Soccer player kicks the ball vigorously at the stadium Bu pazarın öyküleri doğal olarak futbolla ilgili. İlki benden, yanıtlayan öykü Gültekin Emre’den.
Umarım yakında yayımlanır da hepsini topluca okursunuz.
Takımda epeydir, orta saha sıkıntısı çekiliyordu. Var dediklerimiz de ne hücuma çıkabilecek yetenekteydi ne de defansa yardım edecek durumdaydı. İleri uçta, sol kanat epeydir işlemiyordu.
Sakatlıklar veya takımdaki rekabet eksikliği nedeniyle etkisizdi. Atak üretemiyor, şut atamıyor, santrfora asist yapamıyordu. Sağ kanatta ise aşırı bir yığılma vardı. Orda da kim oynasa, rakip takıma topu kaptırıyor veya defansımıza koşup tehlikeli atakları önlemeye çalışırken kendi kalesine gol atıyordu.
Geri 4’lü 6’lı olmuştu, gerçekten geriydiler. Çoğu veterandı ve güçsüzdü.
Her anlamda iyi beslenemiyorlardı. Oyuna sonradan giren yabancılar ise sadece kendi kariyerleri için çabalıyor, çalım üstüne çalım ya da kendini yere atıp faul kazanma dışında iş yapamıyor, sonra da yerlileri beceriksizlikle suçluyorlardı.
Yabancı oyuncuların aldıkları büyük paralara bakınca, değirmenin suyunun nerden geldiği anlaşılmıyordu.
Takım aslında borç batağındaydı. Oyuncular maaşlarını aldılarsa kendilerini şanslı hissediyordu.
Bazıları şike yaparak veya bahis oynayarak ek gelir sağlamaya çalışıyordu.
Santrafor ceza sahasında geziniyor, sık sık kendisini yere atıyor, penaltı almaya çalışıyordu.
6-0-3 gibi, dünya futbol literatüründe olmayan bir taktikle sahaya çıkılıyordu.
Bir kişi baştan eksiktik.
Onurlu şekilde bile yenilemiyorduk. Takımın en büyük zaferi, kurulurken kazandığı Avrupa kupasıydı.
Tabii o zaman takımda Messi gibi bir oyuncumuz vardı. Ve tüm takım ona çalışıyordu.
Şimdi ise takım takımlıktan çıkmıştı.
Teknik direktör, “Elimizden bir şey gelmiyor fazla. Malzeme bu işte”, diyordu.
Yorumcular altyapıya önem verilmesi, gençlerin takıma kazandırılması, kuruluş ruhunun hatırlanması ve içselleştirilmesi gerektiğine inanıyorlardı.
Gençlerse kapağı yabancı bir takıma atıp, bir an önce para kazanmak, bu takımdan kurtulmak peşindeydi. Hakemler mi? Onlar bir başka telden düdük çalıyordu. Adil kararlar yerine, sürekli takımın aleyhine fauller vererek, moral bozuyor, olası galibiyetlerimizi bir başka bahara veya umuda erteliyorlardı.
VAR’dan gelen kararlar ise uygulanmıyordu.
Avrupa maçlarında başarımız, mucizelere kalmıştı.
Bu gidişle takımın bir alt kümeye düşmesi kaçınılmazdı.
Önümüzdeki maçlara bile bakamıyorduk. Yabancıların kendi aralarındaki maçlarını izliyor, onlardan birini tutarak teselli arıyorduk hep.
Messi’mizi ise çok özlüyor, her fırsatta anıyorduk.
***
Sen bilmezsen kim bilecek deme bana.
Ne demek şimdi bu? Neden söz ediyorsun?
Neden demeyecekmişim?
Ben onları bilmem de ondan.
Yahu sen hiç takım tutmuyor musun?
Ne akımı yahu? Akım mı, akın mı neyse o nereden, neresinden nasıl tutacağım ki?
Yahu, takım takım!
Anladım da kahvedeki takımdan mı söz ediyorsun? Yemek takımından mı? Kayak takımından mı? Çatal bıçak kaşık takımından mı?
Mahalledeki bizim okul arkadaşlarından mı söz ediyorsun? Kızlarla olduğumuz gruptan mı söz ediyorsun?
Bırak bunları, bunlardan değil, futboldan, futbol kulüplerinden, futbolculardan söz ediyorum.
Ya bunlarla benim ne işim ola bilir ki?
Ya işinin olması gerekmiyor. Senin tuttuğun, heyecanlandığın futbol takımı yok mu? Bak memleket hop oturup hop kalkıyor maçlarda.
Ha öyle desene! Komşularımdan biliyorum bunu, onların bağırıp çağırmasından.
Diyorum da sen lafı başka yerinden anladığın için anlaşmamız kolay olmuyor. Söyle bakalım tuttuğun takımı.
Bir zamanlar, yani çok eskiden yani ben çocukken nedense Fenerbahçe’yi tutardım etrafımdaki herkes tutuyor diye. Sonra sonra…
Eee, sonra sonra?
Tutmaz oldum. Daha doğrusu tutmayı unuttum işten güçten fırsat bulamadığım için. Sağın solun önermelerine kapılamadım bir türlü. Takımsız kalmaya çalıştım.
Ya takım tutmanın iş güçle ne ilişkisi var anlayamadım.
Olmaz mı? Para derdi, geçim derdi, iş derdi, çocukların eğitimi… sayayım mı daha? Bak, geçim derdine gel de sırtını dön. Emekli olunca, halim de ortada olunca ne yapacaksın? Maçlara nasıl para yetiştireyim?
Bunlar herkesin başında. Peki, onlar nasıl takım tutuyor ve takımlarını destekliyor?
Orasını bilmem. Benim takımımı destekleyeceğim diye ne yurtdışına ne de ülkemizde o şehirden bu şehre gidecek ne zamanım ne de param pulum var. Gidenler nasıl gidiyor?
Gidenlere sor bana değil. Onları parayı nereden buluyorlar ben nereden bileyim. Yok yok biliyorum da nasıl söyleyeyim?
Yabancı oyuncuları büyük paralar vererek getiriyorlar takımlarını güçlendirsin diye.
Ülkemizde oyuncu mu kalmadı da yabancılara para veriyorlar. Yabancılara vergi indirimi. Yabancılara her türlü izin. Yabancılar bölüp parçalasın içimizi dışımızı değil mi?
Çok gol atan ve takımını ligin en tepesinde çıkaran, orada tutan oyuncular genellikle yabancılar.
Her alandaki yabancılar omuzlarda taşınıyor. Bunu biliyorum, görüyorum.
Bizim başarılı oyuncularımızda Avrupa futbol kulüplerinin göz bebeği.
Demek öyle! Peki bu ne işe yarıyor?
Maçları izlemek için o şehirden bu şehre gitmene gerek yok.
Ya?
Geç televizyonun karşısına, al yanına biranı, çekirdeğini. Dik gözünü oyunculara. Söve saya izle maçı. Takımın gol yiyince üzül, büzül, bas küfrü; gol atınca sevin, tepin. Sağdan soldan orta direğe hücum et!
Senin odanda ünlü takımların fotoğrafı, en ünlü en çok gol atan oyuncuların posterleri de yoktur! Futbolcu kartları biriktirmiyorsundur.
Ya bugün nerden çıktı mı takım, oyuncu, gol-mol sohbeti?
Bu akşam büyük, çok önemli bir maç var da onun heyecanını yaşıyorum. Yerimde duramıyorum. Başka bir şey düşünemiyorum. Aklım, gönlüm yeşil sahada. Maça gideceğim de seninle zaman dolduruyorum.
Biz dünyayla maçımızı yıllar önce yapmadık mı? Yenmedik mi onları her türlü sahada? Orta sahaya sıkıştırılanların önü tıkandı günümüzde. Maçlar nasıl kazanılacak?
Ya sen de neler söylüyorsun?
Hay senin gibi… neyse. Çekil git başımdan. Düş yakamdan! Cehennem ol! Nereye gidersen git!
Git kimle maç edeceksen et, beni rahat bırak.
28 Haziran 2026 - Pazarın futbol öyküleri için tribüne buyrun
27 Haziran 2026 - Oynaya oynaya gelin, demiştik bizim çocuklar!
26 Haziran 2026 - Bu yazıyı okumanıza değer!
21 Haziran 2026 - İki öykü okuyana biri bedava dermişim!
20 Haziran 2026 - İfşa Ediyorum! Spoiler içeren bilimkurgu düşüncelerim var