Ne kadar hızlı, ne kadar çevik, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar hiçbir üstün sporcu Formula 1 pilotunun yaşadığı hızları ve maruz kaldığı stresi yaşamıyor. Onların beynini diğer sporculardan ayıran, saatte 350 km giden bir araçta geleceği görmelerini sağlayan farkı bilim yıllardır araştırıyor.
İki sporcu hayal edin: bir futbolcu ve bir Formula 1 pilotu. Futbolcu sahada inanılmaz derecede hızlı olsa da hareketi hâlâ insan ölçeğinde bir hızdadır. Herkesten daha çabuk olabilir ve müthiş bir çeviklikle yön değiştirebilir, ancak bu her zaman insan beyninin takip edebileceği bir tempodadır.
Şimdi bir de düzlüklerde saatte 350 kilometre, virajlarda ise 290 kilometre hızla giden yarış pilotunu düşünün. Yaşayan ya da nesli tükenmiş hiçbir kara hayvanı bu hızın yarısına bile ulaşamamıştır. Bu, herhangi bir fani beyninin ayak uyduramayacağı kadar yüksek bir hızdır.
Peki bunu nasıl başarıyorlar? Bir insan zihni, takip edebileceğinden daha hızlı olan bir sporda nasıl yönünü bulabiliyor?
Finlandiya’daki Helsinki Üniversitesi’nde kıdemli öğretim görevlisi olan Otto Lappi, The New York Times gazetesi muhabirine “Fizyolojik bir sınır var,” diyor. “Ancak beyninizin kendini korumak, çevreyi tanımak ve kendinizi öldürmemek için şu anda ne yapmanız gerektiğini çözmek adına inşa edebileceği zekanın sınırı çok daha esnek.”
Bilim insanları, insan beyninin iç işleyişini anlamak için öteden beri üst düzey sporcuları inceliyor. Ancak Formula 1 pilotları onlara benzersiz bir pencere açıyor: Beynin imkansız hızlara nasıl uyum sağladığı.
Bilinmesi gereken ilk şey, refleksler önemli olsa da gerçekten elit bir pilotu diğerlerinden ayıran şeyin refleksler olmadığıdır.
Çeşitli sporcuların göz hareketlerini inceleyen Dr. Lappi, “İnsanlar yarış pilotlarının sadece refleksleriyle yaşadığını düşündüklerinde bunu fark edemiyorlar,” diyor. “Becerilerinin büyük bir kısmı öngörüden oluşuyor. Beyin, zamanı bu öngörü sayesinde kazanıyor.”
Başka bir deyişle, harika bir pilot yola tepki vermez, yolu tahmin eder. Birçok açıdan bu şaşırtıcı değil, çünkü beynin tamamının karmaşık bir tahmin makinesi olduğu sıkça söylenir. Ancak Formula 1 pilotlarında bu mekanizma biraz daha farklı çalışıyor.
Sıradan insanların beyinlerinin sürüşe nasıl uyum sağladığına dair birçok çalışma yapıldı, ancak çok azı gerçekten elit pilotları kullandı; çünkü uluslararası şöhrete sahip bu isimleri bir nörobilim laboratuvarına getirmek oldukça zordur.
İtalyan bir ekip tarafından 2013 ve 2014 yıllarında yapılan iki küçük ama olağanüstü çalışmada, aralarında Formula 1 sürücülerinin de bulunduğu 11 profesyonel pilot ile 11 sıradan sürücü karşılaştırıldı. Beklendiği gibi, elit pilotların gelişmiş reaksiyon ve görsel-uzamsal becerilere sahip olduğu görüldü. Ancak en ilgi çekici fark, beynin derinliklerinde yer alan ve uzamsal muhakeme ile —en önemlisi— hafızayı birbirine bağlayan bir merkez işlevi gören “retrosplenial korteks” bölgesinde ortaya çıktı.
Beynin diğer kısımları yabancı yerlerde gezinmenizi sağlarken, bu bölge şu anda bulunduğunuz yeri daha önce bulunduğunuz yerle birleştirir (2006’daki bir araştırmada Londra taksi şoförleri tarafından da yoğun şekilde kullanıldığı tespit edilmişti). Örneğin, Alzheimer hastalığı nedeniyle retrosplenial korteksi hasar görmüş bir kişi evini, mahalle bakkalını ve yakındaki okulu tanıyabilir ancak birinden diğerine nasıl gideceğini bilemez.
İtalyan ekip, elit yarış pilotlarının bu bölgesindeki hücrelerin daha yoğun olduğunu ve beynin diğer kısımlarıyla daha fazla bağlantı kurduğunu buldu. Yani pilotlar, bulundukları yerlerin son derece detaylı zihinsel haritalarını çıkarabiliyor ve bunları hızla çağırabiliyorlar. Dahası, 11 profesyonel pilot arasında bu bölgedeki yoğunluğun artması, daha fazla yarış zaferi anlamına geliyordu.

Prof. Lappi
Ancak mesele sadece ne kadar beyin hücresine sahip olduğunuzla ilgili değil, bunları ne kadar iyi kullandığınızla da ilgili. Çalışmalar, elit pilotların yarış sırasında sıradan sürücülere kıyasla beyinlerinin çok daha küçük bir kısmını kullandığını gösteriyor.
İtalya’daki IMT Gelişmiş Araştırmalar Okulu Lucca’da nörobilim profesörü ve makalenin yazarlarından biri olan Pietro Pietrini, “Biz buna nöral verimlilik diyoruz,” diyor. “Yani çok yetenekliyseniz, beyninize daha az yüklenirsiniz.”
Dr. Lappi, incelediği pilotların, tamamen görüş alanlarının dışında kalsa bile virajların arkasına bakacaklarını ekliyor. Amaç virajı fiziksel olarak görmek değil, zihin gözüyle canlandırmaktır.
Herhangi bir yol güzergahında ortalama bir sürücü trafik işaretlerini, manzarayı, gösterge panelini ve bilinçaltındaki yüzlerce başka şeyi kontrol edebilir. Dr. Lappi, elit yarış pilotlarının çok daha verimli olduğunu, yalnızca gerekli olana baktıklarını ve genellikle sadece düzlüklerde olmak üzere zorunda kalmadıkça göz bile kırpmadıklarını belirtiyor. Dahası, bir virajdaki kafa hareketleri her seferinde birebir aynı oluyor.
Tüm bu verimlilik, Formula 1 pilotunun beynini yormadan yarış boyunca odaklanmasını sağlıyor. Dr. Pietrini, “Nöral verimlilik ve beyin yorgunluğu aynı madalyonun iki yüzüdür,” diyor.
Ancak bir beynin nasıl çalıştığı, yetenek ve antrenmandan daha fazlasıyla ilgilidir; aynı zamanda onu şekillendiren stres ve mücadelenin de bir ürünüdür. İsviçre’deki Bern Üniversitesi’nde aşırı antrenman ve ruh sağlığı uzmanı olan Jill Colangelo, Formula 1 pilotlarının deneyiminin bu anlamda benzersiz olabileceğini söylüyor.
Birçok sporcu gibi üst düzey pilotlar da amansız bir fiziksel ve zihinsel antrenmandan geçerler; reaksiyon sürelerini geliştirir ve araçları hakkında öğrenebilecekleri her şeyi öğrenirler. Ve birçok modern sporcu gibi onlar da kamuoyu merceğinin sürekli baskısına katlanırlar. Ayrıca kilolarını korumak için katı diyet rejimleriyle ve küresel seyahatlerden kaynaklanan uykusuzlukla mücadele ederler ki bunların her ikisi de ruh sağlığını olumsuz etkiler.
Ancak diğer sporların aksine, Formula 1 pilotları düzenli olarak 6 G’ye (Yer çekiminin 6 katı) varan kuvvetlere maruz kalırlar; bu, birçok astronotun eğitim aldığından bile fazladır. Özel boyun desteklerine ve antrenmanlarına rağmen pilotlar, gerek G kuvvetleri gerekse sürekli sarsılan araç nedeniyle beyinlerini kafataslarına çarpmaya devam ederler, bu da bir tür beyin sisine ve yorgunluğa yol açabilir. Nitekim bazı araştırmalar, pilotların yaşadığı sarsıntı sayısının Amerikan Futbolu Ligi (NFL) oyuncularıyla aynı düzeyde veya daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Dahası, vücut üzerinde sürekli bir ısı baskısı vardır; pilotlar bir yarışta dört kiloya kadar sıvı kaybedebilirler. Ve diğer birçok sporcunun aksine, araçlarının kontrolden çıkıp takla atabileceği ve onları öldürebileceği gerçeğiyle yaşarlar.
Dr. Colangelo; test pilotlarının G kuvvetlerini tecrübe ettiğini, profesyonel dağcıların ölüm korkusuyla baş ettiğini ve NBA yıldızlarının şöhretle uğraştığını, ancak neredeyse başka hiçbir sporcunun tüm bunlarla aynı anda baş etmek zorunda kalmadığını söylüyor. Özellikle sosyal medyada, sponsorlar ve hayranlar için mükemmel olma baskısının uzun vadeli zararlar vermesinden endişe ediyor.
“Belli bir noktadan sonra vücudunuz artık bu yükü kaldıramaz hale gelir,” diyen Colangelo ekliyor: “Süper şeyler yapabiliyorlar ama bu onları Süpermen yapmaz.”
Günün sonunda, bir Formula 1 pilotu özel bir beyinle mi doğar, yoksa bu beyin yıllar süren acımasız antrenmanlarla mı inşa edilir? Dr. Lappi, bunu muhtemelen hiçbir zaman bilemeyeceğimizi söylüyor. Bu durum, ideal bir vücut yapısına veya olağanüstü büyüklükte akciğerlere sahip olabilecek bir yüzücüye benzemiyor. Birinin mükemmel bir sürüş beyniyle doğmuş olması muhtemeldir, ancak birinin beynini eğitmeye iten genetik bir yapıyla doğmuş olması da aynı derecede olasıdır.
Ancak sonuçta Formula 1 pilotları, Dr. Lappi’nin ilgisini pilotların kendisinden ziyade beynin hıza nasıl uyum sağladığı yönüyle çekiyor.
“Bu,” diyor Lappi, “çok ama çok eski, temel ve kadim bir mekanizma.”