Dünya çapında 'Scam Empire' olarak bilinen, telefonla insanları dolandıran şebekenin bazı çağrı merkezleri Türkiye'de çıktı, bunlara yapılan operasyonda gözaltına alınan 20 ayrı milletten insan sayısı 201 oldu. Türkiye'deki şebekenin sahipleri İsrailli, gözaltında da 9 İsrail vatandaşı var.
Türkiye ile İsrail’in ilişkileri bu ülkenin Gazze’de yürüttüğü soykırım boyutlarına ulaşan acımasız savaştan beri çok kötü. İki ülke arasında uçak gidip gelmiyor, Türkiye bu ülkeye ihracatını resmen durdurdu, İsrail’in Büyükelçiliği ve konsoloslukları güvenlik gerekçesiyle kapalı. Ama iki ülke arasındaki bu kötü ilişkiler, İsrailli suç şebekesinin kendine merkez olarak Türkiye’yi seçmesine, Türkiye’de 42 ayrı çağrı merkezi kurup burada 20 milletten insanlar çalıştırmasına ve dünya çapında dolandırıcılık yapan ve ‘Scum Empire’ (Dolandırıcılık İmparatorluğu’) olarak bilinen işlerini Türkiye’den yürütmesine engel olmamış.
İki gündür medyada “Forex operasyonu” olarak geçiyor ama konunun döviz birimleriyle ilişkisi dolaylı. Esas yapılan, Avrupa’dan Uzak Doğu’ya, Afrika’dan Amerika’ya insanları bu çağrı merkezleri yoluyla sözde çok karlı yatırım fırsatlarına yönlendirerek dolandırmak. Yatırımlar çoğunlukla kripto endüstrisine yöneltiliyor, alınan paraların Türkiye üzerinden yine kripto cüzdanlar aracılığıyla çıkarıldığına inanılıyor.
İçişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) öncülüğünde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda, İnterpol, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve İnterpol Genel Merkezinin katkılarıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele ve Göçmen Kaçakçılığıyla Mücadele Şube Müdürlükleri tarafından yapılan operasyonda 191 şüpheliyi yakalayan ekipler adreslerinde bulunmayan 10 zanlıyı da yaptıkları çalışmalar sonrası gözaltına aldı. Böylece toplam gözaltı sayısı 201 oldu.
Bu 201 kişi 20 ayrı millete mensup. Gözaltına alınan şüphelilerin 9’unun İsrail, 11’inin Pakistan, 25’inin ise Azerbaycan, Suriye, Ürdün, Ukrayna, Tayland, Endonezya, Fas, Kazakistan, Filipinler, İran, Çin, Lübnan, Filistin, Meksika, Mısır, Mozambik, Arjantin ve Bangladeş uyruklu olduğu öğrenildi.

Türk yetkililer, polis operasyonunun son on yılda birden fazla ülkede faaliyet gösteren ve “Scam Empire” (Dolandırıcılık İmparatorluğu) olarak bilinen uluslararası suç şebekesiyle bağlantılı olduğunu belirtti.
Şebeke yakın zamanda Organize Suç ve Yolsuzluk Raporlama Projesi (OCCRP) tarafından ifşa edilmiş; raporda İsrail ve Avrupa’dan faaliyet gösteren grupların telefonla yatırım dolandırıcılığı yoluyla yüzlerce mağduru nasıl dolandırdığı ortaya konmuştu.
Bireysel kayıpların 10.000 dolardan yüz binlerce dolara kadar değiştiği ifade edildi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Şebekenin, çeşitli dilleri konuşan müşteri hizmetleri temsilcileri aracılığıyla mağdurları ağına düşürdüğü bildirildi,” dedi. “Şüphelilerin kontrolündeki yatırım platformlarında, mağdurlara daha fazla para yatırmalarını teşvik etmek amacıyla sahte kârlar gösterildi,” diye ekledi.
Gürlek, fonların daha sonra yurt dışındaki banka hesaplarına ve kripto para cüzdanlarına aktarıldığını söyledi.
Türk yetkililer, elebaşlarından biri olduğu iddia edilen kişiyi Y.A. baş harfleriyle tanımlayarak, bu kişinin aynı zamanda Portekiz pasaportuna sahip bir İsrail vatandaşı olduğunu açıkladı.
Reuters, 2016 yılında, finansal piyasalar, hisse senetleri ve emtia hareketlerine dayalı ürünler sunan İsrailli ticaret şirketi NRGbinary’nin Avrupa’daki insanları milyonlarca dolar dolandırdığını haberleştirmişti. İsrail, aynı yılın ilerleyen dönemlerinde şirketin faaliyetlerini yasaklamıştı.
OCCRP tarafından 2025 yılında yayımlanan ayrı bir soruşturmada ise İsrail, Doğu Avrupa ve Gürcistan merkezli benzer iki çağrı merkezi grubu incelenmişti. Çalışanların dünya çapında en az 32.000 kişiyi toplamda en az 275 milyon dolar ödemeye ikna ettiği iddia edilmişti.
Soruşturmaya hakim Türk yetkililer gazetecilere, OCCRP soruşturmasında da belgelendiği üzere, çağrı merkezi elemanlarının sahte kimlikler ve sahte belgeler kullandığını söyledi.
Yetkililer, Türkiye ile İsrail arasında derinleşen gerilimin ortasında, İsrail merkezli bazı şebekelerin tespit edilmekten kaçınmak için operasyonlarını Türkiye’ye taşımaya çalıştığına inanıyor.
Yetkililerin verdiği bilgiye göre failler genellikle dolandırıcılığın yürütüldüğü ülkede paravan bir şirket — fiilen bir çağrı merkezi — kuruyor. Şirket daha sonra Japonca ve Hintçeden Fransızca ve İspanyolcaya kadar çeşitli dilleri konuşan kişileri işe alıyor.
Çalışanlar “müşteri kazanım temsilcisi” (conversion agent) ve “müşteri elde tutma temsilcisi” (retention agent) gibi unvanlarla işe alınıyor.
Bir yetkili, “Adaylar bir haftalık eğitime tabi tutuluyor. Bu süre zarfında her çalışana bir kod adı veriliyor ve sahte bir kişisel geçmiş oluşturmaları talimatı veriliyor,” dedi.
“Bu uydurma hikayeler, potansiyel mağdurları etkilemek ve güvenlerini kazanmak için Oxford mezunu olduğunu iddia etmek gibi detaylar içeriyor.”
Yetkili ayrıca, işe yeni alınanların kolluk kuvvetleri veya güvenlik birimleriyle bağlantıları olup olmadığını belirlemek için işe başlamadan önce yalan makinesi (poligraf) testinden geçmelerinin şart koşulduğunu ifade etti.
“Ofis içinde İbranice konuşmak yasak,” dedi yetkili.
“Arayan kişiler, şirketin gerçek adı yerine kendilerini, isimleri İsrailli organizatörler tarafından sık sık değiştirilen yatırım platformlarının temsilcileri olarak tanıtıyor.”
Yetkili, “Şebeke içinde uygulandığı bildirilen en katı kurallardan biri de İsrail vatandaşlarının hedef alınmamasıdır,” diye ekledi.
Yetkili ayrıca Türk müfettişlerin, dünyanın farklı yerlerinde faaliyet gösteren dolandırıcılık şebekelerinin, İsrailli dolandırıcılık patronları ile İsrail devleti arasında “kazan-kazan” olarak tanımladıkları karşılıklı faydaya dayalı bir ilişki yarattığı değerlendirmesinde bulunduğunu belirtti.