DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

Yeni gelir planı: İran Hürmüz’de Türk modelini uygulayacak

ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’yla ilgili asıl tartışma ticari gemilerden para alınması üstünde yoğunlaşıyor. Tahran uluslararası hukukun yasakladığı doğrudan "geçiş ücreti" yerine Boğazlar'da uygulanan modele benzer "denizcilik hizmet bedeli" tahsil etmeye hazırlanıyor.

Dünya 30 Haziran 2026

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimi kısa vadede yumuşatsa da taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar devam ediyor. Anlaşmanın beşinci maddesi kapsamında ticari gemilere 60 gün boyunca ücretsiz ve güvenli geçiş imkânı tanınırken, İran’ın bu sürenin ardından farklı bir yönetim modeli hazırlığı dikkat çekiyor.

Tahran yönetiminin, uluslararası hukukta tartışmalı görülen doğrudan geçiş ücretleri yerine Türkiye’nin İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nda uyguladığı “denizcilik hizmet bedeli” modeline benzer bir sistem geliştirmeyi planladığı belirtiliyor. Habertürk’ün haberine göre bu yaklaşımın hem gelir elde etme hem de boğaz üzerindeki kontrolünü kurumsallaştırma amacı taşıdığı değerlendiriliyor.

İranlı yetkililere göre bu uygulama yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik ve hukuki bir egemenlik stratejisinin de parçası olacak.

Transit vergisi yerine “hizmet bedeli” modeli

İranlı karar alıcılar son haftalarda yaptıkları açıklamalarda doğrudan Türkiye örneğini gündeme getirdi. Planlanan sistemde gemilerden boğazı kullanmaları nedeniyle ücret alınmayacak; buna karşılık seyir emniyeti, trafik koordinasyonu, çevresel koruma, sigorta koordinasyonu, kılavuzluk benzeri denizcilik hizmetleri ve güvenlik altyapısı için belirli bedeller tahsil edilecek.

Böylece İran, uluslararası deniz hukukunda yasaklanan “transit vergisi” ile izin verilen “hizmet bedeli” arasındaki hukuki ayrımı kullanarak yeni bir mali mekanizma oluşturmayı amaçlıyor. Bu yaklaşımın temelinde, doğal boğazlardan serbest geçiş ilkesini ihlal etmeden gelir elde etme düşüncesi bulunuyor.

İstanbul ve Çanakkale Boğazları neden örnek gösteriliyor?

Türkiye’nin Boğazlar rejimi 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde yürütülüyor. Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan İstanbul ve Çanakkale Boğazları küresel ticaret açısından stratejik önem taşıyor.

Ticari gemiler boğazlardan serbest geçiş hakkına sahip olsalar da Türkiye seyir emniyeti, deniz fenerleri, kurtarma hizmetleri, tıbbi müdahale, trafik kontrolü ve çeşitli denizcilik hizmetleri karşılığında belirli ücretler tahsil ediyor.

Uluslararası hukuk çevrelerinde bu uygulama “geçiş vergisi” değil “hizmet karşılığı ücret” olarak değerlendiriliyor. İran da Hürmüz’de oluşturacağı sistemin aynı hukuki mantık üzerine kurulacağını savunuyor.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), uluslararası boğazlardan geçen ticari gemilerden yalnızca geçiş yaptıkları için ücret alınmasını öngörmüyor.

Ancak kıyı devletlerinin sağladığı belirli hizmetler karşılığında ücret tahsil edilmesine hukuki kapı aralıyor. Uluslararası hukuk uzmanlarına göre İran’ın hazırladığı model tam da bu boşluğu kullanmaya çalışıyor.

Tahran yönetimi, güvenlik koordinasyonu, çevre koruma, mayın temizliği, trafik yönetimi ve sigorta altyapısını gerekçe göstererek alınacak bedellerin uluslararası hukukla uyumlu olduğunu ileri sürüyor. Buna karşın Batılı hukukçular ve denizcilik sektörü temsilcileri, bu yaklaşımın fiilen bir geçiş ücretine dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.

Mutabakatın kritik maddesi

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının beşinci maddesi Hürmüz Boğazı’nın geleceğine ilişkin en kritik düzenlemeyi içeriyor.

Maddeye göre İran 60 gün boyunca ticari gemilerin ücretsiz ve güvenli geçişini sağlayacak; bu süreçte mayın temizliği yapılacak ve ticari deniz trafiği yeniden normalleşecek. Aynı maddede İran’ın Umman ve diğer Körfez ülkeleriyle birlikte Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi ve denizcilik hizmetleri konusunda müzakereler yürütmesi de öngörülüyor.

İşte tartışma tam bu noktada başlıyor. Washington bu ifadeyi “ücretsiz uluslararası geçiş” şeklinde yorumlarken Tahran aynı metnin ileride hizmet bedeli uygulamasına hukuki zemin oluşturduğunu savunuyor.

Hürmüz Boğazı yorum krizi

Washington yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine açık kalacağını ve hiçbir ülkenin buradan geçen gemilere tek taraflı ücret uygulayamayacağını vurguluyor. Buna karşılık İranlı yetkililer, mutabakatta yer alan “denizcilik hizmetleri” ifadesinin boğazın gelecekte İran ve Umman tarafından yönetileceğinin fiilen kabul edildiğini öne sürüyor.

Tarafların aynı maddeyi farklı yorumlaması, gelecekte yeni diplomatik krizlerin yaşanabileceğine işaret ediyor. Son günlerde yayımlanan uluslararası analizlerde de mutabakat metninin özellikle Hürmüz yönetimi konusunda bilinçli biçimde muğlak bırakıldığı değerlendirmesi yapılıyor.

Ekonomik modelin ötesinde “fiili egemenlik” stratejisi

İran açısından bu plan yalnızca ekonomik kazanç sağlamaya yönelik değil. İranlı stratejistler, hizmet bedeli uygulamasının uluslararası toplum tarafından kabul edilmesi halinde bunun Hürmüz üzerindeki fiili egemenliğin de dolaylı biçimde tanınması anlamına geleceğini düşünüyor.

Böylece yıllardır askeri güçle korumaya çalıştığı kontrol alanını hukuki ve ekonomik araçlarla da pekiştirmeyi hedefliyor. ABD yaptırımlarının etkisini azaltmak, yeni gelirleri oluşturmak ve boğaz yönetimini uluslararası sistem içinde meşrulaştırmak bu stratejinin temel ayaklarını oluşturuyor.

Umman’ın tutumu kritik rol oynuyor

İran’ın planının başarıya ulaşabilmesi büyük ölçüde Umman’ın yaklaşımına bağlı bulunuyor. Çünkü Hürmüz Boğazı yalnızca İran’ın değil, Umman’ın da kıyıdaş olduğu uluslararası bir geçit niteliğinde. Diplomatik kaynaklara göre Maskat yönetimi serbest geçiş ilkesini korumaya çalışırken, aynı zamanda deniz emniyeti ve çevresel hizmetler konusunda yeni bir ortak yönetim modeli üzerinde çalışıyor. Ancak Körfez ülkeleri, Avrupa devletleri ve uluslararası denizcilik şirketleri bu modelin ticari maliyetleri artırmasından endişe ediyor.

Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Küresel LNG sevkiyatının önemli bölümü de aynı güzergâhı kullanıyor. Dolayısıyla burada uygulanacak en küçük mali düzenleme bile navlun fiyatlarından enerji maliyetlerine kadar geniş bir zinciri etkileyebilir.

Uluslararası sigorta şirketleri, tanker işletmecileri ve ithalatçısı ülkeler şimdiden İran’ın uygulamaya koymayı planladığı yeni modelin ayrıntılarını yakından izliyor. Uzmanlara göre hizmet bedelleri başlangıçta sınırlı tutulsa bile ilerleyen süreçte kapsamının genişletilmesi ihtimali piyasalarda belirsizlik yaratıyor.

İran’ın “hizmet ücreti” modeli serbest geçiş ilkesini zorluyor

Önümüzdeki 60 günlük geçiş dönemi sona erdiğinde Hürmüz Boğazı yalnızca enerji güvenliğinin değil, uluslararası deniz hukukunun da en önemli sınavlarından biri olacak. İran “ücret almıyoruz, hizmet satıyoruz” söylemiyle Türkiye’nin Boğaz uygulamasını örnek göstererek yeni bir denizcilik düzeni kurmaya hazırlanırken ABD ve birçok Batılı ülke bunun uluslararası serbest geçiş ilkesini dolaylı biçimde aşındıracağı görüşünde.

Görünen o ki Hürmüz’deki tartışma artık yalnızca tankerlerinin değil, uluslararası hukukun satır aralarının da mücadelesine dönüşmüş durumda. Bugün tartışılan konu birkaç dolarlık hizmet bedeli gibi görünse de, aslında asıl mesele boğazdan kimin geçtiği değil, boğazın üzerinde son sözü kimin söyleyeceği.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.