Ye, Şükret ve Sev

22 Ağustos 2026

Eat, Pray, Love…

İlk bakışta üç basit kelime. Ye. Dua et. Sev.

Ama sevdiğim bu Julia Roberts filmi, belki de bir Amerikan filmi için düşünülebilecek en sade ama en derin başlıklardan birini taşıyor. Çünkü hayatın dönüp dolaşıp geldiği yer aslında bu üç şey değil mi?

Ye, şükret ve sev.

Ben bugün bu başlığı biraz değiştiriyorum. Çünkü bana göre hayatın gerçek sırrı tam olarak burada saklı:

Ye, şükret ve sev.

Bu üçünden biri eksik olduğunda, diğer ikisi de bir süre sonra anlamını kaybediyor.

Yemek var, şükretmek var ama sevgi yoksa ne oluyor?

En güzel sofralar kuruluyor ama masada görünmeyen bir soğukluk oluyor. Herkes aynı yemeği yiyor, aynı şarabı içiyor, aynı fotoğrafın içine giriyor ama birbirine yakın değil. Çünkü insan sadece karnını doyurmak için oturmuyor sofraya. İnsan, birine bakmak, bir ses duymak, bir kahkahayı paylaşmak için de oturuyor.

Sevgi yoksa en güzel sofra bile biraz yalnız kalıyor.

Peki yemek var, sevgi var ama şükretmek yoksa?

İşte o zaman elimizde olanların hiçbirini fark etmiyoruz. Daha iyisini istiyoruz. Daha güzelini, daha fazlasını, daha büyüğünü…

Oysa bazen önümüzdeki bir tabak yemek, yanımızdaki bir dost, yaz akşamında içilen bir kadeh, denizin sesi, sağlıklı bir gün… Bütün bunlar için ne kadar büyük bir servete sahip olduğumuzu fark etmeden geçip gidiyoruz.

Şükretmediğimiz şeyin kıymetini, çoğu zaman kaybettiğimizde anlıyoruz.

Bir de şükretmek var, sevmek var ama paylaşacak bir sofra yoksa?

Burada “yemek” sadece yemek değil elbette. Hayatı tatmak, hayatın içinde olmak, duyularımızla yaşamak…

Çünkü yemek, hayatın en eski mutluluklarından biri. İnsan bazen iyi pişmiş bir yemeğin, güzel bir sofranın, dostlarla bölüşülen ekmeğin içinde hayata yeniden bağlanıyor.

Belki de bu yüzden bütün önemli anlarımızda yemek var.

Düğünlerde var. Cenazelerde var. Bayramlarda var. Doğum günlerinde var. Ayrılıklarda bile var.

Çünkü insan, en zor zamanında bile bir lokmayı bir başkasıyla paylaşarak hayata tutunuyor.

Yaz geldiğinde hepimiz sevdiklerimizle daha çok bir araya gelmek istiyoruz. Uzun sofralar kuruyoruz. Teknelerde, bahçelerde, sahillerde buluşuyoruz. Çocuklar büyüyor, dostlar yaşlanıyor, bazıları uzaklara gidiyor ama o gün, o sofra, o kahkaha bize bir şey söylüyor:

Hayat aslında tam da şu anda oluyor.

Belki Amerikalılar Eat, Pray, Love başlığını boşuna seçmediler.

Çünkü insanın hayatta iyi olabilmesi için sadece yemek yetmiyor. Sadece sevmek de yetmiyor. Sadece şükretmek hiç yetmiyor.

Üçü bir arada olmalı.

Yemeliyiz; çünkü hayatı tatmalıyız.

Şükretmeliyiz; çünkü sahip olduklarımızın farkına varmalıyız.

Sevmeliyiz; çünkü birbirimizi sevmeden aynı hayatın içinde uzun süre kalmak, gerçekten de katlanılmaz olabiliyor.

Bu güzel yaz gününde, sevdiklerimiz yanımızdaysa, önümüzde paylaşacak bir yemek varsa ve bütün bunların kıymetini biliyorsak…

Daha ne isteyelim?

Belki mutluluk, sandığımız kadar uzaklarda değil.

Belki mutluluk, tam da burada.

Ye. Şükret. Sev.

Çünkü bu üçünden biri eksik olursa, diğer ikisinin de tadı biraz eksik kalıyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.