Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye: Transatlantik Ortaklığın Geleceğini Şekillendirmek

Eski AB Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi Dr. Egemen Bağış’ın, Altıncı Selanik Metropolitan Zirvesi kapsamında yaptığı konuşmanın tam metni.

Dünya 5 Eylül 2026

Hanımefendiler, Beyefendiler,
Sevgili Ian,
Değerli katılımcılar,

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu şehir olan Selanik’te sizlerle birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

Sözlerime basit bir tespitle başlamak istiyorum:

Transatlantik ortaklığın Türkiye’ye ihtiyacı var; Türkiye’nin de güçlü bir transatlantik ortaklığa ihtiyacı var.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana yaşanan en önemli jeopolitik dönüşümlerden birinin içinden geçiyoruz.

Savaş yeniden Avrupa’ya döndü. Orta Doğu istikrarsızlığını koruyor. Terörizm, siber tehditler, göç baskıları, enerji ve teknoloji alanındaki rekabet güvenlik ortamımızı yeniden şekillendiriyor.

Böyle bir dünyada müttefiklerin kendi aralarında yeni ayrışmalar yaratmalarının zamanı değil.

Anlaşmazlıklarımız olabilir. Farklı görüşlere sahip olabiliriz. Ama biz düşman değil, müttefikiz.

Transatlantik ortaklığımızın geleceğine yön vermesi gereken temel anlayış da budur.

Birincisi, güvenlik.

NATO, Avrupa güvenliğinin temel taşı olmaya devam ediyor.

Türkiye; daha güçlü askeri kapasiteye, daha güçlü bir savunma sanayiine ve daha yüksek stratejik dayanıklılığa sahip güçlü bir Avrupa’yı destekliyor.

Ancak daha güçlü bir Avrupa, NATO’ya alternatif bir Avrupa değil, daha güçlü bir NATO anlamına gelmelidir.

Avrupa güvenliğini de AB üyeleri ile AB üyesi olmayan müttefikler arasında yapay biçimde bölmemeliyiz.

Türkiye, Avrupa’nın en büyük askeri güçlerinden birine, hızla gelişen bir savunma sanayiine, Karadeniz ve Akdeniz’e stratejik erişime ve yetmiş yılı aşkın NATO tecrübesine sahiptir.

O nedenle meseleyi çok açık ifade etmek istiyorum:

Türkiye’den Avrupa’nın yükünü taşıması bekleniyorsa, kararların alındığı masada Türkiye’nin de bir sandalyesi olmalıdır.

Dışlama değil, kapsayıcılık.
Mükerrerlik değil, tamamlayıcılık.
Rakip değil, müttefikiz.

İkincisi, daha iddialı bir Türkiye-ABD ortaklığına ihtiyacımız var.

Ankara ile Washington arasında olumlu bir ivme var. Bunu değerlendirmeliyiz.

İkili ticaret hacmimiz yaklaşık 40 milyar dolara ulaştı. Liderlerimiz ise 100 milyar dolarlık bir hedef belirlediler.

Enerji, havacılık, teknoloji, yatırım ve daha derin sanayi işbirliğiyle bu hedefe ulaşabiliriz.

Türkiye aynı zamanda Avrupa’ya, Balkanlar’a, Kafkasya’ya, Orta Asya’ya ve Orta Doğu’ya ulaşmak isteyen Amerikan şirketleri için stratejik bir merkez olabilir.

Ancak savunma işbirliğimizin önündeki yapay engelleri de kaldırmalıyız.

Müttefiklerin birbirlerine yaptırım uygulamasında temelden çelişkili bir durum var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Trump’ın yakın zamanda bir kez daha vurguladıkları gibi:

Müttefikler birbirlerine yaptırım uygulamamalı. Müttefikler birbirlerini güçlendirmeli.

Türkiye’nin KAAN savaş uçağında kullanılacak F110 motorları konusunda son dönemde kaydedilen ilerleme, stratejik sağduyu hâkim olduğunda nelerin mümkün olabileceğini gösteriyor.

Üçüncüsü, coğrafyayı fırsata dönüştürmeliyiz.

Boru hatları, limanlar, demiryolları, enerji şebekeleri ve dijital koridorlar artık yalnızca altyapı değildir. Bunların her biri stratejik birer varlıktır.

Türkiye; Avrupa, Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve Akdeniz’in kesişme noktasında yer alıyor.

Bir düşünün:

Avrupa’nın yatırımlarını, Amerika’nın sermaye ve teknolojisini, Türkiye’nin coğrafyası ve bağlantısallığıyla bir araya getirdiğimizi…

Bu yalnızca ekonomik bir ortaklık olmaz.

Bu, başlı başına bir jeopolitik strateji olur.

Ve bunun en anlamlı olacağı bölgelerin başında, bugün bulunduğumuz Güneydoğu Avrupa geliyor.

Balkanlar tarih boyunca büyük güçlerin rekabetinden zarar gördü.

Avrupa, Amerika ve Türkiye işbirliği yaptığında ise Balkanlar kazanır.

Hedefimiz, geçmişin çatışmalarıyla değil, geleceğin bağlantısallığı ve refahıyla anılan bir Balkanlar olmalıdır.

Ve Selanik’te konuşurken Türkiye-Yunanistan ilişkileri hakkında da birkaç söz söylemek isterim.

Biz komşuyuz. NATO müttefikiyiz. Elbette anlaşmazlıklarımız var; zaman zaman ciddi anlaşmazlıklarımız da oluyor.

Ancak komşular arasındaki anlaşmazlıklar çatışmayla değil; diyalog, diplomasi ve karşılıklı saygıyla çözülmelidir.

Türkiye ve Yunanistan komşudur, müttefiktir; düşman değildir.

Ege ve Doğu Akdeniz gerilim denizleri olmamalıdır. Siyasi cesaret gösterildiğinde bu coğrafya işbirliğinin, bağlantısallığın, enerjinin ve ortak refahın denizlerine dönüşebilir.

Geçen yıl yine bu kürsüden söylediğim gibi, Türkiye çoğu zaman Avrupa’nın ilk savunma hattı olmuştur.

Ve tarih bize çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor:

Müttefikinize ne zaman ihtiyaç duyacağınızı asla bilemezsiniz.

Türkiye, Soğuk Savaş boyunca müttefiklerinin yanında durdu. O günden bu yana yaşanan pek çok krizde de bunu yapmaya devam etti.

İşte bu nedenle müttefikler birbirlerine yatırım yapmalı, birbirlerinin altını oymamalıdır.

Ve bu beni belki de en önemli meseleye getiriyor:

Güven.

Kurumlar önemlidir. Anlaşmalar önemlidir. Askeri kabiliyetler önemlidir.

Ama ittifakların temelinde güven vardır.

Türkiye’nin bazı Batılı ortaklarıyla ilişkileri uzun zamandır zaman zaman büyük stratejik resim yerine münferit anlaşmazlıklar üzerinden tanımlanıyor.

Bu bakış açısı değişmelidir.

Avrupa, Türkiye’yi yalnızca üyelik müzakereleri veya ikili anlaşmazlıklar merceğinden görmemelidir.

Washington, Türkiye’yi yalnızca Karadeniz’de, Orta Doğu’da veya Kafkasya’da bir kriz çıktığında hatırlamamalıdır.

Ve hiçbirimiz geçici anlaşmazlıkların kalıcı stratejik çıkarlarımızı gölgelemesine izin vermemeliyiz.

Çünkü coğrafya bize ortak bir bölge, tarih ise bize ortak bir ittifak sunuyor.

Bugünün meydan okumaları ise bize ortak bir sorumluluk yüklüyor.

Avrupa’nın daha güçlü olması gerekiyor.
Amerika’nın güvenilir ve yetenekli müttefiklere ihtiyacı var.
Türkiye ise ortak geleceğimizin kararlaştırıldığı masada hak ettiği yeri almalıdır.

Bu hedefler birbiriyle çelişmiyor.

Tam tersine, birbirlerini güçlendiriyor.

Dolayısıyla transatlantik ortaklığın geleceği daha az Amerikalı, daha az Avrupalı veya daha az Türk olmamalıdır.

Daha stratejik, daha kapsayıcı ve daha birlik içinde olmalıdır.

Belki de bugün Selanik’ten çıkarmamız gereken mesaj son derece basit:

Müttefiklerimize düşman gibi davranma lüksümüz yok.

Anlaşamayabiliriz.

Tartışabiliriz.

Hatta zaman zaman birbirimizi hayal kırıklığına uğratabiliriz.

Ama biz düşman değil, müttefikiz.

Ve bugün karşı karşıya olduğumuz bu tehlikeli dünyada, birlikteyken, ayrı olduğumuzdan çok daha güçlüyüz.

Teşekkür ederim.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.