Önceki gün telefonum çaldı.
Bende kayıtlı olmayan bir numaraydı.
Böyle durumlarda genellikle açmıyorum.
Ama daha önceden çok saygı duyduğum bir öğretim üyesi arayıp, uyardığı için açtım.
Arayan kişi “İyi günler Adım Seyfullah Beysülen” dedi.
O gün çıkan yazımda anlattığım Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında Uğur Dündar’ın Areni programına gelen esrarengiz kişiydi.
O yazı Google’ın bana gönderdiği rapora göre günün bir bölümünde en çok okunan haber olmuştu. Aynı gün 10Haber’de de günün en çok okunan yazısıydı.
“Mine Hanım o geceyi kendi gözünden anlatmış bir de benden dinlemek ister misiniz” dedi.
“Daha iyi ne olabilir, tabii ki” dedim.
“O zaman ben yazıp yarın size göndereyim” dedi.
Yazı dün geldi.
Seyfullah Beysülen o geceyi kendi gözünden anlatıyor.
Yazının bazı bölümleri Mine Özbek’e tepki ifadelerinden oluşuyordu.
O tarafları yazımı ilgilendirmediği için ben sadece yazımda geçen o gece olup bitenle ilgili bölümlerini aktarıyorum.
Öteki bölümlerini Mine Özbek’e de ilettim.
Önce kimdir bu “Esrarengiz Seyfullah Beysülen” ondan başlayalım.
“16 yaşımda bir çivi fabrikasında ağır işçilik yaparak çalışma hayatına başladım. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünü bitirdim.”
Bir de şu bilgi:
“Mine Hanım yayında SSK’da çalıştığımı söylüyor. Ben SSK’da hiç çalışmadım. Önce TCDD’de, daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda İş Müfettişi olarak görev yaptım. Oradan emekli oldum.”
O geceye ait teknik bilgiler:
‘Olay yeri’ Kanal D.
“Olayın tanıkları Mine Özbek, Uğur Dündar, ulaştırmadan Yüksel, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Seyfullah Beysülen ve telefonla katılım sağlayan “Şükriye”, yani Kemal Bey’in Özel Kalem Müdürü Şükran Kütükçü…
Bundan sonra Mine Özbek’in anlattıklarında “Kendi gözünden” bakıldığında görünenleri aktarıyor.
İlk sahne Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelişi sırasında havalanında onu karşılaması.
Esrarengiz Seyfüllah Beysülen birden ortaya çıkıyordu:
Onun gözünden ise bu sahne şöyleydi:
“Sayın Kılıçdaroğlu o dönemde CHP Grup Başkanvekiliydi. İstanbul’a gelişi, dönüşü, programı, kendisine kimin eşlik edeceği zaten ofisinin bilgisi dahilinde olurdu. Şükran Kütükçü’nün veya Kemal Bey’in ofisinin bilgisi olmadan benim Sayın Kılıçdaroğlu’nun hangi uçakla, kaçta geleceğini bilmem mümkün değildi. İstanbul programlarında ya ben ya da benim gibi partili bir akademisyen arkadaşımız kendisine eşlik ederdik. Bu, yıllar içinde oluşmuş doğal ve bilinen bir ilişkiydi.”
Bu noktada onun da hem Mine Özbek’e hem Şükran Kütükçü’ye bir sorusu var:
“Şükran Kütükçü benim orada olduğumu bilmiyorsa, bunu nereden öğrendi? Biliyorsa, zaten benim orada bulunmam onun veya Kemal Bey’in ofisinin bilgisi dahilinde demektir.”
Bir de Kılıçdaroğlu’na hitap şekli var.
“Yayında deniyor ki, Sayın Kılıçdaroğlu’na “Kemal Bey!” diye seslenmişim, kendisini aracıma yönlendirmişim. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu 32 yıldır tanırım. Kendisine hiçbir zaman “Kemal Bey” diye hitap etmedim. Müfettişlik geleneğinden gelenler bilir; aynı meslekten gelen büyüklere “Üstadım” denir. Ben de kendisine uzun yıllar “Üstadım”, genel başkanlığı döneminde ise “Sayın Genel Başkanım” diye hitap ettim.”
Ya onu kolundan tutup arabaya çekmesi konusu:
“Ben de dostlukla hadsizliği birbirine karıştıracak biri hiç değilim.”
Gelelim Kanal D içindeki ilk sahneye:
“Program öncesinde bizi Kanal D içindeki restoranda konuk ettiler. Masada Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Uğur Dündar, Nedim Şener, Ayşenur Arslan ve ben vardım.”
Mine Özbek, yayınında kendilerine o gece Deniz Baykal’ın istifa edeceği bilgisinin geldiğini söylüyordu.
Beysülen’e göre ise “Hayır öyle bir bilgi yoktu…”
“O masada Deniz Baykal’ın istifa edeceğine dair kesin bir istihbarat konuşulmadı. Anlatılanın aksine, masadaki genel kanaat Sayın Baykal’ın istifa etmeyeceği yönündeydi. Gizli siyasi hesapların, perde arkası pazarlıkların, derin fısıltıların döndüğü bir masa yoktu.”
Yayında durmadan sigara içtiği, bulunduğum yeri dumana boğduğu belirtiliyordu.
Ona cevabı da şu:
“Ben 2000 yılında, o zamanlar 4 yaşında olan oğlumun isteğiyle sigarayı bıraktım ve o günden beri sigarayı ağzıma sürmedim. Bahsedilen olay 2010 yılına ait olduğuna göre, anlatılan sigaraların dumanı gerçek olamaz.”
Bir de yayını beklerken durmadan bir şeyler yediği, bir şeyler istediği ve tatil köyü havasından davrandığı anlatılıyor.
Onun gözünden ise durum şu:
“Ben 20 yıl bürokratlık, milletvekili adaylığı yapmış biri olarak sofranın, misafirliğin, ikramın, hatırın ve mahcubiyetin ne olduğunu da nerede nasıl oturulup kalkılacağını da gayet iyi bilirim. Kaldı ki sağlık sorunları nedeniyle her şeyi yiyip içen biri de hiç olmadım.”
Gelelim final sahnesine…
Program bitiyor. Mine Özbek ve Uğur Dündar Kılıçdaroğlu’nu Seyfullah Beysülen’e haber vermeden stüdyonun arka kapısından kapıya götürüyorlar.
Ancak o bekletildiği yerden bunu farkediyor ve anında kapıda belirip, Kılıçdaroğlu’nu yine kendi arabasına bindiriyor.
O final sahnesinin onun gözündeki versiyonu ise şöyle:
“Kanal D’ye hayatımda yalnızca bir kez gittim. Binanın arka kapısını bilmem, telsiz düzenini bilmem, içeride kim nereden çıkar, kim nereye gider bilmem mümkün değildir. Beni gideceğim yere Kanal D görevlileri yönlendirmiştir.”
Bir de Kılıçdaroğlu’nun ayrılırken, “Ne yapayım bu adam böyle” anlamına gelecek bir şey söylediği meselesi var.
“Sayın Kılıçdaroğlu’nun benim hakkımda yayında aktarıldığı gibi ifadeler kullandığına inanmam mümkün değil. Kendisini 32 yıldır tanıyorum. Nezaketine, insan ilişkilerindeki ölçüsüne, kelimelerini seçerken gösterdiği dikkate çevresindeki herkes gibi yakından tanıklık etmiş biriyim.”
Tabii bunları okuyunca ve Kılıçdaroğlu’nun kayyımlık meselesi de gündeme geldiğine göre, bugün ilişkileri ne durumda?
“Sayın Kılıçdaroğlu ile ilişkim, yıllara dayanan bir dostluk, yoldaşlık ve siyasi yol arkadaşlığı ilişkisidir. Kendisine karşı her zaman saygılı oldum. Yakınlığımızı da mesafemizi de bilen bir insanım. Ayrıca belirtmek isterim ki, Sayın Kılıçdaroğlu ile dostluğumuz hala devam.”
Bunlar Mine Özbek’in Youtube yayınında anlattıkları ile Seyfullah Beysülen arasındaki konulardı.
Bir de benim şahsen merak ettiğim bir şey vardı.
Beysülen X’te son paylaşımını, Kılıçdaroğlu’nun 276 oy farkla kaybettiği o malum 2023 Kurultayından sonra yapmış ve Genel Başkan Özgür Özel’e başarılar dilemişti.
O günden sonra bir daha X paylaşımı yapmamış,
Onu da sordum.
“Sosyal medya 2023’ten beri halkımız tarafından bir linç merkezi olarak kullanılıyor.Bunu protesto için uzun süredir sosyal medya kullanmıyorum. Özellikle CHP’yi düşündüğünüzde doğru bir karar olduğuna inanıyorum.”
Evet, Deniz Baykal’ın bir özel hayat kaseti nedeniyle genel başkanlıktan istifa ettiği ve 13 seçim hezimetiyle sona erecek Kılıçdaroğlu döneminin açıldığı ve muhtemelen ilk çıkışını yaptığı bu tarihi gecede yapılan yayının kamera arkasındaki iki tanığının gözünden arka planını dinlediniz.
CHP tarihinin belki de en büyük varoluş krizinin ilk temelleri o gece atıldı.
13 hezimetin kahramanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında o gece havalanından, gittiği son yere kadar bir tek kişi vardı.
“Sonun başlangıcının” gecesinin belki de tek tanığıydı.
O insan bugün konuşan “Esrarengiz Seyfullah Beysülen’di…”
İyi de kimdir öyleyse bu, o gece bir kasetle genel başkanlık yolu açılan; 13 seçim kaybına rağmen koltuğunu koruyan, o koltuğu kendi partisinin Kurultayında kaybeden, sonra yargı yoluyla tekrar ele geçiren “Yetenekli Bay Kemal…”
Mine’ye göre , “Kolundan tutup götürülen…”
Seyfullah Beysülen’e göre ise göre sadece “Üstadım” diye hitap edilen biri…
Belki bir gün o gece gidip gelirken arabada baş başa neler konuştuklarını da öğreniriz.
25 Haziran 2026 - “Mine Hanım, Kemal Beyin yanında Seyfullah diye biri var mı?”