Takasbank, adı üstünde borsa ve ona bağlı piyasasında takasların gerçekleştiği kurum. Tanımı gereği pasif bir kurum, amacı ne kâr etmek ne de zarar etmek. Ama fon soygununda yaşanan büyük zararın bir bölümü Takasbank’ın üzerine kaldı. Başkanı bu yüzden ev hapsinde.
Türkiye’nin yaşadığı ve Cumhuriyet tarihinin en büyük finansal soygunu olan fon soygunun ilk gün görülemeyen boyutları giderek belirginleşiyor. Bu boyutlardan biri de, Takasbank’ın bile fon soygununda zarar uğraması, en azından 36 milyar lirasının buharlaşması.
Tam da bu sebeple Takasbank Genel Müdürü Yunus Arıncı gözaltına alınıp şüpheli sıfatıyla sorgulandı, sonra da ev hapsi şeklinde adli kontrolla serbest bırakıldı. Arıncı görevinden istifa etti.
Peki nasıl oldu da Takasbank fon soygununda para kaptırdı?
Aslında Takasbank, adı üstünde sadece çeşitli borçlu ve alacaklıları buluşturup onların birbiriyle borç ve alacaklarını takas ettiren, pasif bir sistem. Takasbank’ın ne kâr etmesi ne de zarar etmesi bekleniyor. İşi bu geniş takas hizmetini sunmak.
Türkiye’de başta Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa İstanbul yönetimi olmak üzere düzenleyici ve kural koyucu otoritenin 28 Ağustos sonrasında çok kötü bir sınav vermesi, bugün yaşanan soygunun boyutunu çok büyüttüğü gibi Takasbank’ı da zarara sokmuş durumda.
SPK, 28 Ağustosta çok tartışılan ve değerinin çok şiştiği herkes tarafından bilinen hisse senedi fonlarıyla ilgili yeni kuralları açıkladı.
Bu açıklama sonrasında, bu fonların değerinin manipülatif biçimde şişik olduğunu bilen çok sayıda yatırımcı, fonlardan çıkmak için emirler yağdırmaya başladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hesabına göre toplamda 440 kişi 401 milyar liradan fazla parasını 1 ile 16 Eylül arasında fonlardan çekti.
Bu hızlı para çıkışı normalde Borsa İstanbul’un da, SPK’nın da dikkatini çekmeliydi ama SPK bazı fonlar bu para çıkışı karşısında temerrüde düşene kadar duruma müdahale etmedi.
Müdahale gelmeliydi; çünkü hisse senedi fonlkardan ciddi para çıkışı oluyordu ama bu fonlar borsada hisse senedi satmıyordu veya çıkan parayı karşılayacak kadar satmıyordu. Çünkü satsalar fonların değeri daha da hızla azalacak ve çıkmak isteyenlerin sayısı daha da artacaktı.
Peki fonlar çıkmak isteyen müşterilerine paralarını nereden ödedi? İşte meselenin kritik noktası burası.
Aynı fon yönetim şirketleri, görece düşük riskli (ve daha düşük kazançlı) para fonları da yönetiyordu. Hisse senedi fonları bu para fonlarından borç almaya başladı; karşılığında da teminat olarak ellerinde değeri artık şüpheli durumda olan hisse senetlerini para fonlarına verdiler.
Fakat çıkış öyle hızlıydı ve yoğundu ki, para fonlarının parası da tükendi.
Takasbank burada devreye giriyor. Takasbank’ın görevlerinden biri de, fon fazlası olan kurumlarla fon açığı olan kurumları eşleştirmek, sistemin kapanmasını sağlamak.
Bu bir kör eşleştirme, Borç veren kime borç verdiğini bilmez, gecelik borç alan da kimden aldığını bilmez; bu işlemi Takasbank yapar.
16 Eylül günü SPK bir karar alarak 131 fonu tasfiye etti. Tasfiyeler 17 Eylül öğlen saatlerinden itibaren geçerli olacaktı.
Tasfiye edilen fonlardan biri ve en büyüğü Tera’ya ait olan TP2 isimli para piyasası fonuydu. Bu fonun varlığının yüzde 15’i TPP idi. Yani Takasbank Para Piyasası. Yani Takasbank tarafından Tera’ya verilmiş olan borç. Bı borcun büyüklüğü 36 milyar liraydı.
Takasbank normalde borç verirken 1’e 9 teminat alıyor. Yani Tera tarafından bu 36 milyar lira alınırken Takasbank’a o sırada değeri 36 milyarın 9 katı eden hisse senetleri verilmişti. Ama bugün o hisse senetleri o 36 milyarı karşılamıyor. Yani Takasbank, kendisinin bile olmayan bir parayı fonda batırmış durumda.