ABD’de Trump ile aşırı sağcı müttefikleri iktidarda ve bütün dünyanın “aşırı sağ” partilerini destekliyor. Avrupa’nın üç büyük ülkesinde aşırı sağın yönetime gelmesine ramak kalmış. Kapitalist düzenin temsilcileri “sol yükseliyor” paniği içinde. Dertleri yılanın başını küçükken ezmek olsa gerek.
İki haftadır ABD’de kıyamet kopuyor. Büyük bir deprem olmuş, şok dalgaları Avrupa’ya kadar ulaşmış, şimdi artçılar gelecek diye bir endişe, bir panik…
ABD’de 3 Kasım’da yapılacak parlamento ara seçimlerde partinin adaylarını belirlemek için Demokratik Parti’nin yaptığı ön seçimleri, önce New York’un üç bölgesinde, Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin aktif destek verdiği demokratik sosyalistler kazandı, ardından da bunlara Colorado’da bir dördüncüsü eklendi. Bu dört adayın seçilmesi, “sol yükseliyor,” diye bir vaveylâ kopmasına neden oldu.
En çok paniğe kapılanlar Demokratik Parti’nin “kurulu düzenini” temsil eden parti ileri gelenleriydi. Maazallah bu sosyalistlerin yükselişi sürerse partide bir değişim dalgası baş gösterebilirdi. Cumhuriyetçi partililer için bu aşamada 3 Kasım parlamento ara seçimlerinde hangi demokratın seçileceği değil, kaç demokratın seçileceği önemliydi. Ancak orta vadede, ciddiye alınması gereken bir tehdit söz konusuydu. Bu “komünistler” servet vergisi filan getirmek istiyordu.
Etekleri tutuşanlar arasında bir de ana akım medya vardı. Wall Street Journal, “kurucu babalarımız, gücün ayak takımının elinde toplanmasına karşıydı,” demeye kadar götürdü işi. Economist ise, Z-Kuşağı sosyalistleri “refahı tehdit ediyorlar,” diyordu.

Demokratik Partinin bu “sol kanat” temsilcilerinin üçü önceki hafta New York’taki ön seçimlerden galip çıkmıştı. Kendisi de büyük bir yankı uyandırarak koltuğuna oturan New York Belediye Başkanı, demokratik sosyalist Zohran Mamdani, bu aday adaylarına aktif destek vermiş ve seçilmelerinde önemli rol oynamıştı. Bunların ikisi ön seçimi kazanırken Demokratik Parti’nin ağır toplarını saf dışı bırakmıştı.
56 yaşındaki Brad Lander dört yıldır Demokratik Parti’den Temsilciler Meclisi üyesi olan Dan Goldman’ın yerine partinin bölgedeki adayı olarak seçildi. Dan Goldman, güçlü bir isimdi; Donald Trump’a ilk döneminde açılan görevden alma davasında baş danışman olarak bulunmuş bir eski federal savcıydı.
32 yaşındaki Darializa Avila Chevalier, 10 yıldır milletvekili olan Adriano Espaillat’ı yenerek 3 Kasım seçimlerinde Demokratik Parti’nin adayı olma hakkını kazandı. Adriano Espaillat halen ABD Kongresi’ndeki Hispanik Grubu’nun (ABD’de yaşayan İspanyol veya Latin Amerika kökenliler) başkanlığını sürdüren güçlü bir milletvekili olarak tanınıyordu.
37 yaşındaki Claire Valdez ise, emekliye ayrılan bir Demokratik Parti Temsilciler Meclisi üyesinin boşalan koltuğu için yarışan üç parti üyesini geride bırakarak seçildi.
Bu üç adayın da kampanyaları, klasik “ılımlı Demokrat” çizgiden uzak bir şekilde kiracılar, sendikalar, göçmen toplulukları ve Filistin dayanışması üzerinden şekillendi. Hepsi, bir eksik-bir fazla, savaşa harcanan fonların sosyal hizmetlere ayrılması, geçim sıkıntısı, konut sıkıntısı, ücretsiz sağlık hizmetleri, göçmen polisinin lağvedilmesi gibi temalarla kampanyalarını sürdürdüler; İsrail karşıtlıklarını açıkça sergilediler. Her üç aday da taban örgütlenmesine ve küçük bağışçılara dayanmış; iş dünyası, kripto para ve AIPAC (İsrail Lobisi) bağışlarını kabul etmemişti.
Koyu Demokrat seçim bölgelerinde Demokratik Parti’nin ön seçimini kazandıkları için bu üç adayın Temsilciler Meclisi’ne girmelerine garanti gözüyle bakılıyor. Bu yüzden, Zohran Mamdani’nin aktif desteği de sadece kişisel bir tavır olarak değil, demokratik sosyalist hareketin yerel başarılarını Kongre sıralarına taşıma girişimi olarak görülüyor. “Mamdani meclise kendi taraftarlarını yerleştirdi” gibi yorumlarla karşılanıyor.

“Mamdani’nin adamları”nın üzerine geçen hafta bir de Colorado’da 29 yaşındaki bir genç kadın, Melat Kiros, 30 yıllık bir temsilciler meclisi üyesini, Diana DeGette’yi yenerek adaylık hakkını kazandı.
Kiros’un Denver Colorado’da ön seçim kazanması New York’takilenden daha büyük sarsıntı yarattı. Kiros, bu ön seçimi kazanarak, demokratik sosyalistlerin ABD’nin doğu kıyıları dışında da taraftar bulabildiğini göstermişti. Arkasında Mamdani gibi bütün etkinliklerine katılacak aktif bir destekçisi yoktu. “Demokratik Sosyalistler”in efsanevi ismi 85 yaşındaki senatör Bernie Sanders genç adaya desteğini açıklamıştı, ama o kadar… Büyük ölçüde kendi çabasıyla, Demokratik Parti tabanının desteğiyle yükselmişti. Rakibinin zengin Demokratlar’dan ve şirketlerden 1,3 milyon dolar fon sağlayarak, özellikle son iki ayda yoğun biçimde aleyhinde yürüttüğü reklam kampanyasına rağmen düşük bütçeli ve tabanın bağışlarına dayalı bir kampanyayla ön seçimi kazanmıştı.
Kiros’un hikayesi de ilginçti. Etiyopya’da doğan ve bebekken ailesiyle geldiği ABD’de eğitim görerek avukat olan Melat Kiros, 2023’te on-line bir platformda yayınladığı bir yazıda, kendi şirketi de dahil olmak üzere avukatlık şirketlerini, İsrail’den yana tavır almaları, Filistin yanlısı protestoları ifade özgürlüğü olarak görmemeleri nedeniyle eleştirmiş, “Gelecekte İsrail hükümetinin eylemlerini ve meşruiyetini eleştiren hiçbir avukat iş bulamayacak” demişti. Çalıştığı şirket, bu yazısını geri çekmesini istemiş ve Kiros, bu talebi kabul etmeyince işten çıkarılmıştı.
Melat Kiros, bu olaydan sonra, yetiştiği Colorado’ya geri dönmüştü. Bir doktora programına yazılmış ve okul giderlerini karşılamak için bir kahve dükkanında “barista” olarak çalışmaya başlamıştı. Ara seçimlerden bir yıl önce de milletvekili aday adaylığını ilan etmişti.
Kiros’un İsrail’in Filistin’de soykırım uyguladığını söylemesi, bu ülkeye silah ambargosu konmasını istemesi, göçmen polisinin (ICE) kaldırılmasını, federal kira kontrolünü ve herkese ücretsiz sağlık hizmetini savunması onu bölgesindeki diğer aday adayından köklü biçimde ayrıştırmıştı. Kendi partisini seçmenlerin geçim sıkıntısına hitap etme konusunda yetersiz bulan Kiros, bu konuyu da kampanyasının merkezine yerleştirmişti.
En önemli çıkışlarından biri de, yapay zeka şirketlerinin sınırsız bir şekilde veri merkezi kurmasına karşı durması, bunların durdurulmasını savunmasıydı… Colorado’lu seçmenin önemli yakınma konularından biri olan yapay zeka veri merkezleri ile ilgili radikal tutumu (Colorado bu merkezlerin yoğun biçimde kurulduğu bölgelerden biri), kimi Cumhuriyetçi seçmenlerin dahi dikkatini çekmişti. 3 Kasım’da Kiros’a oy vereceğini söyleyen Cumhuriyetçiler vardı.
Aday seçildiği bölge koyu Demokrat olduğu için Melat Kiros’un 3 Kasım ara seçimlerinde ABD Temsilciler Meclisi üyesi olmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Hepi topu 4 bölgenin adaylığını kazanan demokratik sosyalistler için ana akım medya ağız birliği etmiş biçimde “isyancılar” tabirini kullanıyor. İyimser bakış açısıyla bu tabiri belki “devrimciler” olarak da yorumlayabilirsiniz ama kazın ayağı pek öyle değil aslında…
The Wall Street Journal’a göre (WSJ), “Mamdani’nin başarısı” ve ilericilerin “Capitol Hill”e “dolması,” Demokratik Parti içindeki gerilimleri tırmandıracak ve kritik ara seçimler öncesinde parti liderliğinin “dış politika ve ekonomi gündemlerinde birlik görüntüsü verme” çabalarını zorlaştıracakmış. WSJ Melat Kiros’un Colorado’daki başarısının da Demokratik Parti içindeki huzursuzluğu artırdığını ileri sürüyor.
Aslında belli ki mesele son ön seçimlerde birkaç demokratik sosyalistin kaydettiği başarılardan ibaret değildi. Mesele, basının ifadesiyle, Bernie Sanders (senatör), Alexandria Ocasio-Cortez (halen meclis üyesi), Zohran Mamdani gibi “solcuların” Demokratik Parti içindeki etkilerinin her geçen gün artmasıydı. “Yükselen dalga”nın, görüşleri solla o kadar da örtüşmeyen Demokratları da peşinden sürüklemesiydi.
Örneğin, California Valisi Demokrat Gavin Newsom, servet vergisi fikrini desteklemiyordu. Vali, Silikon Vadisi’ndeki bağışçıları ile partisinin yükselişteki sol kanadı arasında bir denge kurmaya çalışıyordu. Ama Kasım’daki ara seçimlerde senatör olmayı, sonra da ABD başkanlığına adaylığını koymayı planlıyordu ve servet vergisi yanlısı sendikaların California’da yüksek bir oy potansiyeli vardı. Newsom uzun süre direndikten sonra, geçen hafta, “kurucu babalarımız gücün tek elde toplanmasına karşıydı,” diyerek sendikaların çizgisine girdi. WSJ’ın valinin bu cümlesine yayın kurulu imzalı bir yorumda cevap vermesi gecikmedi: “Kurucu babalarımız, gücün ayak takımının elinde toplanmasına da karşıydı.”
NYT’ın bir yorumunda da kararsız seçmenlerin yoğun olduğu seçim bölgelerinde Cumhuriyetçilerin karşısına demokratik sosyalistlerin çıkmasının (Sosyalizm sözcüğünün yaratacağı ürküntü nedeniyle) Demokratlar açısından büyük risk olduğu savunuluyordu.

İngilizce’deki “establishment” sözcüğüne beni tatmin eden bir karşılık bulamıyorum. En çok kullandığım karşılıklar, “kurulu düzen” veya “yerleşik düzen,” bana biraz zayıf ve soyut görünüyorlar. Eski dildeki “müesses nizam” daha kalın, kelimenin içeriği açısından daha “dolgun” bir tabir gibi… Ama yine bir şey eksik: “Establishment” deyince ben, bir düzenin yanı sıra, o düzeni temsil eden kanlı-canlı insanları da getiriyorum gözümün önüne…
Londra’da yayınlanan The Economist dergisi benim için adeta “establishment”in vücut bulmuş hali… Küresel kapitalist sistemin ideolojik merkezi, kalesi. Bu dergiyi çıkaranların antenleri çok açık. Yaşananları izleyip, algılayıp aktarmakla kalmıyor, belirli bir bakış açısından yorumlayarak, onlara yön vermeye de çalışıyorlar.
Bu dergi, bundan bir ay önce, ABD’deki bütün bu ön seçim hareketliliği bir sonuca ulaşmadan, şöyle bir kapak konusu ile piyasaya çıktı: “Z-Kuşağı sosyalizmiyle nasıl mücadele edilebilir?”
Economist’e göre, yeni kuşak sosyalistlerin meselesi kolektivist ideallerini gerçekleştirmek veya üretim araçlarını ele geçirmek değil. Onlar için iklim meselesi, ırk meselesi artık geride kalmış konular. Gazze hariç sosyal meseleler de öyle… “Z-Kuşağı sosyalizmi, ‘önce ben’ doktrinidir,” diyor Economist ve enflasyon, konut sorunu ve yapay zeka konusundaki endişelerin bile daha kaba bir şeye dönüştürüldüğünü ileri sürüyor: Zenginlerden alınıp onlara “verilmesi.”
Economist’e göre yeni kuşak sosyalistlerin enflasyon, kiralar, yapay zekanın işleri tehdit etmesi hakkındaki endişeleri haksız değil. Kulak arkası edilemez. Ama çözümleri yanlış ve bunlarla mücadele edilmeli çünkü “refahı tehdit ediyorlar.” (Kimin refahını?) Her ülkenin sosyalistleri farklı olsa da Z-Kuşağı sosyalistlerinin üç ortak noktası olduğunu ileri sürüyor Economist: 1) Ekonomik büyümenin sıradan insanlara pek az faydası olduğunu savunuyorlar. Ekonomiye bakınca sıfır toplamlı bir oyun görüyorlar. Daha çok yaratarak değil, birinden alıp öbürüne vererek daha iyi bir sonuç üretilebileceğini düşünüyorlar. 2) Eskiden sol, herkes için daha yüksek vergiler isterdi; Z-Kuşağı sosyalistleri ise milyarderler tarafından finanse edilen yardımlar talep ediyorlar. 3) Özel teşebbüse karşı olağanüstü bir düşmanlıkları var. Piyasanın serbestçe işleyip elde edilen gelirlerin yeniden dağıtılmasına ilgi duymuyorlar. Konutlardan market alışverişine kadar günlük yaşamın birçok alanının devletin emirleri altında yönetilmesini istiyorlar.
Söylediklerinin doğruluğu, seçimle iş başına gelmeye çalışan sosyalist hareketler için ciddi biçimde su götürür. Bu sözlerin üzerinde durmak için değil, burada benimsenen ve sert bir ideolojik mücadelenin işareti olan “eldivensiz” konuşma tarzına (WSJ’nin üslubuna ne kadar benziyor) dikkatinizi çekmek için uzunca bir özet yaptım. “Solun yükselişi”nin kapitalist “establishment” içinde gerçekten panik yarattığının bir göstergesi bu bence…

İngiltere’de (solu temsil etmek bir şekilde kendilerine kalan) Yeşiller’in İsrail karşıtlığının Yahudi düşmanlığı olarak değerlendirilmesi (Yahudi lobisi İngiltere’de ABD’deki kadar güçlüdür), Fransa’da sosyalistlerin servet vergisini sürekli gündemde tutması ve Macron’a her an “istenmeyen” bir adım attırabileceklerinin düşünülmesi bu paniği besliyor olabilir. Ya da Mamdani gibi birkaç örneğin bir-iki ABD eyaletinde servet vergisini gündeme getirmiş olmaları tehdit algısını yükseltmiş olabilir. Yoksa Avrupa’da solun yerleşik düzene bir tehdit teşkil edecek biçimde yükseldiğinden bahsetmek mümkün değil. Avrupa açısından asıl tehlikenin aşırı sağda olduğu aşikar. ABD’de ise “aşırı sağ”ın zaten iktidarda olduğunu söylesek durumu abartmış olmayız. (Üstelik tüm dünyanın aşırı sağ partilerini destekliyorlar.) Demokratik sosyalistlerin yükselişinin ABD’deki ara seçimlerde Demokrat Parti’nin Temsilciler Meclisinde çoğunluğu elde etmesini sağlayacağını söylemek de ciddi bir abartı olur. Bu çoğunluğu ancak Demokratik Parti’nin klasik adayları sağlayabilir bu aşamada. O zaman mesele ne?
Economist de aşırı sağın soldan daha tehlikeli olduğunu geçerken belirtmekten geri durmuyor ama, “establishment”in yayın organlarının genel tavırları, ikisi arasında kalırlarsa, kapitalistlerin, “servetlerine dokunulmaması” konusunda daha kolay uzlaşabilecekleri aşırı sağa yanaşmakta tereddüt etmeyeceklerini düşündürüyor insana. Tarih de bize bunu söylüyor. Bütün bunları göz önüne aldığımızda, solun yükselişiyle ilgili endişeyi yorumlayabilmemiz için geriye tek ihtimal kalıyor: “Yılanın” başını küçükken ezme güdüsü…
5 Temmuz 2026 - “Kurucu babalar, gücün ayaktakımının elinde bulunmasını istemezdi”
28 Haziran 2026 - Brexit’in 10. yıldönümünde İngiltere bocalıyor
21 Haziran 2026 - Zevahiri kurtarma anlaşması, sonradan gelecek fatura ve belirsizlik travması…
14 Haziran 2026 - Dünya Kupası’nın 96 yıllık tarihinde böylesi görülmedi
7 Haziran 2026 - Ermenistan’da seçim var: Seçmen Putin’in blöfünü görüp el yükseltecek mi?