Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi'nin 'en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğine' karar verdiği sivil toplum ve insan hakları aktivisti Osman Kavala mahkemeye başvurarak yeniden yargılanma talep etti.
Gezi davasında ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamasıyla ağırlaştırılmış hapis cezası verilen Osman Kavala 10 yıla yakın süredir hapiste tutuluyor.
Kavala’nın başvurusu üzerine 25 Ağustos’ta AİHM Büyük Daire toplandı. AİHM Başkanı Matthias Guyomar “Kavala en kısa sürede serbest bırakılmalı” dedi. Kavala’ya 70 bin avro (yaklaşık 3,9 milyon lira) manevi ve 43 bin 342,57 avro (yaklaşık 2,4 milyon lira) maddi tazminat ödenmesi gerekiyor. AİHM 10 Aralık 2019’da da Kavala’nın derhal salıverilmesi yönünde karar vermişti.
Avukatı Gezi davasına bakan İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdu ve Osman Kavala hakkında kesinleşen mahkumiyet hükmünün AİHM kararı uyarınca durdurulmasını talep etti. Ayrıca müvekkilinin tahliye edilmesini istedi.
Başvuru ‘hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri’ başlıklı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 311’inci maddesi kapsamında yapıldı. Bununla AİHM tarafından verilen kesinleşmiş ihlal kararları da yargılanmanın yenilenmesi nedenleri arasında kabul ediliyor. Madde şöyle:
Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri
Madde 311 – (1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.
(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.
Mahkeme AİHM kararına uyarsa Kavala’nın hükümlü olduğu Gezi davası yeniden başlayacak.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Gezi eylemlerinden itibaren ‘Türkiye’nin Soros’u’ diye hedef gösterdiği Kavala, 18 Ekim 2017’de Gaziantep’te gözaltına alınıp İstanbul’a götürüldü.
Gözaltı gerekçesi ilk anda öğrenilemedi. Soruşturmanın gizli yürütüldüğü söylendi.
Kavala 1 Kasım’da tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Tutuklamaya iki gerekçe gösterildi: Gezi eylemleri bağlamında ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ ve 15 Temmuz darbe girişimi bağlamında ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs.’
İddianame sürecinde dosya ikiye ayrıldı.
Gezi eylemlerine ilişkin iddianame 19 Şubat 2019’da kabul edildi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 10 Aralık 2019’da Kavala’nın derhal salıverilmesi yönünde karar verdi.
Kavala ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamasıyla yürütülen davanın 18 Şubat 2020’deki altıncı duruşmasına da tutuklu olarak çıktı. Duruşmada sekiz sanıkla birlikte Kavala’nın da tahliyesine karar verildi.
Ancak hemen ardından İstanbul başsavcılığı darbe girişimi bağlamında ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamasıyla yürütülen davada tahliyesi beklenen Osman Kavala’yı yeniden gözaltına alındı.
Kavala 19 Şubat 2020’de yeniden tutuklandı. 9 Mart’ta 2020’de de aynı dava kapsamında bu kez ‘siyasal veya askeri casusluk’ suçlamasıyla tutuklandı.
Kavala haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle 4 Mayıs 2020’de Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Başvuru 15 üyeli mahkeme tarafından 29 Aralık 2020’de yediye karşı sekiz oyla kabul edildi.
25 Ocak 2021’de AİHM’in bağlı bulunduğu Avrupa Konseyi ‘Kavala’nın serbest kalması rica değil, bağlayıcı hukukun gereği’ dedi.
5 Şubat’ta İstanbul 36’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde Kavala’nın ‘anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ ve ‘siyasi ve askeri casusluk’ suçlarından yargılandığı davanın ikinci duruşması görüldü. Kavala tahliye edilmemesinin daha ağır bir hak ihlaline yol açacağını söyledi. Mahkeme tutukluluğun devamına karar verdi.
23 Mart’ta AYM’nin gerekçeli kararı açıklandı. Karşı oy verip şerh düşen yedi üye arasında başkan Zühtü Arslan’ın da bulunduğu görüldü.
21 Mayıs’ta Gezi Parkı eylemlerinin üçüncü kez yargılandığı davada Kavala’nın oy çokluğuyla tutukluluk halinin devamına karar verildi. Başkan karara şerh koyduğunu duyurdu.
8 Ekim’de Kavala dahil 16 hak savunucusu ve Beşiktaş futbol takımı taraftar grubu çArşı’nın 35 üyesi ilk defa birlikte hakim karşısına çıktı. Duruşma sonucunda mahkeme, oy çokluğuyla Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.
3 Aralık’ta Avrupa Konseyi, AİHM ihlal kararına rağmen Kavala’yı serbest bırakmayan Türkiye’ye karşı yaptırım prosedürü kararını hatırlatarak 19 Ocak 2022’ye kadar görüşünü iletmesi için süre verdi.
Kavala 17 Ocak 2022’deki duruşmada de yine tahliye edilmedi.
Türkiye AİHM’e şu yanı gönderdi: “Kavala’nın yargılanması AİHM kararının alındığı davadan değil, farklı bir davadan sürmektedir.”
Bunun üzerine Avrupa Konseyi’nin siyasi organı bakanlar komitesi, 2 Şubat’taki toplantıda Kavala’nın AİHM kararına rağmen serbest bırakılmaması nedeniyle Türkiye aleyhine aralık başında başlattığı ‘ihlal prosedürü’nün ikinci aşamasını oylamaya sundu. Oturumda dosyanın AİHM’e havale edilmesine dair ara karar oy çokluğuyla kabul edildi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 3 Şubat 2022’de bu kararı şöyle eleştirdi: “AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi bu konuda ne demiş; bu da bizi çok ilgilendirmiyor. Biz kendi mahkemelerimize saygı duyulmasını bekliyoruz. Bu saygıyı duymayanlar da kusura bakmasınlar.”
Kavala’nın 1574 gündür tutuklu bulunduğu Gezi/çArşı davasının beşinci duruşması 21 Şubat’ta yapıldı. Mahkeme Kavala’nın tutukluluk halinin devamına, dosyaların ayrılmasına karar verdi.
23 Şubat’ta AİHM, Türkiye’ye yönelik ihlal sürecini görüşmek üzere, taraflara görüşlerini sunması için 19 Nisan’a kadar süre verdi.
21 Mart’ta Kavala tekrar hakim karşısına çıktı. Mahkeme tutukluluk halinin devamına karar verdi.
İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan’daki karar duruşmasında Kavala’ya ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ten ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme heyetinden bir üye hakim karara şerh koydu.
Duruşmada Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi hakkında da 18’er yıl hapis cezası ve tutuklama kararı verildi.
28 Aralık 2022’de istinaf başvurusunu değerlendiren İstanbul bölge adliye mahkemesi, Kavala ve ve diğer sanıkların cezalarını ‘hukuka uygun’ buldu.
Yargıtay, 28 Eylül 2023’te Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’nun 18’er yıl hapis cezasını onadı. Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ayşe Mücella Yapıcı hakkında verilen 18’er yıl hapis cezalarıysa bozuldu.
30 Nisan 2024’te Kavala yeniden yargılanma talebinde bulundu.
15 Mayıs’ta mahkeme yeniden yargılanma talebini oybirliğiyle reddetti.
Kavala Mart 2026’da AİHM’e ikinci başvurusunda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, mahkemenin bağımsız ve tarafsız davranmadığını, savunma haklarının kısıtlandığını ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, cezanın kanunilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olduğunu kaydetmişti.