Birbirini sevmek, birbirini anlamayı otomatik olarak sağlamıyor. Üstelik evlilikte aynı insanı seçmiş olmak, yıllar boyunca onunla iyi bir ilişki sürdürebileceğiniz anlamına da gelmiyor. Kanadalı çift terapisti Jonathan Van Viegen'in son kitabı Choosing Us, evliliklerin en yaygın sorununu anlatıyor.
Bir evlilikte insan aynı kavgayı kaç kere yapabilir? Ben söyleyeyim, oldukça fazla. Haftada bir aynı kavga yeniden başlar. Üstelik iki kişi de karşısındakinin ne söyleyeceğini ezbere bilir.
Bazen düşünüyorum, evli çiftler yıllardır aynı tartışmayı yapacaklarına bir kere kaydedip gerektiğinde birbirlerine dinletseler ne kadar zaman kazanırlar. Ama işin şakası bir yana, insan sevdiği ve yıllardır birlikte yaşadığı biriyle neden aynı sorunu bir türlü çözemez?
Bu soruyu düşünmeme 3 Kasım’da yayımlanan yeni bir kitap neden oldu. Kanadalı çift terapisti Jonathan Van Viegen’in Choosing Us adlı kitabı, Türkçeye “Birbirimizi Seçmek” diye çevrilebilir. Alt başlığı ise “Terapi Odasından Evliliğinizi Güçlendirecek Hikâyeler ve Stratejiler.”
Van Viegen kitabında üç çiftin terapi süreçlerinden hareketle evlilikte tekrarlanan çatışmaları, iletişim sorunlarını, güven kaybını ve sadakatsizliği ele alıyor. Kitabın çıkış noktası bana oldukça anlamlı geldi. Birbirini sevmek, birbirini anlamayı otomatik olarak sağlamıyor. Üstelik evlilikte aynı insanı seçmiş olmak, yıllar boyunca onunla iyi bir ilişki sürdürebileceğiniz anlamına da gelmiyor.
Yazar Psychology Today dergisinde yayımlanan bir yazısında Jada ve Chris adlı çiftin terapi görüşmesini anlatıyor. Kadın bir akşam yatak odasına girdiğinde kocasını telefonuyla uğraşırken görüyor. Adam, karısı içeri girince WhatsApp’ı kapatıyor. Kadın hemen şüpheleniyor. Kiminle konuşuyorsun, neden benden saklıyorsun? Adam ise müşterileriyle yazıştığını, saklayacak hiçbir şeyi olmadığını söylüyor. Birkaç dakika içinde tartışma büyüyor. Kadın kocasına güvenmediğini söylüyor, adam sürekli suçlanmaktan bıktığını anlatıyor. Kadın kendisini güvende hissetmediğini düşünüyor, erkek ne yaparsa yapsın karısını ikna edemeyeceğine inanıyor. Terapist ise ikisinin de birbirini duymadığını fark ediyor.
Bence bu hikâyenin en ilginç tarafı WhatsApp değil. Çünkü tartışma telefonla başlıyor ama aslında telefonla ilgili değil. Kadın güven arıyor, erkek sürekli kendisini savunmak zorunda kalmaktan yorulmuş. Kadın daha fazla açıklama istedikçe erkek uzaklaşıyor, erkek uzaklaştıkça kadın daha fazla şüpheleniyor.
İlişkilerde sık sık yaptığımız şey biraz da bu değil mi? İkisi de haklı olduğuna inanıyor. İkisi de mutsuz. Ve ikisi de karşısındakinin değişmesini bekliyor.
Bilim insanları bu kısırdöngüyü uzun zamandır inceliyor. İlişki psikolojisinde buna talep etme ve geri çekilme örüntüsü deniyor. Bir taraf sorunu konuşmak, açıklama almak veya bir şeyleri değiştirmek için ısrar ediyor. Diğer taraf tartışmadan kaçınmak, kendisini korumak veya daha fazla kavga etmemek için susuyor ya da uzaklaşıyor. Ama bu uzaklaşma, sorunu çözmek yerine karşı tarafın daha fazla ısrar etmesine yol açabiliyor.
Communication Monographs dergisinde yayımlanan ve 74 araştırmayı, toplam 14.255 kişiyi kapsayan bir meta-analiz bu davranış biçimini incelemiş. Araştırmacılar, bir tarafın sürekli talepte bulunup diğerinin geri çekildiği iletişim örüntüsüyle ilişkisel ve bireysel sorunlar arasında anlamlı bir bağlantı bulmuşlar. Üstelik bunun yalnızca kadınların konuşmak istediği, erkeklerin kaçtığı ilişkilerde görüldüğünü düşünmeyelim. Araştırmada erkeklerin talepte bulunduğu ve kadınların geri çekildiği örüntülerde de benzer bağlantılar görülmüş.
Yani mesele kadınların çok konuşması veya erkeklerin susması değil. İki insanın birbirinin davranışına verdiği tepkinin zamanla değişmeyen bir döngüye dönüşmesi. Bazen kadın kocasının konuşmasını istiyor ama konuşmaya başladığında onu dinlemek yerine söylediklerinin neden yanlış olduğunu anlatıyor. Erkek de kendisini savunmak için susuyor. Kadın bu sessizliği ilgisizlik olarak yorumluyor ve daha fazla konuşuyor. Sonunda kadın “Seninle konuşulmuyor” diyor. Erkek de aynı fikirde. Böylece evlilikte ilk kez bir konuda anlaşmış oluyorlar.
Peki çiftler en çok ne hakkında kavga ediyor? 2026 Şubat ayında YouGov’un ABD’de 1.114 yetişkinle yaptığı araştırma bu konuda oldukça ilginç sonuçlar ortaya koymuş.
Katılımcıların yüzde 36’sı eşiyle zaman zaman ses tonu veya tavır yüzünden tartıştığını söylüyor. Yüzde 29’u iletişim biçiminden, yüzde 26’sı paradan, yüzde 23’ü duygusal ihtiyaçlardan, yüzde 21’i de ev işlerinden söz ediyor. Daha da ilginci, yüzde 21’i en az haftada bir tartıştığını belirtiyor.
Benim özellikle dikkatimi çeken ilk sıradaki konu oldu. Ses tonu.
Düşünsenize, evlilikte kavganın en yaygın nedenlerinden biri ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz. “Ekmek aldın mı?” diye soruyorsunuz. Karşınızdaki “Ne var?” diye cevap veriyor. Siz “Bir şey yok, ekmek aldın mı diye sordum” diyorsunuz. O “Öyle sormadın ama” diyor. Ve bir anda ekmek yüzünden boşanmanın eşiğine geliyorsunuz.
Oysa ekmeğin hiçbir suçu yok. Bazen aynı cümle, nasıl söylendiğine bağlı olarak ilgi de gösterebilir, suçlama da içerebilir. “Bugün neden geç geldin?” sorusu meraktan da sorulabilir, hesap sormak için de.
Uzun evliliklerde birbirimizin ses tonuna karşı daha hassas hale gelebiliyoruz. Çünkü yalnızca o gün söylenen cümleyi duymuyoruz. Geçmişte aynı cümleyle yaşadığımız bütün tartışmaları da hatırlıyoruz. “Yine mi annen geliyor?” diye başlayan kavganın geçmişi on beş yıla dayanabiliyor.
Burada John Gottman’ın araştırmalarından söz etmek gerekiyor. Gottman’ın çiftler üzerine yaptığı çalışmaların en çok bilinen sonuçlarından biri, ilişkilerdeki çatışmaların yaklaşık yüzde 69’unun kalıcı farklılıklardan kaynaklanması. Yani çiftlerin tekrar tekrar tartıştığı pek çok mesele tamamen ortadan kalkmıyor. Bir taraf daha düzenli, diğeri daha dağınık olabilir. Biri daha fazla sosyal hayat isterken diğeri evde kalmayı tercih edebilir. Biri para biriktirmeyi önemser, diğeri hayatın tadını çıkarmak ister. Bunlar her zaman çözülebilecek problemler değil.
Ama Gottman’ın asıl vurgusu da burada. İyi ilişkilerde çiftler bütün sorunları çözmüyor, çözülemeyen farklılıkları birbirlerine zarar vermeden konuşmayı öğreniyorlar.
Bence bu çok rahatlatıcı bir bilgi. Demek ki yirmi yıllık evliliğinizde kocanızın diş macununu ortasından sıkmasına hâlâ sinirleniyorsanız ilişkiniz mutlaka kötü gitmiyor.
Ama burada önemli bir ayrım var. Gottman’ın sözünü ettiği kalıcı farklılıklar, ilişkideki her davranışa katlanmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Sürekli aşağılanmak, tehdit edilmek, kontrol edilmek veya güvenin tekrar tekrar ihlal edilmesi, “Evlilikte herkesin çözülemeyen sorunları vardır” diye normalleştirilemez. Hoşgörü, kötü davranışı kabul etmek değildir.
Bir de para meselesi var. Ekim 2026’da CFP Board’un Morning Consult ile yaptığı, 820 Amerikalıyı kapsayan ankette katılımcıların yüzde 65’i parayı ilişkilerindeki önemli stres kaynaklarından biri olarak gösteriyor. Yüzde 46’sı eşiyle konuşmakta en çok zorlandığı konunun para olduğunu söylüyor. Daha şaşırtıcı olan ise yüzde 41’inin son bir yıl içinde eşine söylemeden önemli bir finansal karar aldığını belirtmesi.
Şimdi düşünün. Aynı evde yaşıyorsunuz, aynı geleceği planlıyorsunuz ama biriniz diğerinden habersiz önemli bir harcama yapıyor. Kavga para yüzünden çıkıyor gibi görünebilir. Ama altında güven, ortak karar alma ve birbirine hesap verme konuları yatıyor olabilir.
Bence evlilikte aynı kavgaların tekrar etmesinin nedenlerinden biri de bu. Tartışmanın görünen konusunu konuşuyoruz ama onun altında yatan ihtiyacı konuşmuyoruz.
Van Viegen’in Psychology Today yazısında benim en çok ilgimi çeken taraf da bu oldu. Terapist, Jada ile Chris’in birbirlerini değiştirmeye çalışırken birbirlerini merak etmeyi bıraktıklarını düşünüyor. Kimin haklı olduğunu kanıtlamaya o kadar odaklanmışlar ki karşılarındaki insanın neden böyle hissettiğini anlamaya zaman ayırmıyorlar.
Bence uzun ilişkilerde merakın kaybolması çok önemli bir mesele. Karşımızdaki insan yıllar içinde değişiyor ama biz onun hakkında verdiğimiz eski kararları değiştirmiyoruz. Eşimizin bugünkü duygularını öğrenmek yerine on yıl önceki davranışlarına göre cevap veriyoruz.
Oysa bir evliliğin uzun sürmesi, iki insanın birbirini merak etmeyi bırakması gerektiği anlamına gelmiyor. Hatta bana kalırsa tam tersine. İnsan yıllardır birlikte olduğu kişinin bile kendisini şaşırtabileceğini kabul etmeli.
Sonuç olarak aynı tartışma yıllardır sürüyorsa belki artık farklı bir şey denemenin zamanı gelmiştir. Her zamanki gibi “Sen beni anlamıyorsun” demek yerine, karşımızdakinin neyi anlamamızı istediğini sorabiliriz. Her zamanki gibi kendimizi savunmak yerine, karşı tarafın neden incindiğini öğrenmeye çalışabiliriz. Ve belki en önemlisi, haklı çıkmanın ilişkiyi mutlaka daha iyi hale getirmediğini kabul edebiliriz. Çünkü bir tartışmayı kazanabilirsiniz. Ama eşiniz o tartışmadan kendisini daha yalnız, daha değersiz veya daha az sevilmiş hissederek çıkıyorsa gerçekten ne kazanmış oluyorsunuz?
Ben evliliğin sürekli uyum içinde yaşamak olduğunu düşünmüyorum. İki ayrı insanın aynı evde yaşadığı, ortak kararlar aldığı, bazen farklı şeyler istediği bir hayatta tartışmalar kaçınılmaz. Ama iyi bir evlilikte tartışmanın amacı karşı tarafı yenmek olmamalı. Birbirini anlamak olmalı. Van Viegen’in kitabının adı da bu nedenle hoşuma gitti. Choosing Us. Birbirimizi seçmek.
Çünkü evlenirken birbirimizi seçiyoruz ama sonra günlük hayatın içinde bazen aynı takımda olduğumuzu unutuyoruz. Bir süre sonra evlilik, iki insanın birlikte hayat kurduğu bir ilişki olmaktan çıkıp kimin daha çok fedakârlık yaptığı, kimin daha haklı olduğu, kimin daha fazla yorulduğu üzerine bitmeyen bir hesaplaşmaya dönüşebiliyor. Galiba evlilikte sorun aynı kavgayı yüz kere yapmak değil. Yüzüncü kavgada hâlâ ilk günkü gibi davranmak.