Kırmızı ışıklar neden hala yanıyor?

6 Eylül 2026

Gecikmiş bir evlilik seneyi devriyesi kutlamak üzere Amsterdam’dayız.

Eşimin ayağı kırıldığı için esas tarihimiz olan 12 Temmuz haftası yerine bu hafta gelebildik.

Benim ilk gelişim, eşim Ali Atıf Bir’in üçüncü gelişi. Kanallar, bisikletler, Van Gogh, o sevimli dar cepheli evler derken… Birkaç sokak sonra kendinizi dünyanın en ünlü Red Light District’inde (Kırımızı Işık Bölgesi), yani De Wallen’da bulduk.

Benim ilk tepkim “Ne kadar özgür bir şehir” olmadı. Aklımdan geçen ilk soru doğrudan“Bu sistem neden hâlâ var?” oldu.

Çünkü karşınızda bir internet sitesi ya da şehrin dışında gözden uzak tutulmuş bir bölge yok. Amsterdam’ın en eski mahallesinin tam ortasındasınız.

Birkaç metre ötede geçmişi 1306’ya uzanan Oude Kerk duruyor; etrafındaki sokaklarda ise kırmızı ışıklı pencerelerin arkasında müşteri bekleyen kadınlar var.

Amsterdam’da seks işçiliğinin tarihi şehrin kendisi kadar eski.

Yüzyıllar boyunca limana yanaşan gemiler, denizciler, tüccarlar ve para… Dolayısıyla devasa bir talep vardı. Şehrin kendi kayıtları, ticaretin 17. yüzyılda bugünkü De Wallen çevresinde yoğunlaştığını anlatıyor.

Zamanla yasaklar gelse de seks ticareti yok olmadı; otellere, moda atölyelerine, çamaşırhanelere kaydı. Hollandalıların yaklaşımları da tam bu noktada şekillendi: “Bunu doğru buluyor muyuz?” sorusu yerine “Zaten oluyorsa nasıl kontrol ederiz?” anlayışı hakim oldu.

2000 yılında yasak kaldırıldı, sektör belediyenin ruhsat sistemine bağlandı. Temel amaç insan kaçakçılığı ve sömürüyle mücadele edebilmekti.

Yine de insan sormadan edemiyor: Avrupa’nın kadın hakları konusunda en ileri ülkelerinden birinin başkentinde, kadınların hâlâ bir vitrin arkasında sergilenmesi gerçekten gerekli mi?

Bir kadın olarak ben o görüntüyü hiç de özgürleştirici bulamadım. Sistemin amacını anlıyorum; kayıt dışı alandaki tehlikeleri azaltmak. Ancak bu, sistemin kusursuz işlediği anlamına gelmiyor.

Nitekim belediye de yıllardır insan ticareti ve suç örgütleriyle mücadele etmek için yüzlerce pencereyi kapattı. Yani burası romantik bir “özgürlük projesi” değil; şehrin kendi yarattığı modelin yan etkileriyle savaştığı bir alan.

Camın iki tarafında da son derece tuhaf ve insanı sarsan bir psikoloji işliyor. İçerideki kadınlar için o vitrinler; dışarıdaki binlerce meraklı gözün, gürültünün ve etik yargıların ortasında ayakta kalabilmek adına örülmüş görünmez duvarlardan ibaret. Sürekli bir nesneleştirilme baskısı altında, kendilerini duygusal olarak dış dünyadan izole ederek mekanik bir savunma mekanizması geliştiriyorlar.

O kırmızı ışıklar sadece müşteriye yol göstermiyor; içerideki insanı, dışarıdaki fütursuz gözlerden korumak için çekilmiş zihinsel bir sınır işlevi de görüyor.

Dışarıdaki adamlar ve turistler tarafında ise durum çok daha karmaşık. Kimisi fantezisini yaşamanın peşinde, kimisi sadece sürü psikolojisine uyup arkadaş grubuyla gülüşen birer röntgenci…

Fakat o camın önüne geçildiğinde, insanın empati yeteneğini askıya alan bir algı kayması yaşanıyor.

Şehir bunu yasal ve kurallı kılınca, tüketicinin zihnindeki vicdani yük de hafifliyor; vitrindeki insan bir birey olmaktan çıkıp satın alınabilir ya da izlenebilir bir “deneyime” dönüşüyor.

İki taraf da aynı birkaç metrekarelik alanda ama tamamen farklı zihinsel dünyalarda var olmaya çalışıyor.

Red Light District çoktan dev bir turistik sirke dönüşmüş durumda. İnsanlar ellerinde dondurmalarla, kahkahalar atarak pencerelere bakıyor. Bir insanın yaşam mücadelesi veya mesleği, bir başkasının Amsterdam gezisinde “görülmesi gerekenler” listesine dönüşmüş.

Bir insanın bedeninin satılması bizi rahatsız ediyor da, aynı insanın yüzlerce turist tarafından ücretsiz bir gösteri gibi seyredilmesi neden rahatsız etmiyor?

Vitrindeki kadını sorguluyoruz ama vitrinin önündeki seyircileri hiç sorgulamıyoruz.

Amsterdam’dan ayrılırken kırmızı ışıklar arkamda kaldı ama aklımdaki soru hâlâ yanıyor: Özgürlük, bir insanın vitrine çıkabilmesi midir, yoksa kimsenin onu bir vitrin süsü olarak görmemesi mi?

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.