Doğum gününde kaybettiğimiz Birol Altınkılıç'ı anlatmak kolay değil. Türkiye'ye büyük hizmetler yapmış, büyük markalar kurmuş bir iş insanıydı ama iş dünyasındaki bu başarılar onun sadece bir tarafıydı. Diğer tarafında çok iyi bir insan, kalbi tertemiz, güleryüzlü bir dost vardı.
Onu nasıl tarif etmeliyim çok iyi biliyorum.
Türkiye’ye büyük hizmetler yapmış bir iş insanı olarak mesela…
Hiç şüphesiz evet.
Türkiye’ye çok güçlü markalar kazandırmış vizyoner bir insan olarak mesela…
Hiç şüphesiz evet.
Birazdan anlatacağım…
Ama bütün bunlardan önce onu benim gözümdeki asıl yeri ile tanıtmak isterdim.
İnsan olarak…
İyi bir insan olarak..
Çok iyi bir insan olarak…
Çok iyi, etrafına neşe saçan, hep gülümseyen, umut veren bir insan olarak…
Bugün size işte asıl o insanı anlatmak istiyorum…
Ve anlatmaya 13 Haziran 2016 gününden başlayacağım.
O gün Taksim’deki Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’nde bir cenaze töreni yapıldı.
Çok mütevazı bir törendi…
İstanbul’un geriye kalmış son birkaç yaşlı Rum’u, onu hatırlayan bir kaç Türk dostu…
Hepsi o…
İstanbul’un son Rumlarından Bay Harry o gün toprağa verildi.

Harry Lenas büyük bir pasta ustasıydı, Baylan Pastanelerinin kurucusuydu.
Tam adı Bay Harry Lenas’tı…
Türkiye onu Baylan Pastanesi’nin sahibi olarak tanıdı.
Bugünün çocuklarına kimdi o diye anlatmak istersem, şöyle derdim:
Hepimizin hayatına Sevgililer Günü’nü sokan iki insandan biriydi.
Üzerinde “Saint Valentin” yazan kalp şeklindeki çikolataları vitrinine koyan insandı o.
İkincisi ise, Bay Vitali…
Yani Vakko’nun kurucusu Vitali Hakko…
Türkiye’nin ilk yılbaşı sepetini yapanlar da bu ikisiydi…

Bugün “Kup griye” diye bildiğimiz tatlıyı, İtalyanların tiramisusunu hayatımıza sokan insandı Bay Harry…
Kimler geçmedi ki onun dükkânından…
Attilâ İlhan, Oktay Akbal, Behçet Necatigil, Orhan Duru, Ahmet Oktay, Ferit Edgü, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Haldun Taner, Cemal Süreya, Salâh Birsel, Peyami Safa, Orhan Kemal ve Fethi Naci…
Sonra yalnızlık günleri başladı.
6-7 Eylül, arkasından Kıbrıs…
İstanbul’un Rumları gitti…
O kaldı…
Hatta tek başına kaldı.
İşte böyle en yalnız, en “Evde tek başına” ve hüzünlü günlerinden birinde bir Türk iş insanı kapısını çaldı ve ona sahip çıktı.
Bebek’te Baylan’ı tekrar açtılar.
Bay Harry hastalığına ve yaşına rağmen haftada bir gün oraya geldi.
Geldiği günler yine kasanın başına geçti.
Ben de onu orada tanıdım. Sohbet ettim.

O gün işte İstanbul’un çikolata mazisinin bu son ferdinin cenazesi vardı.
Ailesinden geride kalanı yoktu. Cenazesinin arkasından ağlayanı da yoktu…
Ama biri vardı ki o çok ağladı …
Birol Altınkılıç…
Ölümünden önce her gün hastanede onun başındaydı.
Son gününe kadar ona babası gibi bakmış, ihtimam etmişti.
Birol Altınkılıç ismini çok insan bilmez.
Ama onun yarattığı “Kahve Dünyası” markasını herkes bilir.
Starbucks’ın kurucu patronu Türkiye’ye geldiğinde “Kahveyi Avrupaya getiren Türkiye’de kahvecilik yapacağım” demişti.
Yaptı da…
Ama karşısına öyle bir Türk markası çıktı ki…
Kahve Dünyası…
Starbucks Türk kahvesi içen Türkiye’ye başka bir kahve kültürünü getirdi.
Kahve Dünyası da onun getirdiği bu yeni kültürde onunla başabaş rekabet etti.
Her Cumhuriyet Bayramında, 19 Mayıs’ta her kahvenin yanına ayyıldızlı çikolatayı koyan insandır o.
Sevgililer Güne geldiğinde her kahvenin yanında kalp şeklinde bir çikolata vardır.
Ama Kahve Dünyası onun Türkiye ekonomisine kattığı muazzam ekonominin küçük bir parçasıdır.
Buzdağının tepesindeki küçük beyazlıktır Kahve Dünyası…

Birol Altınkılıç bir Türkiye Willy Wonka’sıdır…
Roald Dahl’ın romanın kahramanı gibi vizyoner, yenilikçi, dahi…
Ama onun kadar egzantrik değil.
Görünmeyen tevazuyu tercih etmiş tedbili kıyafet gezen bir Willi Wonka diyebilirsiniz.
Bir de ondan çok daha neşeli, güleryüzlü…
Wonka’nın hayali çikolata fabrikası onunkinin yanında çok küçük kalır.
Daha küçücük yaşta abisi ile birlikte Mısır Çarşısı’nda karabiber satarak başlayan bir iş hayatı.
Tıpkı Wonka’nınki gibi sıfırdan yaratılmış çikolata imparatorluğu…
Şöyle anlatayım bu devasa çikolata ve kakao imparatorluğunu…
Dünyanın en büyük 2’inci endüstriyel çikolata üreticisi…
Yine Dünyanın 6’ıncı kakao işleyicisi…
İstanbul’daki tesislerinde yılda 270 bin ton kakaolu ürün işleniyor.
Dünyada 80’den fazla ülkede, bildiğimiz o dev çikolata markalarına ürün üretiyor.
Yani ekonomide “B2B” denilen (Business to Business-Şirketten şirkete) bir dev kuruluş bu.

Kakaonun büyük bölümünü Gana ve Fildişi Sahili’nden alıyordu.
Bir günü bana “Fildişi Sahili’nin ihracatında 1 numarayız” demişti.
Türkiye’deki tesislerinde çikolata üretim bantlarının üzerinde tanıdığınız dev markaları görüyorsunuz.
Fortune dergisinde ünlü müşterileri arasında Nestle, Kraft ve Ferrero gibi markaların bulunduğunu yazmıştı.
Ben, Kahve Dünyası’nın ürettiği fındıklı kahvenin en büyük tutkunu ve tüketicilerinden biriyim.
Her sabah Kahve Dünyası’ndan alınmış fındıklı kahvenin filtre makinasından gelen kokusuyla uyanırım.
Benim için hayata başlamanın ve hayatın devam ettiğinin ispatıdır o ilk yudum.
Covid günlerinde her yer kapalıyken fındıklı kahvemin bitmesinin paniğini en iyi bilenlerden biriydi Birol.
Daha ben aramadan o arar ve her zamanki şen kahkahası ile “Ertuğrul Abi senin kahven bitmiştir, kamyon birazdan evinin önünde” derdi.
Son defa geçen bayramda konuştuk.
Yine çok neşeliydi. Epey kilo vermişti. Eşi ve çocukları başarılı biçimde işin başındaydı.
Henüz gençti…
Kader onu doğum gününde aldı…
Arzum kahve makinelerini üreten şirketin yönetim kurulu başkanı Murat Kolbaşı’ndan öğrenmiştim.
Bugün dünyada günde 2.2 milyar fincan kahve tüketiliyormuş.Bunun yüzde 10’u Türk kahvesiymiş.
Türkiye’de kişi başına kahve tüketimi son yıllara kadar yılda 250 grammış. Ancak otomatik kahve makineleri, Starbucks, Kahve Dünyası, Kafe Nero, Petra gibi markalar devreye girdikten sonra bu miktar 1 kiloya çıkmış.
Günde tahminen 50-60 milyon fincan kahve içiliyormuş.
Peki açılan kahve falı rakamı nereden geliyor? Onu da şöyle açıklamıştı:
“O konuda daha somut bir bilgiye sahibiz. Türkiye’de internet ortamında kahve falı uygulamaları var. Onların tıklanması, sorulan sorulardan hareketle bir tahmin yapabiliyoruz. Bu da günde 2 milyona yakın kahve falı açıldığı sonucunu veriyor.”
Demek ki her gün 2 milyon insanın önüne umut veren, hüzün veren, neşelendiren, düşündüren haller açılıyor.
Birol’unki fallarda bile göremeyeceğimiz kadar beklenmedik bir şeydi.
Çok erken geldi…

Önceki gün Birol’un ölüm haberi geldiğinde kalabalık bir masadaydım.
Baktım herkes benim gibi çok üzülmüştü.
Nedense o an aklıma geçmişte rahmetli Güneri Cıvaoğlu ile Venedik’te geçirdiğimiz bir gün geldi.
Belki tuhaf gelecek ama bir gondolda Türk kahvesi içmiştik.
Hem de cezveyle koymuşlardı fincanımıza…
Ben de cep telefonumdan Amadeo Minghi’nin çok sevdiğim şarkısı “Cantara d’Amore”i çalmıştım.
Birol’un ürettiği kahveler hayatımın son 20 yılında bana o kadar güzel sabahlar yaşattı ki, onu ve Güneri Beyi işte Venedik’te bir gondolda kahve içerken çekilmiş bu fotoğrafla anmak istedim.
İkisinin de neşesine uygun bir kare diye düşündüm.
Bunu Birol’a da anlatmıştım.
Ölüm ölümü çağrıştırıyor. Nedense aklıma bir de “The Bucket List” (Şimdi ya da Asla) filmi geldi.
Jack Nicholson ve Morgan Freeman’ın oynadığı filmde bir “sansar kahvesi” konusu da vardı.
Kanser olan iki erkek, ölümden önce yapmaları gereken şeylerin listesini hazırlarken listeye Bali’ye gidip “sansar kahvesi” içmeyi de eklemişler.
Sansar kahvesi Bali’de bir tür maymunun sindirim sisteminden çıkartılan çekirdekle yapılan kahve…
Bir fincanı 50 dolara satılıyormuş.
Onlar kahveyi ölmeden önce yapılması gereken şeyler arasına yazmışlar.
Bense her sabah hayata yeniden başlamak için yapılan bir şey olarak görüyorum.
Dünyanın dört bir tarafında gittiğim yerlerde sabah otel odasında dağınık bir yatakta sabah kahvesini içmenin hazzını çok az şeye değişirim.
O nedenle, benim için hayat her gün Birol’un yarattığı Kahve Dünyası’nın fındıklı kahvesi başlamaya devam edecek.
Ben de her sabah o kahvenin ilk yudumunda onu hatırlamaya devam edeceğim.
Yoksul mahalleler, filmlerde çocukların top oynadığı arsalara apartman diken işadamı karakterlerini sevmez…
Kızına aşık fakir gençleri dövdürmeye, parayla satın almaya kalkan kötü işadamı en gıcık olduğumuz tiplerdir.
Onların bir istisnası vardı.
Hulusi Kentmen…
Beyaz bıyıklı tonton zengin…
Kızı fakir oğlana aşık olsa da kızmaz. TÜSİAD’ın “Meçhul iyi iş insanı abidesi” için ideal karakterdir o.
Bir tek onu severdik biz.
Birol bana işte o Hulusi Kentmen’in bugüne taşınmış, 21’inci Yüzyıl versiyonunu hatırlatırdı.
Bolu’da karlı günlerde, yaptırdığı köfte arabasında bütün köye köfte pişirirken gördüğümde onda hep bu karakteri görmüştüm.
Güle güle benim sevgili kardeşim.
Eminim Bebek’te Baylan’ın önünden her geçtiğimde seni ve Bay Harry’i orada otururken görmeye devam edeceğim.