İstanbul’da 55 saatte 117 tane mikro deprem oldu, herkesin aklında iki soru

Kandilli Rasathanesi, İstanbul'da 18 Ağustos 2026 saat 06.00 ile 20 Ağustos 2026 saat 13.00 arasında büyüklükleri 0.7 ile 3.1 arasında değişen toplam 117 depremi saptadı. Acaba bu art arda depremler büyük bir depremin "öncü"sü mü, yoksa bu depremler sayesinde fayın enerjisi azaldı ve beklenen İstanbul depremi "küçüldü" mü? Uzmanlar konuştu.

Gündem 20 Ağustos 2026

Kandilli Rasathanesi, İstanbul’da 18 Ağustos 2026 saat 06.00 ile 20 Ağustos 2026 saat 13.00 arasında büyüklükleri 0.7 ile 3.1 arasında değişen toplam 117 deprem saptadı.

Bu mikro deprem yoğunluğu doğal olarak küçük çaplı bir telaşa neden oldu. Bir yandan  uzmanlar arasında, bir yandan da tek tek bireyler arasında tartışma başladı.

Acaba bu ardı ardına yaşanan depremler başka daha büyük bir depremin “öncü”sü olabilir miydi? Yoksa, bu mini depremlerle Adalar fayındaki enerji boşalıyor ve beklenen İstanbul depremi küçülüyor muydu?

Bu iki soru herkesin aklındaydı. Bakın uzmanlar ne cevap verdi:

AFAD Deprem Bilim Kurulu üyeleri, Marmara Denizi’nde Adalar fayı üzerinde yoğunlaşan mikro depremlerin “büyük bir sarsıntının “habercisi” veya “öncüsü” şeklinde yorumlanmasının bilimsel bir dayanağı olmadığını söylüyor. Deprem Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Şükrü Ersoy, “Bu tür söylemler etkileşim amacıyla maalesef sıkça kullanılmakta. Küçük bir hareketliliğin ardından hemen büyük bir deprem geleceğini öne sürmek spekülatiftir” dedi.

Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, “Salı gününden beri belirli kümelenmeler oluşturacak şekilde büyüklüğü 3,2’ye varan 170’in üzerinde mikro deprem aktivitesi yaşanmış durumda. Depremlerin önemli bir bölümü Adalar fayına yakın noktada gerçekleşiyor” dedi.

AFAD çözümlerine göre sarsıntıların 5 ila 13 kilometre derinlikte, farklı odak mekanizmalarıyla gerçekleştiğini aktaran Sözbilir, şöyle devam etti: “Bugün elimizde, bir mikro deprem kümesinin büyük depremin habercisi olduğunu önceden ayırt edebilecek güvenilir bir yöntem yoktur. Bir depremin ‘öncü şok’ olduğu ancak arkasından büyük deprem geldiğinde geriye dönük olarak anlaşılabilir.”

Sözbilir, “Bölgedeki mikro deprem aktivitesi 1999 Kocaeli-Düzce depremlerinden beri, belirli aralıklarla devam ediyor, tabii ki belirli ölçeklerde gerilimi ve stresi azalttığını söyleyebiliriz” diye konuştu.

Deprem Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Şükrü Ersoy da Marmara Denizi’nde son günlerde meydana gelen sarsıntıların Adalar fayı üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Faylar dönemsel olarak bu tür küçük depremler ve sarsıntı kümeleri üretebilir. AFAD gelişmeleri titizlikle takip etmektedir. Vatandaşlarımızın paniğe kapılmasını gerektirecek bir durum bulunmamaktadır” şeklinde konuştu.

Sosyal medyada bu sarsıntıların büyük bir depremin habercisi olduğuna yönelik paylaşımlara değinen Ersoy, “Bu tür söylemler etkileşim amacıyla maalesef sıkça kullanılmakta. Küçük bir hareketliliğin ardından hemen büyük bir deprem geleceğini öne sürmek spekülatiftir. Depremin kesin zamanını önceden bilmek bilimsel olarak mümkün değildir” ifadesini kullandı.

Ersoy, sözlerini şöyle tamamladı: “Tartışmamız gereken konu fayların ne zaman kırılacağı değil, yapı stoklarımızın olası bir sarsıntıya ne kadar hazır olduğudur. Güçlü ve depreme dayanıklı yapılara sahip olduğumuz sürece endişe edilecek bir durum kalmayacaktır.”

Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Ankara Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahadır Aktuğ ise bölgedeki fay mekanizması ve hareketliliğe ilişkin, “Bu fayın aktivitesiyle ilgili literatürde farklı görüşler var. Mevcut küçük ölçekli depremler, fayın bütününe yönelik kesin bir sonuca ulaşmamız için tek başına yeterli veri sağlamıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin farklı bölgelerinde de zaman zaman benzer sismik kümelenmelerin kaydedildiğini belirten Aktuğ, bu tür küçük hareketliliklerin doğrudan büyük bir depremin habercisi veya öncüsü olarak yorumlanmasının bilimsel temeli olmadığını kaydetti.

Bir depremin “öncü” niteliği taşıyıp taşımadığının ancak olası bir ana şok sonrasında geriye dönük anlaşılabileceği, mevcut tablonun ise spekülasyondan uzak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

Aktuğ, depremlerin fay üzerindeki dağılımına ilişkin şunları söyledi: “Depremlerin fay doğrultusu boyunca dağılımını incelediğimizde zamana bağlı bir korelasyon görmüyoruz, yani depremsellik fay boyunca ilerlemiyor. Adalar fayı yaklaşık 44 kilometrelik bir hat ve aktivite bunun yalnızca 7 kilometrelik çok sınırlı, lokal bir kesiminde yaşanıyor. Kademeli bir tetiklenmeye işaret eden herhangi bir derinlik veya doğrultu göçü gözlemlemiyoruz. Dolayısıyla bu veriler, bir sonraki büyük depremi tetikleyecek bir örüntü sunmuyor.”

Vatandaşların yalnızca AFAD ve yetkili resmi kurumların açıklamalarını dikkate alması gerektiğini belirten Aktuğ, temelsiz iddiaların ve kontrolsüz açıklamaların kimi zaman doğrudan konut fiyatlarını, arsa değerlerini ve sigorta piyasalarını etkilemeye yönelik spekülatif bir enstrümana dönüşebildiğine dikkati çekti.

Deprem Bilim Kurulu üyesi ve Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Barış da Marmara Denizi Adalar fayı üzerinde son günlerde kaydedilen hareketliliğe ilişkin, “Bunlar bizim geri plan depremselliğimiz dediğimiz küçük küçük parçaların kırılması sonucu oluşur” dedi.

Türkiye genelinde benzer süreçlerin sıklıkla yaşandığını söyleyen Barış, “Defalarca bu tür deprem etkinlikleri oldu ve arkasından ne orta büyüklükte ne de büyük bir deprem oldu. 60 ya da 70 depremden sonra büyük deprem olması gerekir diye bir koşul yoktur” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatan Barış, spekülasyonlar yerine AFAD gibi yetkili kurumların verilerine itibar edilmesini istedi.

Barış, can ve ekonomik kayıpların önüne geçmek için risk yönetiminin merkeze alınması gerektiğinin altını çizerek, sivil toplum kuruluşları, iş yerleri ve ailelerin kendi acil durum afet planlarını eksiksiz hazırlaması çağrısında bulundu.

Jeoloji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Okan Tüysüz, söz konusu depremlere ilişkin, “Fayın aktif olduğunun dışında herhangi bir belirti yok. Bu, fayın ölü değil diri olduğunun, deprem üretme potansiyelinin olduğunun göstergesidir. Herhangi bir büyük depremin işaretçisi olarak değerlendirilemez” ifadelerini kullandı.

Yaşanan depremlere “deprem fırtınası” denilmesi için biraz daha izlenmesi gerektiğini belirten Tüysüz, “Bunlar fayın enerji boşalttığı anlamına da gelmez çünkü depremler çok küçük. Yalnızca o fay üzerinde stres biriktiğini, fayın küçük küçük kırıldığını gösteriyor ama büyük bir deprem olur olmaz yönünde bir işaret vermiyor” dedi.

İstanbul Arel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan da mikro depremlerin oluştuğunu, bunların da büyük depremi getirecek büyüklükte olmadığını söyledi.

Büyüklüğün 3’ün altında olmasının sevindirici olduğunu dile getiren Altan, “Eğer 4-5’lere gelseydi, biraz daha dikkat etmemiz gerekiyordu. Çünkü bu Kuzey Anadolu Fay Hattı, dikkat etmemiz gereken, önemsediğimiz, en büyük, en tehlikeli fay hattımız. Ondan dolayı buradaki bütün hareketlilikleri takip edip dikkate almamız gerekir. Buradaki hareketlilik bizim için gayet önemli ama şimdiye kadar 3’ten küçük olduğu için korkulacak ya da büyük deprem oluşturacak bir durum yok” değerlendirmesinde bulundu.

Altan, meydana gelen depremlerin tektonik olduğu için “deprem fırtınası” olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Fayın enerji boşaltma diye bir durumu söz konusu değil. Bu depremler gayet normal depremler, korkulacak bir durum yok” diye konuştu.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.