Borsa, fon soygunu sonrası çöküşe devam ediyor. Yapılan yeni bir analize göre şu an borsanın değeri tarihi ortalamasının yüzde 35 altında. Borsanın piyasa değerinin gayrı safi yurt içi hasılaya oranı 0,14 seviyesine kadar inmiş durumda.
Fon soygunuyla birlikte ciddi bir çöküşe geçen borsa tarihi dip noktalarına gelmiş durumda. Ata Yatırım’ın bir çalışmasına göre Borsa İstanbul’un piyasa değeri/GSYİH oranı şu anda 0.14x seviyesinde, tarihsel ortalama olan 0.21x’in yüzde 35 altına geriledi. Çalışmaya göre borsa, milli gelire oranla dibi 1994’te görmüştü. 2001 krizi 2008 global krizi ve FETÖ’nün darbe girişimi sonrası da borsa tarihi ortalamanın çok altına sarkmıştı.
2 gün önce yayımlanan strateji raporuna göre Borsa İstanbul’un piyasa değeri/GSYİH oranı şu anda 0.14x seviyesinde, tarihsel ortalama olan 0.21x’in yüzde 35 altında bulunuyor. Bu oran son iki günde biraz daha arttı.
Ata Yatırım Raporu’nda Piyasa Değeri/GSYİH oranının, piyasanın tarihsel olarak reel GSYİH’daki değişikliklere kıyasla nasıl değerlendiğini görmek için sağlıklı bir oran olduğunu düşündüklerini kaydederek pyasa değeri/GSYİH oranının gelişimini izlemek için, ABD doları cinsinden son 4 çeyrek nominal GSYİH ve yine ABD doları cinsinden BIST100 Endeksi’nin günlük kapanış değerlerini kullandıklarını, en son GSYİH açıklamalarının etkisini görmek için GSYİH verilerine bir çeyrek gecikme uyguladıklarını belirterek “Bu seri için -1 standart sapma seviyesinin genel olarak piyasaya giriş için iyi bir nokta olduğunu ve tarihsel olarak sadece kısa süreler için +1 standart sapmanın üzerinde işlem gördüğünü söylemek doğru olur” değerlendirmesini yaptı.
Makro anlamda ekonomik aktivitede yavaşlama, ılımlı kredi ve cari açık büyümesi ile enflasyondaki düşüş sürecini destekleyen sıkı para politikasına dikkat çekilen raporda aynı zamanda MSCI’ın uyarıları sonrası Türkiye borsasının diğer gelişmekte olan ülke borsalarına göre yüzde 7 daha kötü performans gösterdiğine dikkat çekildi.
Ata Yatırım o dönem bir çok analistin yaptığı gibi 2026 yılında Türk hisse senetlerinin toparlanması için tüm yıldızların bir araya geldiğini hatırlatarak şu analiz yapıldı:
“Ancak, ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarının ardından Şubat 2026’dan itibaren artan jeopolitik risk ve petrol fiyatlarındaki önemli artış nedeniyle bu olumlu beklentiler kısa ömürlü oldu. Türkiye, petrol ithalatçısı bir ülke olarak yüksek enerji fiyatlarına karşı savunmasız konumda olduğundan, enflasyon ve faiz oranlarına ilişkin düşüş beklentileri, yüksek enerji fiyatları nedeniyle ertelendi.”
Ata Yatırım’a göre önümüzdeki 18 ay boyunca Türkiye hisse senedi piyasasının genel olarak 5 temel faktör tarafından yönlendirilecek. Bu faktörler:
– Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmeler ve Rusya-Ukrayna krizi,
– Küresel ticaret politikaları ve Türkiye’nin küresel ticaretteki konumu,
-Enflasyon, para ve maliye politikaları,
-Seçim öncesi yıldaki iç siyasi meseleler
-Fon gelişmeleri ve kurumsal yönetişim sorunları kapsamında yetkili makamlarca alınan tedbirler.
Rapor 2025 yılı boyunca, Türk hisse senetlerinin dört faktörden olumsuz etkilendiği belirtilerek, şu tespitlere yer veriliyor:
“2026’nın ilk yarısında ise jeopolitik gelişmeler ve petrol fiyatlarındaki ani artış, belirleyici faktörler olarak öne çıktı. Jeopolitik belirsizlikler gündemin en üst sıralarında yer almaya devam etti ve petrol fiyatlarındaki dalgalanma, süregelen belirsizliklerin açık bir yansımasıdır. Temel senaryomuzda, ABD ile İran’ın belirli bir noktada anlaşmaya varacağını varsayarak, Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla birlikte petrol fiyatlarında normalleşme bekliyoruz. Türk ekonomisinin, varil başına 80-95 dolar aralığındaki Brent petrol fiyatlarına uyum sağlayabileceğini düşünüyoruz. Ancak, Brent petrol fiyatları varil başına 100-110 seviyelerini aşarsa, Türkiye’nin cari işlemler dengesi ve GSYİH büyümesi baskı altında kalacaktır. TCMB, jeopolitik belirsizlikler nedeniyle %37’lik politika faizi ile sıkı duruşunu sürdürdüğünden, petrol fiyatlarında normalleşme olacağını varsayarak dördüncü çeyrekte politika faizinde kademeli bir düşüş bekliyoruz. Türkiye’deki enflasyonun gerileme sürecinin ertelendiğini düşünüyoruz. Jeopolitik endişeler azalır ve dördüncü çeyrekte faiz indirim beklentileri yeniden güçlenirse, yatırımcıların odağının 2027’nin sonlarında gerçekleşebilecek olası genel seçimler öncesinde, 2027 yılına ilişkin daha yüksek ekonomik büyüme ve kar artış beklentilerine yeniden kayabileceğini düşünüyoruz. Temel senaryomuzda, enflasyonla mücadelenin öncelik olduğuna inanmaya devam ediyoruz. Enflasyonun (TÜFE) 2025’teki %31 seviyesinden 2026’da %28’e düşeceği varsayımıyla, politika faiz oranının Temmuz 2026’daki %37 seviyesinden 2026 sonu itibarıyla kademeli olarak %35’e ineceğini tahmin ediyoruz. Ayrıca, GSYİH’nın 2025’teki %3.8’lik büyümenin ardından 2026’da %3.0’lık reel büyüme kaydetmesini bekliyoruz.”