2026'da yayımlanan araştırmalar, üretken yapay zekânın ürettiği içeriklerde insan üretimine kıyasla daha düşük çeşitlilik ve daha fazla benzeşme görülebileceğine dikkat çekiyor. Pazarlama açısından bunun olası sonucu, markaların giderek daha “düzgün” ama daha az ayırt edilebilir içerikler üretmesi.
Eskiden bir marka yöneticisinin önüne beş fikir geliyorsa, bugün çok daha fazla alternatif üretmek mümkün. Dolayısıyla sorun artık yalnızca “fikir bulmak” değil; hangi fikrin markaya ait olduğunu, hangisinin işe yarayacağını ve hangisinin gerçekten farklı olduğunu seçmek. Yıllarca reklam ajanslarında çalıştım. Strateji toplantılarına girdim, kreatif ekiplerle sabahladım, müşteri sunumlarında “Biraz daha cesur olabilir miyiz?” cümlesini defalarca tekrarladım. Bir fikrin önce stratejiden çıkıp kreatif ekibin elinde şekillenmesini, sonra müşteri odasında defalarca tartışılmasını izledim.
Bazen bir fikir için saatlerce tartıştık. Bazen tek bir kelimeyi değiştirmek için bir dizi toplantı yaptık. Bazen de herkesin çok sevdiği bir fikri, markaya uygun olmadığı için çöpe attık. O zamanlar bunların çoğu bize işin doğal akışı gibi geliyordu.
Bugün geriye dönüp baktığımda ise o uzun toplantıların, bitmeyen tartışmaların ve hatta zaman zaman yaşanan fikir ayrılıklarının başka bir işlevi olduğunu düşünüyorum: Farklılaşmayı sağlıyorlardı.
Bugün elimizde çok daha güçlü bir araç var: Yapay zekâ.
Bir brief’i dakikalar içinde analiz ettirebiliyor, onlarca fikir ürettirebiliyor, farklı hedef kitlelere göre mesajları çeşitlendirebiliyor, görsel yaratabiliyor, film senaryosu yazdırabiliyor, hatta aynı kampanya için farklı versiyonlar hazırlayabiliyoruz.
Üretimin hızlanması ve maliyetinin düşmesi, yapay zekânın pazarlamadaki en belirgin avantajlarından biri. Ancak tam da burada yeni bir soru ortaya çıkıyor:
Herkes aynı yapay zekâ araçlarını kullanmaya başladığında markalar birbirine benzemeye başlayabilir mi?
Teknoloji üretimi demokratikleştirirken, farklılaşmayı da zorlaştırabilir.
Eski toplantı odalarımızın kıymetini şimdi daha iyi anlıyorum. Eskiden bir kampanya üzerinde çalışırken strateji ekibi “insight” arardı. Kreatif ekip o içgörüden bir fikir çıkarmaya çalışırdı. Müşteri ekibi markanın değerlerini, hedeflerini, geçmişini ve iş hedeflerini masaya koyardı.
Sonra tartışırdık. Daha çok tartışırdık.
Bugün yapay zekâya aynı brief’i verdiğimizde çok kısa sürede oldukça düzgün cevaplar alabiliyoruz. Ama “düzgün” ile “farklı & özgün” aynı şey değil. Belki de yapay zekâ çağında pazarlamanın en büyük problemlerinden biri kötü fikirlerin çoğalması değil, birbirine benzeyen iyi fikirlerin çoğalması olacak.
Bu risk artık yalnızca teorik bir tartışma da değil. 2026’da yayımlanan araştırmalar, üretken yapay zekânın ürettiği içeriklerde insan üretimine kıyasla daha düşük çeşitlilik ve daha fazla benzeşme görülebileceğine dikkat çekiyor. Pazarlama açısından bunun olası sonucu, markaların giderek daha “düzgün” ama daha az ayırt edilebilir içerikler üretmesi.
Nitekim bugün “AI slop” diye tarif edilen, hızlı ve yüksek hacimli ama daha az özgün içeriklere yönelik tartışmanın büyümesi de bu sorunun başka bir yüzünü gösteriyor. Mesele yalnızca ne kadar içerik üretebildiğimiz değil, ürettiğimiz içeriğin neden izlenmeye, okunmaya veya hatırlanmaya değer olduğu.
Peki iyi bir prompt yeterli olacak mı? Sanmıyorum.
İyi prompt elbette önemli. Yapay zekâdan alınan çıktının kalitesi, verilen girdinin niteliğiyle yakından ilişkili. Araştırmalar iyi yapılandırılmış ve net hedefler içeren girdilerin yaratıcı çıktının kalitesini belirgin biçimde etkilediğini; buna karşılık belirsiz brief’lerin daha genel sonuçlara yol açabildiğini ortaya koyuyor.
Ama bence asıl mesele prompt yazmak değil.Asıl fark, doğru soruyu sorabilmekte. Daha da önemlisi, doğru soruyu sormadan önce hangi sorunun sorulması gerektiğini bilmekte.
Yapay zekâ sorunları analiz etmemize, seçenekleri çoğaltmamıza ve üretimi hızlandırmamıza yardımcı olabilir. Ama hangi problemin gerçekten çözülmesi gerektiğine karar vermek, hâlâ stratejinin işidir. Bence yapay zekâ reklam sektöründe stratejiyi öldürmeyecek. Tam tersine, iyi stratejiyi daha değerli hale getirecek.
Çünkü üretim kolaylaştıkça seçim zorlaşacak.
Eskiden bir marka yöneticisinin önüne beş fikir geliyorsa, bugün çok daha fazla alternatif üretmek mümkün. Dolayısıyla sorun artık yalnızca “fikir bulmak” değil; hangi fikrin markaya ait olduğunu, hangisinin işe yarayacağını ve hangisinin gerçekten farklı olduğunu seçmek.
Bu noktada eski ajans reflekslerinin yeniden önem kazanacağını düşünüyorum. Ve iyi bir ekip, yapay zekânın ürettiği onlarca seçenek arasından belki yalnızca bir tanesini seçecek. Çünkü yaratıcılık yalnızca üretmek değildir. Yaratıcılık aynı zamanda elemek, vazgeçmek ve doğru olanı seçmektir.
Herkes daha hızlı üretebilecek. Daha fazla içerik üretebilecek. Daha fazla varyasyon deneyebilecek. Ama bütün bunların içinde tüketicinin zihninde bir yer edinmek için hâlâ aynı soruya cevap vermek gerekecek: “Neden seni hatırlayayım?”
Yapay zekâ bu soruya yüzlerce cevap üretebilir. Ama markanın gerçekten kendisine ait olan cevabı bulmak, hâlâ bizim işimiz.
Herkes yapay zekâ kullanacak. Mesele, herkes gibi görünmemeyi başarmak olacak.
18 Ağustos 2026 - Herkes yapay zekâ kullanırsa markalar birbirine mi benzeyecek?
11 Ağustos 2026 - Bilgi Çağında En Büyük Kıtlık: Bağlam
4 Ağustos 2026 - Güven Kırılırsa, İyilik Kaybeder!
Feza Turunçoğlu Kimdir?
Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.