Aşk bir matematik midir? “Evet, öyledir” diyen bilimciler var

Lyon I Üniversitesi’nden Profesör Laurent Pujo-Menjouet ve dünyadaki diğer araştırmacılar, romantik ilişkileri "dinamik sistemler" olarak ele alan matematiksel modeller geliştiriyor. Duyguların nasıl geliştiğini, dış baskılara nasıl tepki verdiğini ve zayıflayıp zayıflamadığını izliyorlar.

Bilim Teknoloji 2 Ekim 2026

Kalıcı bir aşkın matematiksel bir formülü olabilir mi? On yıllardır romantik ilişkileri inceleyen araştırmacılar, zaman içinde duyguların değişim biçimlerinin şaşırtıcı bir hassasiyetle modellenebilecek belirli kalıpları izleyebileceğini söylüyor.

Lyon I Üniversitesi’nden Profesör Laurent Pujo-Menjouet ve dünyadaki diğer araştırmacılar, romantik ilişkileri “dinamik sistemler” olarak ele alan matematiksel modeller geliştiriyor. Bir başka deyişle; duyguların nasıl geliştiğini, dış baskılara nasıl tepki verdiğini ve zamanla nasıl toparlanıp veya zayıfladığını inceliyorlar.

Matematik, psikoloji, edebiyat, sinema ve günlük yaşamı bir araya getiren “Love! Valour! Equations!” (Aşk! Cesaret! Denklemler!) adlı kitabında Pujo-Menjouet şöyle yazıyor: “Gizemli bir büyü ya da sihirli bir iksir yok. Öyle olsaydı şimdiye kadar bilinirdi. Peki bütün umutlar tükendi mi? Kesinlikle hayır. İşte her şeyin ilginçleştiği yer tam da burası.”

Tavşan Popülasyonlarından Romantik İlişkilere

İlişkileri anlamaya giden matematiksel yol beklenmedik bir yerden, tavşanlardan başlıyor.

Şimdilerde çiftlere uygulanan bazı fikirler, aslında ilk olarak hayvan popülasyonlarındaki değişimleri incelemek için geliştirilmişti. Örneğin Malthus modelleri ve av-avcı denklemleri, Avustralya tavşanlarının yayılmasını veya Kanada vaşakları ile kar ayakkabılı tavşanların değişen nüfuslarını incelemek için kullanılmıştı.

Bir diğer önemli kavram ise nüfus kritik bir seviyenin altına düştüğünde ne olduğunu açıklayan “Allee etkisi”dir. Bu eşiğin altında hayatta kalmak çok daha zorlaşırken, eşiğin üstünde popülasyonun büyüme ve istikrarlı kalma şansı artar.

Araştırmacılar, benzer bir eşik kavramının romantik ilişkileri anlamada da faydalı olabileceğini keşfetti.

Pujo-Menjouet durumu şöyle açıklıyor: “Nüfus artışını veya nesli tükenmekte olan türleri tahmin edebildiğimiz gibi, bir çift içindeki duyguların evrimini de modelleyebiliriz. Kime aşık olacağınızı tahmin etmeye çalışmıyoruz; hayatın kaçınılmaz şoklarına rağmen bazı çiftlerin neden sağlam kaldığını, bazılarının ise neden yavaşça birbirinden uzaklaştığını anlamaya çalışıyoruz.”

Bu yaklaşım uzun bir matematiksel geçmişe dayanıyor. 18. yüzyıldan Thomas Malthus’un nüfus modelleri, 1920’lerde geliştirilen Lotka-Volterra av-avcı denklemleri ve sonrasında psikolog John Gottman, ekonomist José Manuel Rey, fizikçi Sergio Rinaldi ve dinamik sistemler teorisini doğrudan romantik ilişkilere uygulayan ilk isimlerden matematikçi Steven Strogatz’ın çalışmaları bu temeli oluşturuyor.

İlişki İstikrarı İçin Matematiksel Eşik

‘Aşk Doktoru’ olarak geniş çapta tanınan psikolog Dr. John Gottman, ilişkilerdeki davranışların matematiksel olarak analiz edilebileceğini göstermeye yardımcı oldu. Çiftler arasındaki etkileşimleri kodlayarak bu paylaşımları grafiklere dönüştüren Gottman’ın çalışmaları, matematiksel modellerin ilişki sonuçlarını tahmin etmede kullanılabileceğini kanıtladı.

Daha güncel yaklaşımlar ise modele yeni karmaşıklık katmanları ekledi. Polonyalı araştırmacılar Bielezyk, Forys ve Marek Bodnar tarafından modele dahil edilen “gecikmeli reaksiyonlar” buna bir örnektir. Bu kavram, insanların anlaşmazlıklar sırasında her zaman anında tepki vermediği gerçeğini hesaba katar. Birinin tepki vermek veya düşünmek için ayırdığı süre, çatışmayı yatıştırabileceği gibi daha da tırmandırabilir.

Modellerin giderek karmaşıklaşmasına rağmen Pujo-Menjouet, temel fikrin oldukça basit kaldığını belirtiyor: Her ilişkinin, bağın istikrarlı kalması için gereken minimum ilişki gücünü temsil eden kritik bir eşiği olabilir.

Pujo-Menjouet, “Duygularınız bu eşiğin altına düşer ve orada kalırsa, matematik kaçınılmaz bir ayrılık sürecini öngörür” diyor. “Ancak bu eşiği anlamak çiftlere güçlü bir araç sunar: Tehlike bölgelerini fark edebilir ve düzeltici önlemler alabilirler.”

Ekibi ayrıca stres, tartışmalar ve ilişki dışından gelen baskılar gibi günlük olumsuzlukları hesaba katan modeller de oluşturdu. Buradaki temel mesele bu olumsuzlukların yaşanıp yaşanmadığı değil, çiftin bu durumdan ne kadar efektif bir şekilde toplandığıdır.

Pujo-Menjouet, “Önemli olan soru çiftlerin tartışıp tartışmadığı değildir; sonrasında yeniden dengeye ulaşacak esnekliğe sahip olup olmadıklarıdır” ifadelerini kullanıyor.

Uzun Soluklu Aşkı Şekillendiren Üç Güç

Model, bir ilişkinin zaman içinde istikrarlı kalıp kalmayacağını belirlemeye yardımcı olan üç ana faktörü öne çıkarıyor:

-Partnerler arasındaki karşılıklı çekim.

-Zamanla doğal olarak meydana gelebilecek duygusal zayıflama.

-Her bir kişinin diğerine duygusal olarak nasıl tepki verdiği.

Bu güçler bir araya gelerek, ilişki stres veya çatışmayla karşılaştığında ne kadar dirençli olacağını belirler.

Pujo-Menjouet bu direnci Üç Küçük Domuzcuk masalına benzetiyor: “Hayat her zaman kurtlarını gönderecektir: Stres, hastalık, iş, çocuklar, maddi sıkıntılar… Matematik, saman ev yerine tuğladan evi nasıl inşa edeceğimizi anlamamıza yardımcı olur.”

Yapay Zekâ Bir Erken Uyarı Sistemi Olabilir mi?

Araştırmacılar, bu matematiksel modellerin daha da nasıl geliştirilebileceğini değerlendiriyor. Olasılıklardan biri, çiftler için bir erken uyarı sistemi oluşturmak amacıyla geleneksel matematiksel modellemeyi yapay zekâ ile birleştirmek.

Böyle bir sistem, bir ilişkinin dengesiz bir duruma ne zaman yöneldiğini tespit edebilir ve çiftin rota değiştirmesine yetecek kadar erken uyarı sağlayabilir.

Pujo-Menjouet bunun partnerlere “rotayı düzeltmek için zaman” kazandırabileceğini söylüyor:

“Bunu bir ilişki GPS’i gibi düşünün. Nerede olduğunuzu, nereye doğru gittiğinizi gösterir ve ulaşmak istediğiniz hedefe varmanız için rotalar önerir. Modeller size kimi seveceğinizi söylemez; aşkın nasıl evrildiğini açıklamaya ve çiftlerin onu korumak için neler yapabileceğine yardımcı olur.”

Aşk Neden Bir Denkleme İndirgenemez?

Araştırmacılar aynı zamanda bu modellerin önemli sınırları olduğunu da vurguluyor.

Modellerin çoğu büyük ölçüde Batı toplumlarındaki ilişki kalıplarından yola çıkılarak geliştirilmiştir. İlişkilerin başarılı olma veya başarısızlıkla sonuçlanma nedenleri kültürlere, dinlere, sosyoekonomik koşullara ve nesillere göre büyük farklılıklar gösterebilir. Bu nedenle evrensel olarak çalışacak bir model oluşturmak çok daha fazla karmaşıklık gerektirir.

Ayrıca insan davranışları her zaman öngörülebilir kurallara uymaz. İnsanlar mantıksız davranabilir, alışkanlıklarını değiştirebilir, terapiye başvurabilir, bağlılıklarını güçlendirebilir veya matematiksel bir modelin tamamen öngöremeyeceği şekillerde olgunlaşabilirler.

Bu nedenle denklemler, kaçınılmaz bir geleceği tahmin etmekten ziyade eğilimleri belirlemek üzere tasarlanmıştır. Çiftler yine de modellerin önerdiğinin aksine davranışlar sergileyebilir.

Pujo-Menjouet durumu şöyle özetliyor: “Matematik kalıpları aydınlatabilir ve yol gösterebilir; ancak nihayetinde bir ilişkinin başarısı, iki insanın her gün aralarındaki bağı beslemeyi seçmesine bağlıdır. Denklemler size yolu gösterebilir ama o yolda yine birlikte yürümek zorundasınız.”

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.