İsrail 27 Ekim’de sandığa gidiyor. Seçimin kilit sorularından biri şu: Netanyahu’yu değiştirmek isteyenler, Arap vatandaşların seçtiği temsilcilerle birlikte hareket edebilecek mi?
Çünkü Netanyahu’nun mutlaka muhaliflerine seçim kaybettirmesi gerekmiyor. Onların birlikte hükümet kuramamasını sağlaması yetiyor.
Benim de konuşmacı olarak katıldığım Selanik’teki Economist konferansında, İsrail’in eski dışişleri bakanı Şlomo Ben-Ami bu açmaza dikkat çekmişti. Muhalefet, hükümet kurmak için Arap partilerinin desteğine ihtiyaç duyabilir. Ancak bu ortaklığı kabul etmekte zorlanıyor.
Anketler de bu ihtimali güçlendiriyor. The Jerusalem Post’un aktardığı 16 Ekim tarihli Maariv anketinde iki ana blok 51’er, Arap partileri ise 14 sandalyede görünüyordu. Dört sandalye de her iki bloğun dışındaki bir partiye gidiyordu. Hiçbir ana blok tek başına çoğunluğa ulaşamıyordu.
Elbette anket, seçim sonucu değildir. Arap partileri de tek bir siyasi yapı gibi görülemez. Farklı görüşleri ve öncelikleri var. Destekleri otomatik olarak muhalefetin hanesine yazılamaz; müzakere ve uzlaşma gerekir.
Fakat demokratik yenilenme vadeden bir muhalefet, bazı vatandaşların oylarını sayıp onların temsilcilerini dışlayamaz.
Mansur Abbas’ın girişimi tam da bu nedenle önemli. Ra’am lideri Abbas, partisinin aday listesinde ikinci sırayı Yahudi siyasetçi Yoav Segalovitz’e verdi. Eski üst düzey polis yetkilisi ve merkez sol milletvekili Segalovitz ile ortak hedeflerinden biri, Arap mahallelerini sarsan şiddet suçlarıyla mücadele etmek.
The New York Times’ın 16 Ekim tarihli haberinde anlatılan bu ortaklık, basit ama önemli bir soruya cevap arıyor: Araplarla Yahudiler, vatandaşlarının güvenliği için birlikte sorumluluk üstlenebilir mi?
Netanyahu bugün bu ihtimali tehdit olarak sunuyor. Oysa aynı haberde hatırlatıldığı gibi, 2021’de Abbas ile hükümet pazarlığı yapan bizzat kendisiydi. Anlaşılan ortaklık, kendi koltuğunu tehdit ettiğinde kabul edilemez hâle geliyor.
Sorun yalnızca Netanyahu değil. Associated Press’in 16 Ekim tarihli haberine göre, muhalefetin önde gelen isimleri Gadi Eisenkot ve Yair Lapid de Arap partileriyle koalisyona karşı çıkıyor. Hükümete dışarıdan destek ihtimali ise açık kalıyor.
Abbas’ın yaklaşımı Arap toplumunda da tartışılıyor. Gazze konusunda yeterince ses çıkarmadığı eleştirileri var. Bu itirazlar göz ardı edilemez. Eşit vatandaşlık, çoğunluğu memnun etmenin karşılığı olamaz. Güvenlik, konut, eğitim ve kamu kaynaklarına adil erişim, devletin her vatandaşına karşı yükümlülüğüdür.
Seçimin bir başka temel meselesi de hesap verebilirlik.
Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısından önce İsrail’de yüz binlerce kişi, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı sokaklardaydı. Netanyahu, reddettiği rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla zaten yargılanıyordu. Mahkûm olması hâlinde hapis cezası alması mümkündü. Siyasi geleceğini koruma mücadelesi savaşla başlamadı.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, saldırı öncesinde ülkenin caydırıcılığının zayıfladığına ilişkin tekrarlanan uyarılar yapıldığını bildirdi. Bunlar saldırının zamanını ve biçimini haber veren somut bilgilerden farklı. Netanyahu haberleri reddediyor. Yine de neyi, ne zaman bildiği ve nasıl karşılık verdiği bağımsız biçimde araştırılmalı.
Bana göre Netanyahu, uzayan olağanüstü koşulları kendi vazgeçilmezliğinin gerekçesine dönüştürdü. Oysa bir liderin görev döneminde yaşanan felaket, ona süresiz siyasi dokunulmazlık sağlayamaz. Seçim kazanmak, soruşturmanın veya mahkeme kararının yerini tutmaz.
Hamas’ın saldırısı savunulamazdı. Filistinlilerin haklarının inkârı da savunulamaz.
Filistinli sağlık kaynaklarına göre Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana 74 binden fazla insan hayatını kaybetti. Birleşmiş Milletlerin aktardığı Filistin Sağlık Bakanlığı verileri, öldürülen çocukların sayısının 20 bini aştığını gösteriyor.
Bu sayıların ardında yarım kalan hayatlar, evlatlarını kaybeden aileler ve yok edilen gelecekler var. Hiçbir askerî başarı iddiası, bu yıkımı kalıcı güvenliğin temeline dönüştüremez.
İsrail’in uluslararası itibarı da ağır yara alıyor. Pew’in 2026 araştırmalarında İsrail’e olumsuz bakanların oranı ABD, Almanya ve İtalya’da bir önceki yıla göre yükseldi. Araştırmalar bu değişimin tek bir nedenini göstermiyor. Benim kanaatim, Netanyahu’nun Gazze politikalarının ve yerleşimlerin genişlemesine verdiği desteğin itibar kaybını derinleştirdiği yönünde.
ABD Başkanı Donald Trump ise aylarca açıklamadığı seçim desteğini 18 Ekim’de, sandığa dokuz gün kala Netanyahu’dan yana kullandı. Bu destek Netanyahu’ya kampanyasında avantaj sağlayabilir. Ancak iki lider arasında daha önce yaşanan politika ayrılıklarını ortadan kaldırmaz.
Dahası, bir Amerikan başkanının desteği, Netanyahu’nun kendi vatandaşlarına vermesi gereken cevapların yerini tutamaz. Dış destek, İsraillilere ve Filistinlilere sürekli savaşların ötesinde bir gelecek sunacak stratejinin alternatifi değildir.
Netanyahu’nun görevde kalması, bölge ülkelerinin İsrail ile ilişki geliştirmesini de siyasi açıdan zorlaştırabilir. Güvenlik temasları sürse bile kalıcı işbirliği için daha fazlası, karşılıklı güven gerekir.
Burada bir ayrımı korumalıyız. Holokost’un tarihsel gerçekliği ve Yahudilerin yaşadığı acılar değişmez. Netanyahu’ya yönelik eleştiriler, hiçbir zaman antisemitizme veya Yahudileri topluca suçlamaya dönüşmemelidir. Eleştirinin muhatabı, hükümetin tercihleri ve bu tercihlerin sonuçlarıdır.
Netanyahu’nun gitmesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Filistin devletine karşı çıkanlar onun koalisyonuyla sınırlı değil. Yeni yönetim; sivilleri koruyup korumadığı, yerleşimlerin genişlemesini ve yerleşimci şiddetini durdurup durdurmadığı, yargı bağımsızlığını savunup savunmadığı üzerinden değerlendirilmelidir.
Arap vatandaşların İsrail yönetiminde söz sahibi olması önemlidir. Ancak bu, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkının yerine geçmez. Hem İsrail’in hem Filistin’in tanınmış, güvenli sınırlara ve barış içinde yaşayabilecekleri bir geleceğe ihtiyacı var. İsrail içinde eşit vatandaşlık ile Filistin’in devletleşmesi birlikte ilerlemelidir.
İsrail’in güveni yeniden tesis edebilecek bir hükümete ihtiyacı var.
Bir kişiyi iktidarda tutmak, bir ülkenin stratejisi olamaz.
***
Dr. Egemen Bağış
Büyükelçi, Avrupa Birliği Eski Bakanı ve Başmüzakereci
Bu metin, yazarın Middle East Monitor’da yayımlanan makalesinin, Haber10.com için Türkçe uyarlamasıdır. hazırlanmıştır.
İngilizce yayın: https://www.middleeastmonitor.com/20261017-israels-election-the-arab-vote-and-netanyahus-politics-of-exclusion/