Yıllardır şunu söylüyoruz: Hukukun üstünlüğü, tarafsızlığı ve bağımsızlığı güvence altına alınmadan; kamu görevlerine atamalarda liyakat esas alınmadan; güçler ayrılığına dayalı, denge ve denetleme mekanizmaları güçlü bir demokrasi kurulmadan ekonomide kalıcı istikrar sağlanamaz.
Bunu söylediğimizde biraz da dalga geçer havayla hep aynı soru soruldu: “Neymiş bu yapısal reformlar?”
Fon krizi ve sonrasında yaşananlar, yapısal reformların ne olduğunu göstermiş olmalı.
Finansal sistem birbirinden bağımsız parçalardan oluşmuyor. Bir alanda başlayan güven kaybı, likidite sıkışıklığı veya ödeme sorunu zaman içinde başka piyasalara ve finansal kuruluşlara yayılabilir. Başlangıçta sınırlı görünen bir problem, gerekli önlemler zamanında alınmadığında daha geniş çaplı, hatta sistemik bir riske dönüşebilir.
Dolayısıyla mesele yalnızca belirli fonların bugünkü performansı ya da yatırımcının bugün parasını çekip çekememesi değil. Asıl mesele, finansal sistemin bütünüyle ilgili risklerin ne ölçüde erken tespit edilebildiği, denetlenebildiği ve kontrol altında tutulabildiğidir.
Bugün yaşananları yalnızca kısa vadeli piyasa hareketleriyle açıklamak da yeterli olmayabilir. Yıllar boyunca uygulanan ekonomi politikalarının birikmiş sonuçları, kurumların öngörülebilirliği ve hukukun tarafsızlığına ve bağımsızlığına ilişkin algı, ekonomik aktörlerin güvenini ve beklentilerini doğrudan etkiliyor.
Tam da bu nedenle bağımsız ve liyakat esasına dayanan denetim mekanizmaları hayati önem taşıyor.
Buradaki mesele yalnızca belirli bir kurumun nasıl yönetildiği de değil. Mesele, herhangi bir finansal kuruluşta ortaya çıkabilecek bir sorunun zamanında tespit edilmesini, bağımsız biçimde değerlendirilmesini ve gerektiğinde siyasi ya da başka türden baskılardan uzak şekilde müdahale edilmesini sağlayacak kurumsal yapının bulunup bulunmadığıdır.
Bu nedenle kalıcı çözüm, yalnızca piyasaya günü kurtaracak müdahalelerde bulunmakla sınırlı kalmamalı. Türkiye’nin ihtiyacı, güveni yeniden tesis edecek kapsamlı bir yapısal reform sürecidir.
Bunun başında hukukun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığına ilişkin kurumsal güvenceleri güçlendirmek, kamu kurumlarının öngörülebilirliğini ve hesap verebilirliğini artırmak geliyor. Ekonomi yönetiminde kurumsal bağımsızlığın, şeffaflığın ve veriye dayalı karar alma süreçlerinin güçlendirilmesi de bunun önemli bir parçası.
Bunun yanında kamu maliyesinin sürdürülebilirliği, Merkez Bankası’nın fiyat istikrarına odaklanan güvenilir bir politika çerçevesi, finansal piyasaların daha şeffaf ve dayanıklı hale getirilmesi, verimlilik ve rekabeti artıracak düzenlemeler ile eğitim ve işgücü piyasalarına yönelik reformlar da daha geniş bir yapısal dönüşümün parçası olmalı.
Çünkü finansal krizler çoğu zaman yalnızca finansal araçlarla çözülemiyor. Piyasalardaki güveni kalıcı biçimde yeniden oluşturmak için kurumlara, kurallara ve ekonomik politikalara duyulan güvenin de yeniden tesis edilmesi gerekiyor. Finansal sistemde güven, en az rakamlar kadar önemli.
Bu nedenle herhangi bir krizi yalnızca ortaya çıktığı noktada değerlendirmek yerine, krizin diğer alanlara yayılma ihtimalini ve finansal sistemin bu tür şoklara karşı dayanıklılığını birlikte ele almak gerekiyor.
Bugün normal fonlarda belirgin bir sorun görülmemesi elbette önemli. Ancak bundan, finansal sistemin tamamının risklerden uzak olduğu sonucu çıkarılamaz. Asıl mesele, mevcut sorunların daha geniş bir finansal krize dönüşmesini engellemek ve aynı sorunların yeniden ortaya çıkmasını önleyecek kurumsal yapıyı kurabilmektir.
Kısacası, günü kurtaran önlemlerin ötesine geçmek ve kapsamlı yapısal reformları yaşama geçirmek gerekiyor.
Ama bunlardan önce çözülmesi gereken iki temel meselemiz var: (1) Siyasi otorite teknik denetim ve uygulama süreçlerine müdahale etmemeli. (2) Hukukun en üst düzeyden en alta kadar istisnasız ve eşit uygulanmasını sağlayacak bir yapı kurulmalı.
Türkiye’nin temel sorunu çoğu zaman kural eksikliği değil, kuralların uygulanmasındaki eşitsizlik ve öngörülemezliktir.
Ekonomide güveni yeniden tesis etmek istiyorsak, yalnızca bugünkü sorunu çözmeye değil, yarın aynı sorunun ortaya çıkmasını engelleyecek kurumları ve kuralları inşa etmeye odaklanmalıyız.
***
Mahfi Eğilmez’in bu yazısı ilk olarak yazarın Kendime Yazılar adlı web blogunda yayımlandı.