Bugün Türkiye’de muazzam bir değerler boşluğu ve rasyonellik krizi yaşanıyor.
Televizyonu her açtığımda ya da sosyal medyada şöyle bir gezindiğimde, insanların beyinlerinin hiçbir mantıklı düşünceyi algılayamayacak kadar deforme olduğunu görüp koltuğumda embesilce bir şaşkınlıkla kalakalıyorum.
İşin kötüsü, artık lümpen bir kültüre kurban edilen ahlak anlayışımız yüzünden toplumsal çürüme kaçınılmaz ve sinsi bir realite olarak her tarafımızı sarmış durumda.
Peki, ne ara bu hale geldik?
Bizim buralarda ahlak dediğimiz şey, ne yazık ki uzun süredir özü boşaltılarak sadece biçimsel bir kabuğa, şekilsel bir sopaya indirgendi.
Gerçek ahlak; başkalarını susturmak, toplumu baskılamak ya da kendinden olmayana saldırmak için kullanılan bağnaz bir silah değildir.
Aksine bireyin kendi yaşamı, dürüstlüğü ve adaleti üzerinden kurduğu karmaşık bir insani arayıştır.
Biz ise rasyonelliği, sebatı, meslek aşkını ve derinliği çoktan çarçur ettik.
Yerine neyi koyduk?
Sınır tanımayan bir kuralsızlığı, “köşeyi dönen her kimse haklıdır” makyavelizmini ve organize bir vasatlığı.
Burada asıl çözülmesi gereken paradoks, ekonomik refah ile toplumsal ahlakın birbirini besleyen iki hayati damar olduğu gerçeğidir.
Ekonomiyi sadece teknik bir faiz-enflasyon denklemine sıkıştırır, ahlakı da sadece görünüşten ibaret bir muhafazakarlık kuralı sanırsanız, lümpenleşen kitlelerin sokağı ve vicdanı teslim almasını engelleyemezsiniz.
Adaletin kişiye özel işletildiği, hukukun siyasallaştığı ve dürüstlüğün “aptallık” olarak görüldüğü bir yerde organik sağlıklılık halini koruyan bir toplum kalmaz.
Şimdi birileri çıkıp bana “Serdar, yine felaket tellallığı yapıyorsun” diyebilir. Ama ne öneriyorsunuz yani? Devlet bir kanun çıkarıp “İnsanlar bugünden itibaren akıllı ve ahlaklı olmak zorundadır. Cehalet ve yozlaşma yasaklanmıştır” mı desin? Genetik ve sosyolojik deformasyonlarımızı kanun hükmünde kararnameyle mi düzelteceğiz?
Toplumu bu girdaptan ve kolektif çürümeden kurtarmanın yolu, insanların düşünmekten korkmadığı, rasyonelliğin ve kalitenin egemen olduğu bir ortak zemini yeniden inşa etmektir. Aksi takdirde, hep birlikte bu entelektüel ve ahlaki iflasın acı sonuçlarına katlanmaya devam edeceğiz.