Rus hapishanesinin nemli, gri hücresinde karısının ve küçük oğlunun akıbetini bile bilmeden bir hücrede yaşayan Ukraynalı deniz piyadesinin ruhunu çocukluğunun tutkusu ayakta tuttu.
Dünya tam 1495 gün boyunca Binbaşı Oleksandr Ivanov için beton bir kutuydu. Ukraynalı deniz piyadesi Ivanov, Mariupol şehri çatışmaları sırasında esir alındı ve bir Rus ceza kolonisinde nemli, gri bir hücreye hapsedildi.
Dış dünyayla hiçbir bağlantısı yoktu ve ülkesinin hala ayakta olup olmadığını, hatta karısının ve küçük oğlunun hayatta olup olmadığını bile bilmiyordu. Ancak o karanlık günlerde ruhunu canlı tutmaya yardımcı olan bir şey buldu.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce Oleksandr 36. Deniz Piyade Tugayı’nda binbaşıydı, görevine bağlı bir adamdı. Ancak 2022 baharı her şeyi değiştirdi.
Eşi Nelly eşiyle son, acı dolu telefon görüşmesini hatırlıyor.
“Bana ‘Seninle son kez iletişim kuracağım’ dedi” diyor.
Günler sonra, kısa bir mesajla yakalandığı doğrulandı. Bunu yıllar süren psikolojik işkence izledi.
Oleksandr, dört yıllık esaretinin üç yılını Rusya’nın Mordovya bölgesindeki bir kolonide geçirdi.
Sekiz kişiyle birlikte küçük bir hücrede tutuldu ve öteki mahkumlar gibi zamanının çoğunu ayakta geçirdi.
Hücrede bir tuvalet ve soğuk su bulunan bir lavabo, küçük bir sabun, bir tüp diş macunu ve her hafta aralarında paylaşılan tek bir rulo tuvalet kağıdı vardı.
Üç veya dört günde bir, iki ila beş dakika yürümelerine izin veriliyordu.
Günde üç kez sıcak yemek yiyordu ama kalite ve miktarı o kadar düşüktü ki esareti sırasında 30 kilo verdi.
Gardiyanlar, mahkumları cezalandırmak için gelen mektupları yakıyor, radyo Ukrayna’nın artık var olmadığını iddia eden propaganda yayınlıyordu.
Son yılda koşullar biraz hafifledi, denetimler azaldı ama dört yıl boyunca Oleksandr karısına sadece bir kez sesli mesaj gönderebildi.
Gardiyanlar üç cümle etmesine izin verdi. Ve ertesi gün benzer şekilde kısa bir cevap aldı.
Eşi oğullarının doğum gününü kutladıklarını, sinemaya gittiklerini ve kreşi ziyaret ettiklerini anlattı.
“O zaman anladım ki cepheye çok uzak olmayan Mikolayiv’deki çocuklar sinemaya gidiyorsa bu Ukrayna’da her şeyin yolunda olduğu anlamına geliyordu” diyor.
Bu arada Nelly kocası hakkında parça parça bilgiler topladı.
Durumu ve hareketleri hakkında öğrendiği her şey, esir takaslarında serbest bırakılan ve diğer mahkumların ailelerinin telefon numaralarını ezberlemiş askerlerden geliyordu.
“Böylece insanların ‘Evet, buradaydı, sonra bu yerdeydi’ demesiyle bir resim elde ettim” diyor. “Sağlığı ve düşünceleri hakkında böyle bilgi edindim.”
Bir gün Nelly onu gülümseten bir şey duydu. Oleksandr, Harry Potter hikayelerini yeniden anlatarak diğer mahkumları eğlendiriyordu.
“Şaşırmadım” diyor. “Ama mutlu oldum. ‘Harry Potter’ı yeniden anlatıyorsa, belki de o kadar kötü değildir’ diye düşündüm.”
Oleksandr esaret altında psikolojik baskı yöntemlerinden birinin mahkumların birbirleriyle konuşmasını yasaklamak olduğunu söylüyor.
Uyandıkları andan uyuyana kadar neredeyse tüm zamanlarını hücrelerinde, ayakta ve sessiz bir şekilde geçiriyorlardı.
Ancak bir gün Oleksandr hücre arkadaşlarına Harry Potter hayranı olduğunu söyledi ve onlar da hikayeyi sordu.
Oleksandr tek bir şart koştu. Yedi kitabın tamamını, olabildiğince doğru bir şekilde, hafızasından anlatacaktı. Herkes kabul etti.
Yazar J.K. Rowling’in Harry Potter serisi Oleksandr’ın hayatına beklenmedik başka bir şekilde girmişti aslında.
2005 yılında 7. sınıftayken bir çocuk televizyon bilgi yarışmasına katılmış ve rastgele Harry Potter’ı konu olarak seçmişti.
İlk turda elendi ama seri onu ömrü boyunca büyüledi.
Her yeni kitabı heyecanla bekledi ve beşinci kitap Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nı bir günde okudu.
Yıllar sonra üniversite öğrencisiyken de kitaplar Oleksandr’ın Kiev’deki uzun yolculuklarında zaman geçirmesine yardımcı oldu.
“Harry Potter’ı okumaya devam ettim ve sonunda ezberlediğimi fark ettim” diyor.
Oleksandr, her gün beş veya altı saat boyunca Hogwarts kahramanlarının maceralarını fısıldıyordu dinleyicilerine.
Bunu bir sesli kitap gibi ele alıp gerilim yaratıyor, önemli anlarda duraklayarak sürpriz sonlar oluşturuyordu.
“30 dakika reklamdan sonra, sırada ne olduğunu duyacaksınız” diyordu.
Bazen Oleksandr çok heyecanlanırdı ve onu diğer mahkumlar sakinleştirirdi gardiyanların dikkatini çekmemek için.
Bir ay sonra anlatacakları bitti ama dinleyicileri tekrar, baştan başlamasını istedi.
Her gün o birkaç saat boyunca artık Mordovya’daki bir hapishanede değil, Hogwarts’ın koridorlarında olduklarını hissediyorlardı kendilerini.
“Kendimizi Azkaban’da, hücrenin dışında ‘ruh emiciler’ (kitaplardaki kötü karakterler) olan mahkumlar gibi hissettik” diyor Oleksandr.
“Ve ruh emicilerle savaşmanın en iyi yolu nedir?
“Bir tutsak evde kendisini bekleyen biri olduğuna inandığında, o kadar güçlü bir Patronus yaratır ki hiçbir ruh emici onu aşamaz.”
Oleksandr’ın Harry Potter bilgisi hapishane gardiyanlarıyla olan ilişkisini bile etkiledi.
Bazıları uzuvlarındaki kitaplardan esinlenmiş dövmeleri tanıdığında ona “bir dereceye kadar insanlık” göstererek daha normal bir şekilde konuşur oldu.
Bu arada Nelly, kocasının serbest bırakılması için kampanya yürütmeye devam etti.
JK Rowling’e yazdığı mektupta Oleksandr’ın esaret altındayken kitapları nasıl yeniden anlattığını ve bu kitapların ona ne kadar umut verdiğini anlattı.
“En karanlık zamanlarda bile, eğer ışığı açmayı hatırlarsak, mutluluğun bulunabileceğine inanıyoruz” diye yazdı ve ekledi: “Oleksandr birçok kişi için o ışık oldu.”
Cevap gelmedi, ancak Nelly’nin dua ettiği mucize sonunda gerçekleşti.
Bu yıl 15 Mayıs’ta Ukrayna Savaş Esirlerinin Tedavisi Koordinasyon Merkezi’nden bir mesaj aldı: Oleksandr eve dönüyordu. Esir takasıyla serbest bırakılmıştı.
Oleksandr kısa süre sonra ailesiyle yeniden bir araya geldi.
İyileşmeye başlayan Oleksandr şimdi kaybettiği dört yılı telafi ediyor. Hikayesini öğrenen insanlardan yüzlerce destek mesajı ve Harry Potter hediyeleri olan paketler aldığını söylüyor.
“Bunun benim için ne anlama geldiğini kelimelerle ifade edemem” diyor.
“Herkese minnettarım ve bu ülkenin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum.”