ABD-İran savaşının ortasında kalan suudi Arabistan, Irak2tan ve Yemen'deki Husilerden gelen İran destekli saldırılarla başa çıkamıyor ve petrol altyapısı bundan ağır etkilenmiş durumda. ABD'den Husilere müdahale etmesini istedi ama Trump bu isteği geri çevirdi. Durum zorlaşıyor.
Suudi Arabistan, kendisini giderek daha fazla Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki savaşın ortasında sıkışmış durumda buluyor. Krallık yönetimi, yaşanan bu durum karşısında giderek azalan müdahale seçeneklerini değerlendirmeye çalışıyor.
Son haftalarda, İran destekli Yemen’deki Husi milisleri krallığa yönelik saldırılarını artırdı. Petrol ihracat kapasitesini sekteye uğratmakla tehdit eden bu hamleler, küresel ekonomi üzerindeki baskıyı da tırmandırıyor. Ancak eski diplomatlar ve analistlere göre Suudi Arabistan, Başkan Trump’ın Husilerle yüzleşme konusundaki isteksizliği karşısında derin bir hayal kırıklığı ve huzursuzluk yaşıyor.
The New York Times’ın haberine göre, Krallığın İran ile diplomatik temas kurma çabaları da oldukça sınırlı sonuçlar verdi. İran, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinden yetkililer arasında Pazartesi günü yapılması planlanan toplantı, tarafların pozisyonları arasındaki derin uçurum nedeniyle Pazar gecesi aniden ertelendi.
Eski ABD’nin Riyad Büyükelçisi Michael Ratney, “Şu anda Suudiler gerçekten büyük bir hayal kırıklığı içinde” değerlendirmesinde bulunarak, durumun bir bakıma onların “en kötü senaryosu” olduğunu belirtti.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Suudi Hükümeti Uluslararası İletişim Merkezi ise konuyla ilgili yorum talebine yanıt vermedi.
Suudi yönetiminin içinde bulunduğu bu ikilem, ABD ve İsrail’in İran ile yürüttüğü savaşın, savaşa karşı çıkan veya savaşı bitirmek için defalarca çaba gösteren liderler de dahil olmak üzere tüm Orta Doğu’ya getirdiği ağır maliyeti gözler önüne seriyor.
Çatışmaların ilk birkaç ayında Suudi Arabistan, komşularına kıyasla İran’ın misilleme saldırılarından nispeten daha az etkilenmişti. Ancak düşmanlıkların sonu görünmediği için İran, ABD karşısında daha fazla koz elde etmeye çalışıyor. Bu durum, savaş sıralamadaki yerini sarsana kadar dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan’ı birincil hedef haline getirdi.
Yalnızca son iki hafta içinde Suudi Arabistan doğudan, güneyden ve kuzeyden İran destekli saldırılara maruz kaldı. Ağustos sonunda Hürmüz Boğazı’nda vurulan bir Suudi petrol tankerinde iki denizci hayatını kaybetti.
Cuma günü, Kızıldeniz üzerinden yapılan Suudi petrol sevkiyatlarına abluka ilan eden Husi milisleri, küresel sevkiyat açısından hayati önemdeki bir rotada bulunan bölgeyi ele geçirdi ve Yemen’deki Suudi müttefiki kuvvetleri yenilgiye uğrattı.
Aynı gün Suudi yetkililer, Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından fiilen kapatılmasının ardından Kızıldeniz’e petrol ulaştırmak için kritik bir alternatif ihracat rotası haline gelen ana petrol boru hattını, İran destekli Iraklı bir milis grubunun drone saldırısı nedeniyle kapatmak zorunda kaldıklarını duyurdu.
Eski Büyükelçi Ratney, “Suudi Arabistan gibi bir ülkenin ABD ile güvenlik ortaklığı geliştirmeye bu kadar yoğun yatırım yapmasının nedeni tam olarak bu tür durumlar içindir” dedi.
Ülkenin de facto lideri Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın bu ortaklığa güvenmek için sebepleri vardı. Yönetimi, yıllardır Trump ve ailesiyle kişisel ilişkiler kurmak için milyarlarca dolar ve geniş bir siyasi sermaye yatırımı yaptı.
Ancak konuya yakın yetkililere göre, veliaht prens geçen hafta Trump’tan Husilere karşı askeri harekete geçmesini talep ettiğinde, Başkan bu talebi geri çevirdi.
Suudi yetkililer ve yorumcular, krallığın Husilerle tek başına savaşmak istemediğini net bir şekilde dile getiriyor. Zira Suudi Arabistan’ın gruba karşı daha önce liderlik ettiği askeri kampanya, on yıl süren bir bataklığa dönüşmüştü.
Suudi hükümetine yakın köşe yazarlarından Abdurrahman el-Raşid, Cumartesi günü Suudi sermayeli bir gazetede kaleme aldığı yazıda, “Bu durum sadece Suudi Arabistan ve bölge ülkelerinden değil, uluslararası alandan destek gerektiriyor” ifadelerini kullandı.
Ancak Trump müdahil olma konusunda isteksiz görünüyor. Biden yönetimi döneminde Pentagon’da üst düzey Orta Doğu politikası yetkilisi olarak görev yapan Dan Shapiro, “Hali hazırda İran ile ucu açık bir çatışmayla karşı karşıya olan, donanması sınırlarına kadar zorlanmış ve mühimmat stoku azalmış bir liderin bu yeni cepheyi açmak istememesi şaşırtıcı değil” dedi ve ekledi: “Ancak bu durum Suudiler için büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.”
Cumartesi günü İrlanda ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Trump, Husilerin kendilerini aradığını ve “bizimle savaşmak istemediklerini” öne sürdü. Suudi Arabistan’a atıfta bulunarak, “Sadece mutlu olmadıkları tek bir ülke var, onu da halledeceğiz” dedi.
Husi siyasi yetkilisi Muhammed el-Buhayti ise ABD ile temas kurduklarını yalanlayarak, “Trump ile iletişim kurmadık ve bizden saldırmamasını da talep etmedik” dedi.
Emekli ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral John W. Miller, ABD’nin Yemen’e askeri olarak müdahil olup olmayacağının hâlâ tartışma konusu olduğunu ve Washington’ın Suudi Arabistan’a istihbarat desteği sağlamaya devam ettiğini belirtti.
Dışişleri Bakanlığı eski Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf’e göre Suudi Arabistan’ın artık diplomasiye yönelmesi muhtemel. Leaf, Suudi Arabistan, ABD ve İsrail’in Husilere yönelik yıllardır süren bombalama kampanyalarına rağmen “hiç kimsenin askeri bir çözüm üretemediğini” vurguladı.
Leaf ayrıca Suudi Arabistan’ın, İran ile olan savaşı sona erdirmek amacıyla komşuları ve İran ile “zorlu ve tatsız anlaşmalar silsilesi” üzerinde çalışabileceğini ifade etti. Leaf, krallığın bir çözüm bulmak için Çin’e de yönelebileceğini ancak Pekin’in bölgedeki önceki diplomatik girişimlerinin kalıcı barış anlaşmalarıyla sonuçlanmadığını kaydetti. Çin, 2023 yılında Suudi Arabistan ile İran arasında bir yumuşamaya aracılık etmiş ancak bu süreç daha sonra zayıflamıştı.
Analistler, Suudi yetkililerin ne kadar hayal kırıklığına uğramış olurlarsa olsunlar şimdilik ABD hakkında alenen şikayette bulunmalarının beklenmediğini ifade ediyor. Leaf, “Araya mesafe koyduklarını göstermeyecekler, ancak farklı diplomatik çabalar üretmek zorunda kalacaklar” değerlendirmesini yaptı.