Kendime Mektup

Hayatıma giren her insan bugünkü benliğime iz bıraktı. Kimisi dostluğu öğretti, kimisi mesafeyi. Kimisi güvenmeyi, kimisi hayal kırıklığını. Sonra fark ettim ki hayatın en sert öğretmenlerinin adı çoğu zaman başarısızlık, kayıp ve kırgınlıkmış. Annem ve Babamın ise ben olmamdaki rolü azımsanamaz.

21 Temmuz 2026
Yeni bir işe başladığımda bugün de çok farklı değilim. Merakım hâlâ büyük, çalışma isteğim hâlâ ilk günkü gibi. Ama dönüp baktığımda görüyorum ki hayat sadece yapılan işlerden ibaret değil. İnsanın kendisine ayırdığı zaman en az emeği kadar değerli. Bunu geç öğrendim.

Sevgili ben,

Bugün doğum günüm. Kutlu olsun.

İnsan doğum günlerinde ister istemez duruyor; geriye bakıyor, hesap yapmaktan çok hatırlamaya çalışıyor, bazen hüzünleniyor, bazen de yaş aldığı için daha hassas oluyor. Aldığım yaşları, yaşadıklarımı ve yaşattıklarımı düşündüğümde hafızamda silinmeyen, izler bırakan anılar kadar, zamanın sessizce alıp götürdükleri de var. Unutmak için özel bir çaba göstermedim ama bazı acılar kendi kendine soldu, bazı güzellikler ise hâlâ ilk günkü sıcaklığını koruyor. Bir de ne kadar istesem de geri çağıramadığım anlar var. Demek ki hafızanın da kendine göre bir adaleti var.

Bugün dönüp geriye baktığımda, yaşadığım her şey için şükretmem gerektiğini görüyorum.

Sağlığım yerinde. Hâlâ çalışabiliyorum. Üretebiliyorum. Aklım bana yeni yollar açıyor. Sevdiklerim yanımda. Yıllar bana bir şey öğrettiyse, o da insanın zenginliğinin sahip olduklarının çokluğuyla değil, kaybetmedikleriyle ölçüldüğü…

Hayatıma giren her insan bugünkü benliğime bir iz bıraktı. Kimisi dostluğu öğretti, kimisi mesafeyi. Kimisi güvenmeyi, kimisi hayal kırıklığını. Sonra fark ettim ki hayatın en sert öğretmenlerinin adı çoğu zaman başarısızlık, kayıp ve kırgınlıkmış. Annem ve Babamın ise ben olmamdaki rolü azımsanamaz.

Demek ki insan büyüyor ama çocukluğu tamamen terk edemiyor

Affedemediğim insanlar oldu mu? Oldu.

Hazmedemediğim yaşanmışlıklar var mı? Var.

Vedalaşamadığım insanlar, kapanmamış defterler, yarım kalmış cümleler… Onlar da var.

Eskiden bunların yük olduğunu düşünürdüm. Olgunlaştıkça onları taşımayı öğreniyorsun ama sırtından tamamen indiremiyorsun. Yine de o yükleri sürekli sırtında hissetmek ya da geçmişte yaşamaya devam etmek bugüne hiçbir şey kazandırmıyor. Geçmiş yaşanacak bir yer değil; sadece uğranacak bir durak. Unutmayalım, insan sürekli arkasına bakarak yürürse, önündeki yolu kaçırıyor.

Çocukluğumu düşündüğümde alıngan, hassas, içine kapanık ve kendine pek güvenmeyen bir çocuk görüyorum. Uzun yıllar o çocuğun geride kaldığını sandım. Meğer sadece sessizleşmiş. Hâlâ bazı duygularımı anlatmakta zorlanıyorum. Hâlâ bazı kırgınlıklarımı içimde yaşıyorum. Demek ki insan büyüyor ama çocukluğu tamamen terk edemiyor.

Kendime yıllar boyunca birçok söz verdim.

Bazılarını tuttum. Bazıları ise hâlâ beni bekliyor.

Eskiden bunu eksiklik sanırdım. Bugün öyle düşünmüyorum. Çünkü insan tamamlanan bir varlık değil.

Bir itirafta daha bulunayım…

Bütün iş hayatım boyunca çalışan bir karınca oldum. Çok çalışan, üretmekten vazgeçmeyen ama iş dışında kendisine yeterince yatırım yapmayan bir karınca… Yeni bir işe başladığımda bugün de çok farklı değilim. Merakım hâlâ büyük, çalışma isteğim hâlâ ilk günkü gibi. Ama dönüp baktığımda görüyorum ki hayat sadece yapılan işlerden ibaret değil. İnsanın kendisine ayırdığı zaman en az emeği kadar değerli. Bunu geç öğrendim.

Son zamanlarda eski bir kelime üzerine çok düşünüyorum: Tekâmül.

Ben tekâmülümü tamamlamadım

Eskiler insanın olgunlaşma yolculuğuna böyle dermiş.

Bir zamanlar tekâmülün tamamlanan bir şey olduğunu sanıyordum. Bugün ise tam tersine inanıyorum.

Ben tekâmülümü tamamlamadım. Sanırım ömrüm oldukça da tamamlayamayacağım.

Çünkü her yeni gün bana bilmediğim bir şeyi öğretiyor. Her yeni insan başka bir pencere açıyor. Her hata başka bir ders bırakıyor. Her hayal kırıklığı insanı biraz daha sadeleştiriyor. Her sevinç, gerçek mutluluğun büyük şeylerde değil, küçük anlarda saklı olduğunu gösteriyor.

Belki de mesele “olmak” değil. Belki de mesele, her gün yeniden olmaya devam etmek.

Bugün doğum günüm.

Kendime büyük vaatlerde bulunmuyorum, büyük mucizeler beklemiyorum.

Daha çok öğrenmeyi… Daha çok anlamayı…

Daha çok dinlemeyi… Daha çok konuşmayı…

Daha huzurlu günlerin yanı sıra sevdiklerimle geçirdiğim sıradan günlerin kıymetini daha çok bilmeyi istiyorum.

Daha fazla insana dokunmayı, elimden geldiğince yardım etmeyi ve kendime verdiğim sözleri tutmayı istiyorum.

Daha az kırılmayı en çok da kendime karşı daha anlayışlı olmayı öğrenmek istiyorum.

İnsan doğduğu gün hayata geliyor. Ama insanın kendisine doğması, bazen bir ömür sürüyor.

Benim yolculuğum da hâlâ sürüyor. Ve galiba hayatın en güzel tarafı da bu…

Olmuyoruz. Olmaya devam ediyoruz.

Feza Turunçoğlu Kimdir?

Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.