Eylül: Yılın İkinci Başlangıcı

Yılın son dört ayı, özellikle iş dünyasında, çoğu zaman belirleyici olur. Bütçeler yeniden hesaplanır. Planlar gözden geçirilir. Hedefler hatırlanır. Bazıları revize edilir. Bazıları sessizce rafa kaldırılır. Yeni döneme hazırlanılır.

1 Eylül 2026
Benim için Eylül, hayata dönüş. Yazın güzel bir tarafı var. Hayatı biraz gevşetiyor. Her şey acil olmaktan çıkıyor. Bazı mailler bekleyebiliyor. Bazı kararlar ertelenebiliyor.

Yaz bitti, bitecek.

Evet hava hâlâ sıcak. Denize girenler var. Tatil bavulunu henüz açmamış olanlar da…

Ama Eylül geldiğinde hepimizin içinde bir şey değişiyor.

Sabahları trafik biraz daha erken başlıyor. Kahveciler yeniden doluyor. Telefonlar daha sık çalıyor. Ajandalar, bir süreliğine unuttuğumuz o tanıdık yoğunluğuna yeniden kavuşuyor.

Çocuklar okula hazırlanıyor. Gençler yeni bir döneme giriyor.

Biz yetişkinler de kendi “yeni dönemimize” başlıyoruz.

O yüzden ben Eylül’ü hiçbir zaman sadece “okula dönüş” olarak görmüyorum. Benim için Eylül, hayata dönüş.

Yazın güzel bir tarafı var. Hayatı biraz gevşetiyor. Her şey acil olmaktan çıkıyor. Bazı mailler bekleyebiliyor. Bazı kararlar ertelenebiliyor.

“İzinden dönünce bakarız” ya da “Eylül gelsin, başlarız” diyebiliyoruz. Hatta bazen hiçbir şey yapmamayı bile kendimize hak görüyoruz.

Ama yazın rehaveti uzadıkça, insanın fark etmediği başka bir şey oluyor. Zaman akıp gidiyor. Sonra bir sabah takvime bakıyorsunuz.

Dört ayda çok şey değişebilir

Ve 2026’nın bitmesine dört ay kaldığını fark ediyorsunuz. Sadece dört ay.

İlk duyduğunuzda çok kısa. Ama biraz düşününce, aslında hiç de az değil.

Dört ayda çok şey değişebilir. Bir proje bitebilir. Yeni bir iş başlayabilir. Bir ekip toparlanabilir. Bir fikir hayata geçebilir. Bir insan uzun zamandır vermediği bir kararı verebilir.

Pazarlama dünyasında çalışmanın insana öğrettiği şeylerden biri de bu sanırım:

Zaman, her zaman sandığımız kadar kısa değildir. Ama yanlış yere harcadığımızda çok hızlı tükenir.

Yılın son dört ayı, özellikle iş dünyasında, çoğu zaman belirleyici olur.

Bütçeler yeniden hesaplanır. Planlar gözden geçirilir. Hedefler hatırlanır. Bazıları revize edilir. Bazıları sessizce rafa kaldırılır. Yeni döneme hazırlanılır.

Ve herkes aynı sorunun farklı bir versiyonunu sorar: “Yıl bitmeden bunu yapabilir miyiz?”

Ben bu soruyu seviyorum aslında. Çünkü içinde hâlâ bir ihtimal var. Henüz geç kalmadığımızı söylüyor.

Eylül’ün ocak ayından farkı da burada bence. Ocak biraz romantiktir. Yeni yıl gelir ve hepimiz kendimize büyük sözler veririz.

Bu yıl böyle olacak. Şunu mutlaka yapacağım. Bunu değiştireceğim. Daha çok okuyacağım. Daha çok üreteceğim. Daha az erteleyeceğim.

Sonra hayat planlarımızı pek de umursamaz. Gündem değişir. Öncelikler değişir. Bazı hedefler anlamını kaybeder. Bazı hayaller ertelenir.

Ve bir bakarız ki Eylül gelmiştir.

Eylül daha gerçekçidir. Daha dürüsttür. Size “Her şeyi yeniden yapabilirsin” demez.

Şunu sorar: Buradasın. Şimdi ne yapacaksın?

Belki yılın ilk sekiz ayında planladığımız her şeyi yapamadık.

Belki hayat bizi hiç hesapta olmayan yerlere götürdü.

Ama bunların hiçbiri yılın bittiği anlamına gelmiyor. Önümüzde hâlâ dört ay var.

Belki de Eylül’ün bana en çok hatırlattığı şey şu:

Her şeyi yapmak zorunda değiliz. Ama bizim için gerçekten önemli olan şeyi daha fazla ertelememeliyiz.

Pazarlama ve iletişim dünyasında “doğru zamanlama” diye bir şey vardır.

Doğru mesaj, yanlış zamanda verildiğinde etkisini kaybedebilir.

Bazen mesele daha çok şey yapmak değildir

Doğru fikir, doğru zamanda hayata geçtiğinde ise beklenmedik kadar güçlü olabilir.

Belki hayat için de aynı şey geçerli.

Bazen mesele daha çok şey yapmak değildir. Doğru şeyi yapmaktır.

Bazen daha hızlı gitmek değildir. Nereye gittiğini bilmektir.

Hayat yeniden hızlanmadan önce Eylül bize kısa bir düşünme fırsatı verir, nereye koştuğumuzu yeniden düşünmeye davet eder.

Hoş geldin Eylül.

Hayata dönüş zamanı.

Ve belki de kaldığımız yerden değil…

Olmak istediğimiz yere doğru yeniden yola çıkma zamanı.

Feza Turunçoğlu Kimdir?

Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.