Mahkeme, İmamoğlu’nun savunmasını belirsiz bir zamana erteledi

İBB davasının ikinci celsesinin ilk duruşması görüldü. 9 Temmuzda kısıtlı savunma süresine itiraz eden İmamoğlu için mahkeme "Savunma hakkından feragat etti" diye karar almıştı. Bu duruşmada avukatları İmamoğlu'nun savunma yapmak istediğini söyledi, mahkeme heyeti "Bugün olmaz, ileride uygun zamanda yapar" diye karar aldı. Karara Özgür Özel çok sert tepki gösterdi.

Siyaset 17 Ağustos 2026

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında ikinci celse başladı. Avukatı Hasan Fehmi Demir tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının alınmasını talep etti. Hakim, “Savunma hakkını engellemek gibi bir durumumuz yok” dedi ama İmamoğlu’na savunma yaptırmadı, “İleride uygun bir zamanda alırız” diye karar verdi.

İstanbul 33’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen İBB davasının ikinci celsesi Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki yeni inşa edilen salonda yapılıyor. Duruşmaya İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Aziz İhsan Aktaş, İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu, oğlu Mehmet Selim İmamoğlu ve şarkıcı Ercan Saatçi’nin de aralarında olduğu bazı tutuksuz sanıklar da mahkeme salonundaydı. İBB davasında 53’ü tutuklu 414 sanık yargılanıyor.

İmamoğlu, 9 Temmuz’da davanın ilk celsesinin son duruşmasında kendisine verilen süreyi yetersiz bulmuş ve savunma yapmamış, mahkeme başkanı da bu durumu İmamoğlu’nun itirazına rağmen “Söz hakkından feragat etti” diye kayda geçirtmişti.

Pazartesi günkü duruşmada İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir duruşmaya İmamoğlu’nun savunmasıyla başlanmasını talep etti. Mahkeme başkanıysa davaya tutuksuz sanıkların savunmalarıyla başlanacağını söyledi.

Avukatların usule ilişkin taleplerini alan mahkeme heyeti, ara kararını açıkladı. Hakim, karar sonrası şöyle konuştu:

“Ekrem İmamoğlu’nun susma hakkından feragat etme hakkı vardır. Savunma hakkını engellemek gibi bir durumumuz yok. Tutuksuz sanıklarla başlayacağız, uygun bir zamanda savunmasını alacağız.”

Duruşmayı salonda takip eden yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, duruşma çıkışında yaptığı açıklamada Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkının kısıtlandığını belirterek yargılama sürecine sert tepki gösterdi. Özel, mahkemenin İmamoğlu’na savunma için belirsiz bir tarih ve süre öngörmesini “rezaletin daniskası” sözleriyle eleştirdi.

Yeni duruşma salonundaki fiziki koşullara da dikkat çeken Özel, sanıklar, avukatlar, izleyiciler ve basın mensupları arasındaki mesafenin yüz yüze yargılama imkanını ortadan kaldırdığını söyledi. Salonda bazı izleyicilerin duruşmayı takip edebilmek için dürbün getirdiğini belirten Özel, “Etkili savunmalardan korkuyorlar” ifadelerini kullandı.

Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Silivri’de hep birlikte geçen celsenin bitişinde savunma hakkının nasıl kısıtlandığını konuşmuştuk ve bunun ne 1960 darbesinde ne 12 Eylül darbesinde ne Almanya’daki Nürnberg Mahkemelerinde ne 12 Eylül dönemindeki DİSK’in yargılandığı süreçlerde yaşanan ki onların hepsi darbe dönemlerinin yargılamalarıdır, hiç birisinde yaşanmayan bir şey yaşandı ve burada Ekrem İmamoğlu’na şöyle söylendi, hakkında 150’ye yakın işte örgüt kurucusu olmakla, örgüt lideri olmakla suçlandığı için güneşin altında gerçekleşen her olaydan, her iddiadan Ekrem İmamoğlu’nu da mesul tutuyorlar. Ve bu konular görüşülürken Ekrem İmamoğlu itiraz ettiğinde ‘Savunma süreniz geldiğinde konuşacaksınız, açıklayacaksınız. Sınırsız savunma hakkınız var’ denmişti. Sonra tutturdu, ‘Ben 9 Temmuz günü bu davayı bitireceğim. 8 Temmuz günü sözü al, sen ve avukatların 5 – 6 saat içinde ne yapacaksanız yapın.’ ‘5-6 saatte ben ve avukatlarım nasıl böyle bir şey yapabilir?’ Dedi ki ‘O zaman savunma hakkından feragat ediyorsun.’ ‘Öyle bir şey etmiyorum, savunma hakkımı kullanmak istiyorum.’ ‘Yok ediyorsun.’ Tutanağı öyle tuttu. Paldır küldür nereye gidecekse çekti gitti.

Bugünü işaret ettiler. Bugüne geldik. Bugün Sayın İmamoğlu’nun avukatları, yapılan yanlışı ve işin doğrusunu hukuki bir dille anlattı. O gün çok iddialıydı. ‘Hayır bir daha savunma hakkı vermem, onu yapmam bunu yapmam.’ Biz de burada söyledik. ‘Doğrudan bozma sebebi. Bu mahkemeyi bozdurmaya mı çalışıyor? Demek ki iddiaları dile getirip, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımızın yüzüne, cevaplarını almaya arkadaşlarımızın cesaretleri yok. Böyle yapacaklar bunu’ diye. Geçen zamandan sonra bugün de gördüğünüz gibi oyalaya, oyalaya, oyalaya en son şimdi kararını verdi. Diyor ki, ‘Savunma hakkını kullandıracağım ama belirsiz bir gün. Benim bildiğim bir gün.’ Sonra avukatlara, ‘Sadece size onu önceden söyleyeceğim.’ Bir de söylemeseydi. Savunma yapacağı günü bilmeyecek. ‘Belirli bir süre, bir arada’ diyor. ‘Bir ara. Uygun yerde, makul zamanda.’ Yani yerine, zamanına, süresine hakim karar verecek. Oysa ki asla kısıtlanamaz savunma hakkı. ‘Bu haktan yararlandıracağım’ deyip bahşetti beyzade. Gerçekten burada artık böyle bir göstermelik yargılama bile yapılmıyor. Biliyorsunuz geçen sefer savunma hakkını kısıtladığı sürede NATO gündemi vardı. Ve Ankara’da NATO toplantısı varken, bütün televizyonlar NATO’ya kilitlenmişken burada kimseler duymadan ve kısaca bir sürede hakkında 1,5 yıldır bütün televizyonların attığı iftiralara ki, bir çoğu iddianameye bile girememişti. ‘İddianameye yazdıklarımıza ve burada konuşulan her şeye o kadar bir sürede cevap ver.’ Şimdi tabii sürdüremez o tutumunu. Savunma hakkını verecek ama ‘Yine benim uygun gördüğüm gün, benim uygun gördüğüm kadar savunma yapacaksın’ diyor. Bu rezaletin daniskasıdır yani. Bu rezaletin dik alasıdır.”

Özel açıklamalarında yeni duruşma salonunun sanıkların avukatlarıyla ve davayı takip eden kimselerle iletişim kurmayı imkansız hale getirdiğine dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bu meşhur yeni büyük duruşma salonunda ilk gün bugün. Bilmiyorum görüntü alma imkanı oldu mu? Ama seyircilerden dürbün getirenler var. Çünkü mahkeme salonunda seyircilerle sanıklar arasında bilmiyorum ama bir futbol sahasından daha fazla belki, belki iki futbol sahasına yakın bir mesafe var ve dürbünle izleyenler var. Bir kere sizler yine neredeyse bu kadar bir mesafeden, bizler bu kadar bir mesafeden izlemeye çalışıyoruz. Avukatlar diyor ki, ‘Göz teması yok müvekkilimizle, yani yargılamanın esasıdır. Göz teması kurmazsam savunma yapamam. Sizinle göz temasımız yok. Siz beni dinliyor musunuz, ben sizi etkiliyor muyum, vücut dilinizle bir şey diyor musunuz? Sizin sanıkla göz temasınız yok. Doğru mu söylüyor, doğru söylemediğini mi düşünüyorsunuz? Ve savcı denen kişi size doğru dönmesi gerekirken avukatlar gibi, savcı dönmüş sanki heyetin bir sonraki üyesiymiş gibi böyle mahkeme salonuna doğru bakıyor. Oysa ki hakimin yüzü dönük, ne diyecekse hakime diyecek. Onun sözünü, hakim görüyorsa yerine getirecek’ falan. Avukatlar marangozluk hatalarından mı bahsetmediler salonla ilgili. Ama şöyle bir şey. Yargılamanın güya yüz yüze yapılıyormuş gibi olduğu ama Ekrem İmamoğlu veya herhangi bir arkadaşımız cezaevinde kamera karşısında olsa, ailesi evden televizyonla izlese, avukatı bürodan katılsa, hakim bey o çok isteyip de koşa koşa gittiği tatilinden dönmemiş olsa yine bir yargılama teknik imkanlarla buradaki kadar yapılır. Bir mekanda olunmuş falan değil burada. Burada mekanı büyütmek, araları açmak, bariyerler koymak ve en uzağa yerleştirmek suretiyle bu devasa mekanda bir mekansızlık yaratılmış, bir yüz yüze yargılama imkanı ortadan kaldırılmış durumda.

Korktukları bir şey var. Etkili savunmalar yapılıyor ve en etkilisi Ekrem İmamoğlu tarafından yapılacak. Bu savunmanın etkisinden, bu savunmanın gerçekleri ortaya koymasından, iftiraları çürütmesinden, yalancılarla yüzleşmesinden korkuyorlar. Yapılan budur. Artık buradan sonra biz elbette aileler de avukatlar da bizler de tarihi yönde sorumluluğumuz gereğince bu yargılamanın bir parçası olmaya ister istemez devam edeceğiz. Onları orada bırakacak halimiz yok. Ama görünen o ki bir adaleti ayaklar altına alan ve hakkaniyet duygusunu ilk günden katleden bu anlayış, aynı talimatları yerine getirmeye devam ediyor. Ayrıca aileleri, bizleri, seyircileri hatta basın mensuplarını da tahrik etmeye devam ediyorlar. Geçen sefer bir köşeye sıkıştırmışlardı basın mensuplarını. Şimdi de olabilecek en uzak izleyici noktasında ısrarla tutuyorlar. Yanda ta en başa kadar neredeyse yer boşken, sizin gidip görevinizi en iyi yapacağınız yer yerine en kötü yapacağınız yere koyuyorlar. Biz gösterilen yere oturuyoruz burada. Geliyoruz, dediler ki ‘Buraya oturun.’ Dilek Hanım’la yan yana, İl Başkanımla yan yana, Büyükşehir Belediye Başkanvekilimle yan yana dedikleri yere oturduk. Sonra bir daha kaldırdılar, bir daha değiştirdiler. Bir daha kaldırdılar, bir daha değiştirdik. Burada en son gittik geldik, oturduğumuz yere bariyer çekip daha başka bir yere koymuşlar bizi. Bekliyor ki biz sinirlerimize hakim olamayacağız, burada bağıracağız, çağıracağız, ona hak ettiği gibi davranacağız.

Tarihi önünde hepsine teessüf ediyorum ve hepimizin haysiyetini, hukukunu milletimize emanet ediyorum. Başka kimseye değil. Çünkü tuz koktuktan sonra ben şimdi buradaki hakimi HSK’ya mı şikayet edeyim? Başında Akın Gürlek var, zaten bu zulmü başlatan, kurgulayan, sürdüren kişi. Adalet Bakanı olduğu gün AK Parti İl Başkanları toplantısına gidip ‘Dün olduğu gibi bugün de partimiz için mücadeleye devam edeceğiz’ diyor. ‘Dün’ dediği gün başsavcıydı adam burada. O yüzden kimi, kime şikayet edeyim? Sayın Erdoğan’a mı edeyim atadıklarını? Kimi, kime şikayet edeyim? O yüzden hep hepimizin hakkını, hukukunu ve varsa bir gün hakkımızı almamızla ilgili umudu milletimize emanet ediyoruz. Ettiklerini bulsunlar. Zulümleri artsın ki sonları tez gelsin. Bu dünyada adaleti bulursak buluruz, bulmazsak öbür dünyada bütün bu masumların iki elleri yakalarındadır. Bu devran böyle sürmez. Ben daha güneşin doğmadığı bir gece, ben daha iyinin kötüyü yenmediği bir gün ve ben daha tarih önünde zalimlerin zulümleriyle sınanmadıkları bir süreci hiç görmedim.”

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.