Fatih Altaylı yazdı: Milli takıma Sergen geldi… Böyle başa böyle tarak

Kumarbaz, at yarışı oyuncusu, tembel, ilgisiz, bilgisiz, futbolcuların adını dahi hatırlamayan, ligleri izlemediği çok belli birisi Milli Takımlar Teknik Direktörü oldu.

Siyaset 21 Ekim 2026

Bulls Yatırım avukatı: Biz SPK’yı uyarmıştık

Fon soruşturması içinde yer alan Bulls Yatırım’ın avukatı olduğunu söyleyen Tayfun Taşlıoğlu’ndan bir mesaj geldi birkaç gün önce.

Görüşmek istediğini söyleyen bir mesaj.

Ne yalan söyleyeyim, mesajı biraz geç gördüm. Her gün o kadar fazla mesaj geliyor ki, ender de olsa bazıları gözümden kaçıyor.

Mesajı farkedince aradım.

Yıllardan beri ilkemdir, içeriğini yazamayacaksam bile, muhatabım kayıt dışı konuştuysa dahi, yazmamın önünde yasal bir engel olsa da, en azından görüştüğümü yazdım.

Yıllar önce Abdullah Öcalan ile röportaj yapmıştım. Terörle Mücadele Yasası nedeniyle o sırada program yaptığım televizyon kanalı programı yayınlayamayacağını söylemişti ben yine de Öcalan ile görüştüğümü yazmıştım. Zorunda değildim elbet ama kötü niyetli iftiracılara karşı önlem olsun, gizli bir iş çevirmediğim bilinsin diye yazarım.

Bulls Yatırım’ın avukatı ile görüşmemem gazetecilik anlayışım gereği mümkün değildi çünkü fon skandalı patladığı günlerde bu firmanın adını ilk gündeme getirendim. Bir Bakan yardımcısının eşinin de bu şirkette hissedar ve yönetici olduğunu söyleyen de.

Bulls Yatırım’ın avukatı Tuncay Taşlıoğlu’nu aradığımda bir duruşmada idi. Çıkınca aradı.

Bir bölümü yazılmamak kaydı ile ilginç şeyler anlattı.

“Fatih Bey geri dönüşünüz için teşekkür ederim” diye başladı. Ben de “Kusura bakmayın mesajınızı geç gördüm. Gecikmeli aradım. Buyurun sizi dinliyorum” dedim. Anlattı.

“Fatih Bey, soruşturmada adı geçen 7 şirketin 6’sı ile ilgili konuşulanların, söylenenlerin, iddiaların yüzde 95’i doğru” diyerek girdi ve devam etti. “Ancak şunu söylemem lazım. Açıklanan 7 şirketten biri bizim şirketimiz ve son ana kadar biz bu listede yer almıyorduk. Fakat son anda bizi de buraya eklediler. Kim yaptı, hangi el torbaya bizi de koydu bilmiyoruz. Bulls’un fonlarında böyle fahiş getiriler hiç olmadı. Hatta bazı fonlarımız banka faizi oranında getiri getirebildiler, ki bu bizim sektörde zarar etmek anlamına gelir. Bunların hepsi kayıt altında” dedi.

Sonrasında çok ilginç şeyler anlattı:

“Biliyorsunuz, bizim ortaklarımız arasında Eski Kültür ve Turizm Bakan yardımcısı Batuhan Mumcu’nun eşi de var. Burada bir siyasi neden olmuş olabilir. Bir şey diyemem ama çok açık söyleyeyim, biz Tera ve diğer bazı fonlar konusunda SPK’yı defalarca uyardık. Hiçbir şey yapmadılar.”

Bu cümleyi duyunca hemen “Bu uyarıların belgesi varsa bana yollar mısınız, çok önemli, hemen yayınlarım” dedim.

Güldü. “Uyarılarımız sözlüydü. SPK’ya yazılı bir uyarı yapamazdık takdir edersiniz ki, ama burada bir sorun olduğunu gördük ve SPK’ya şifahi olarak aktardık” dedi.

Arada bazı söyledikleri yazılmamak kaydı ileydi.

Sonra devam etti.

“Biz aslında halka açılmayı da istemiyorduk. SPK bizim halka açılmamızı istedi. Biz kapalı olmaktan memnunduk. Zaten uzmanlar bakarsa bizim halka çok da büyük bir gayretle açılmadığımızı göreceklerdir.”

Daha sonra savcılık aşamasını anlattı.

“Bize savcılıkta sorulan sorular arasında da fonlarla veya fonlarımızdaki fahiş kazançlar ile ilgili bir soru yer almıyor. Çünkü böyle bir kazanç yok. Benim gördüğüm kadarı ile yargı bu işi kırıp dökmeden, ağır ağır soruşturup bir noktaya vardırmayı planlıyordu ama birileri olayı patlattı ve zarar büyüdü” dedi. Anlattığı pek çok şey yazılmamak kaydıyla bende kaldı.

Görüşmenin sonunda “Şu anda Formula 1 pistine doğru yoldayım. Her şeyi düzgün not alamadım. Bu anlattıklarınızı bana yazılı olarak da iletir misiniz lütfen” dedim.

“Bu gün çok yoğunum. Geç yazabilirim” diye yanıt verdi. “Gece yarısına kadar vaktiniz var. Geç de olsa yollayın ki, yanlış bir şey yazmayayım” dedim.

Bu sabaha kadar gelen yazılı bir şey olmayınca görüşmemizi yazdım.

Yazdıklarım anlatılanlara katıldığıma, inandığıma ya da anlatılanların doğru olduğuna değil, cevap hakkına saygılı olduğuma delalettir.

Çok garip bir tutuklama

Açıkçası Murat Ağırel’in tutuklanacağına, bu soruşturmadan ötürü tutuklanacağına hiç ama hiç ihtimal vermiyordum.

Çok ama çok şaşırdım.

Kendisine bir ihbar gelmiş. Bu ihbarı değerlendirmiş, belgeleri istemiş, karşı tarafa sormuş, belki belgeleri yeterince inandırıcı bulmamış, belki olayın taraflar arasında bir hesaplaşma olduğunu görüp bir tarafın kendisini kullanmak istediğinden şüphelenmiş, belki haberi yapmak için ihbarcı tarafın yargıya başvurmasını beklemiş, belki hepsi birden.

Ama yaptığı her şey gazetecilik çerçevesinde gelişmiş ve üstelik tüm bu görüşmeleri, yazışmaları kayıt altına almış.

Sarıgüllerle hesaplaşmasına gazetecileri, daha doğrusu Murat Ağırel’i alet etmek isteyen tarafın iddiası ile Ağırel’i tutuklamak anlaşılır gibi değil.

Neymiş, Ağırel Sarıgüllere haber vermiş. Yahu Almanya’da kara para aklayacağını açık açık söyleyen adamlar, zaten Sarıgüllerle temas halinde. Murat’ın haber vermesi olsa olsa malumun ilamı olur.

Ne yapacaktı, “Bu iddialar doğru mu, yanıtınız var mı?” diye sormayacak mıydı!

Sormadan yazsa idi bu kez de “İşte Murat Ağırel, iktidara yanaşmak için muhalefet partisi milletvekilini hedef alan kanıtlanmamış iddiaları gündeme getirdi” denmeyecek miydi!

Gazeteci olarak, hakkında haber yapmayı düşündüğü bir kişiye soru sorduğu için onlarla birlikte hareket ettiği iddia ediliyor.

Aralarında ne bir alışveriş olmuş, ne bir menfaat temini bilgisi var. Birlikte yemek bile yememişler, oturmamışlar.

Zaten Ağırel’e sorgu sırasında böyle bir iddia dahi sorulmamış.

Ama tutuklu.

Mevcut bilgi ve delillerle olacak iş değil.

Umarım en kısa sürede bu yanlıştan dönülür.

Beşiktaş keyfi

Birkaç haftadır vakit buldukça süper ligdeki bazı maçları izliyorum. Birkaç yıldır yapmadığım bir şeydi. Galatasaray maçlarını bile pek izlemiyordum.

Gördüğüm şudur.

Beşiktaş’ın maçları çok zevkli, çok keyifli geçiyor.

Beşiktaş kiminle oynasa, rakibin futbolunu da yukarı çekmesini sağlıyor ve izleyici açısından güzel bir maç oluyor.

Trabzonspor da öyle ama Trabzonspor sanki maç seçiyor. Büyük maçları iyi oynuyor.

Beşiktaş ise hemen her maçında aynı çizgiyi, keyif çizgisini tutturuyor. Zaten oyuncuların yüzünden de keyif aldıkları belli oluyor.

Buna karşın Galatasaray ve Fenerbahçe son derece gerginler.

Fenerbahçe 10 yıldır şampiyon olamamanın, Galatasaray ise 5 yıl üst üste şampiyon olarak bunu başaran ilk takım olabilmenin gerilimi içinde. Ne oynadıkları futbol bir şeye benziyor, ne de izleyenleri mutlu ediyorlar.

Bu yüzden bir Galatasaray taraftarı, eski bir yöneticisi, eski bir 2. Başkanı olarak bu yıl futbol izlersem eğer Beşiktaş maçlarını izleyeceğim.

Kimse kusura bakmasın.

Milli takıma şaka gibi hoca

Dingildeyen Futbol Federasyonu, Türk futbolunun başına Sergen Yalçın’ı getirdi.

Güldüm.

Böyle başa böyle tarak.

Kumarbaz, at yarışı oyuncusu, tembel, ilgisiz, bilgisiz, futbolcuların adını dahi hatırlamayan, ligleri izlemediği çok belli birisi Milli Takımlar Teknik Direktörü oldu.

Bana göre Sergen Yalçın Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük yeteneğidir.

Zidaneler, Platiniler, Hagiler ayarında bir futbolcuydu. Maradona ve Messi’den bir tık aşağıdaydı belki ama büyük topçuydu.

Ama o zaman da lagar, o zaman da umursamaz bir adamdı.

Bunu teknik direktörlüğünde de sürdürdü.

Futboldaki yeteneği ile çok yukarılara çıkabilecekken o durumu idare etti, bu tavrını teknik direktörlükte de sürdürdü.

Sıfır disiplin ile teknik direktörlük yapmaya çalıştı ve kendi camiasında bile “Yeter ama” dedirtti.

Ve şimdi milli takımın başında.

Bir yandan tam ona göre, tembel işi. Yılda üç beş maç. Bol kazanç.

Ama artık futbol öyle bir şey değil.

Bilgi akışı, istatistik, veri değerlendirme, ekip çalışması.

Bunların hiç birinin Sergen’de olduğunu zannetmiyorum.

Ama böyle başa böyle tarak.

Böyle federasyona böyle teknik direktör.

Bir anlamda tencere kapak.

Ne zaman insan oluruz?

Cehaletin cüreti bulaşıcı olmadığı zaman.

***

Fatih Altaylı’nın bu yazısı ilk olarak yazarın kendi web sayfasında yayımlandı.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.