Perihan Uygur ile Tanıştığımıza Memnun Oldum

Tuna Kiremitçi’nin 2021’de başlayan Başkomiser Perihan Uygur serisinin ilk kitabı Mezun Cinayetleri. Ardından 2022’de Perinin Ölümü, 2023’te Tehlikeli Şarkılar ve 2025’te Kumarbaz geliyor.  Dört kitap boyunca Perihan Uygur’u daha yakından tanıyoruz.

25 Ağustos 2026
Ben Başkomiser Perihan Uygur’u, bir kadın komiserin romanların merkezinde olmasını sevdim. Belki de bu yüzden bu yazıyı sadece “şu dört polisiye kitabı okuyun” demek için yazmadım. Sizi de Perihan’la tanıştırmak istedim.

Romanlarda yıllardır tek bir komiser tanıyordum.

Başkomiser Nevzat.

Ahmet Ümit’in kitaplarından tanıdığımız, İstanbul’un sokaklarında cinayetlerin peşine düşen Başkomiser Nevzat.

Sonra Perihan Uygur çıktı karşıma.

Tuna Kiremitçi’nin yarattığı Başkomiser Perihan Uygur’la dört kitapta tanıştım.

Tuna Kiremitçi’nin 2021’de başlayan Başkomiser Perihan Uygur serisinin ilk kitabı Mezun Cinayetleri. Ardından 2022’de Perinin Ölümü, 2023’te Tehlikeli Şarkılar ve 2025’te Kumarbaz geliyor.  Dört kitap boyunca Perihan Uygur’u daha yakından tanıyoruz.

Ve sanırım benim bu seriden en çok sevdiğim şey de bu oldu.

Bir kadın komiserle tanışmak

Perihan Uygur sakinliği, tecrübesi ve aklıyla cinayetleri çözmeye çalışan bir kadın polis. Üstelik kusursuz, yenilmez, her şeyi bilen bir karakter olarak değil; kendi hayatı, geçmişi, yorgunlukları ve yaşadığı zorlukları olan bir insan olarak karşımızda. Bence karakteri ilginç yapan da biraz bu.

Bir kadın komiserin merkezinde olduğu bir polisiye seriyi okumak bana iyi geldi.

Belki de mesele yalnızca bir kadın karakterin başrolde olması değil. Polisiye romanlarda alıştığımız dünyanın biraz değişmesi.

Ben de sizi bu yüzden Perihan Uygur’la tanıştırmak istedim.

İlk kitap: Mezun Cinayetleri

İstanbul’un köklü liselerinden birinin aşure gününde, mezunlardan iş insanı Murat Karaağaç okulun çatısından düşerek hayatını kaybediyor. İlk bakışta şüpheli görünen olayın soruşturmasını Başkomiser Perihan Uygur üstleniyor. Ancak soruşturma yukarıdan gelen bir emirle engellenmeye çalışılıyor.

Sonrası ise cinayetlerin birbirini izlemesiyle devam ediyor.

İkincisi: Peri’nin Ölümü

Burada ünlü romancı Nadir Surkultay’ın eski eşi ve çevirmeni Eva Surkultay, Balat’taki evinde ölü bulunuyor. Olay başlangıçta intihar gibi görünse de soruşturma ilerledikçe bunun bir cinayet olduğu ortaya çıkıyor. Perihan ve yardımcısı Ayla’nın soruşturması ise giderek daha karanlık bir dünyaya uzanıyor.

İstanbul da bu kitapta hikâyenin önemli karakterlerinden biri gibi. Balat’ın sokakları, şehrin farklı yüzleri, magazin dünyası, suç örgütleri…

Üçüncüsü: Tehlikeli Şarkılar

Bu kez sahil kasabasında düzenlenecek bir müzik festivalinin hemen öncesinde organizasyonun başındaki iki kişi vahşice öldürülüyor.

Şüpheler festivale karşı çıkan bir tarikata yöneliyor. Cinayetler toplumda ciddi bir gerilim yaratıyor.

Perihan ise bir önceki görevinde yaşadığı psikolojik travmanın ardından izinli. Ama tabii ki bir polisiye serisinde başkomiserin izinde olması uzun sürmüyor.

Perihan göreve dönüyor. Bu kitapta Perihan’nın kızının da iç dünyasına giriyoruz.

Bu kitabın benim açımdan ayrıca hoş bir tarafı var.

Müzik.

Tuna Kiremitçi’nin polisiyeyle müziği bir araya getirmesi şaşırtıcı olmadı benim için. Çünkü Kiremitçi edebiyata şiirle başlamasının yanında Kumdan Kaleler grubuyla rock müzik de yaptı. 1973 Eskişehir doğumlu olan yazarın ilk şiirleri 1991’de Varlık’ta yayımlandı; 1994’te Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’nü kazandı. Daha sonra romanlarıyla geniş bir okur kitlesine ulaştı. Yani Tuna Kiremitçi’yi yalnızca “polisiye yazarı” olarak düşünmek haksızlık olur. Şiirden romana, müzikten polisiyeye uzanan bir hikâyesi var. Belki de bu yüzden Tehlikeli Şarkılar serinin içinde ayrı bir yerde duruyor.

Ve Kumarbaz

Serinin şimdilik son kitabı Kumarbaz.

Bu kez hikâye İstanbul’dan Kuzey Kıbrıs’a uzanıyor.

Eski milletvekili ve iş insanı Sadık Alpsoykan, düzenli olarak kumar oynamaya gittiği Kuzey Kıbrıs’ta ölü bulunuyor. KKTC’nin talebi üzerine İstanbul’dan Başkomiser Perihan Uygur ve Ankara’dan Cumhuriyet Başsavcısı Yelda Kansu Girne’ye gidiyor. Bir tarafta Kıbrıs’taki cinayet soruşturması sürerken İstanbul’da da başka bir cinayet araştırılıyor. Böylece hikâye İstanbul-Girne hattında ilerliyor.

Bu kitapta artık Perihan’ı ilk kitaptaki Perihan olarak görmüyorsunuz.

Dört kitap boyunca karakter de olgunlaşıyor.

Ben Başkomiser Perihan Uygur’u, bir kadın komiserin romanların merkezinde olmasını sevdim.

Belki de bu yüzden bu yazıyı sadece “şu dört polisiye kitabı okuyun” demek için yazmadım.

Sizi de Perihan’la tanıştırmak istedim.

Bir de aklıma şu soru takıldı: İki usta polisiye yazarı, Ahmet Ümit ve Tuna Kiremitçi, bir gün kendi dünyalarının iki güçlü karakterini, Başkomiser Nevzat ile Başkomiser Perihan Uygur’u aynı hikâyede buluşturur mu?

Doğrusu, o kitabı merakla beklerdim.

Ben onları tanıdığıma memnun oldum. Belki bir gün onları da aynı hikâyede tanıştırırlar.

 

Feza Turunçoğlu Kimdir?

Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.