele ülkenin birliğine, beraberliğine, huzuruna ve refahına kasteden bir kara düzene karşı 86 milyon için hep birlikte vermemiz gereken bir mücadeledir. Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin şu sözünü asla unutmuyoruz: ‘Hararet nardadır, sacda değildir; keramet baştadır, tacda değildir.’ Biz bu yolculukta taçları, makamları geride bıraktık. Sadece ve sadece milletimize inanarak yürüyoruz.”