Yargıtay gizli kamera cezasını üçte bire indirdi: ‘O ceza zaten verilmemeliydi’

Konya’da kadınlar tuvaletine yerleştirilen gizli kamera skandalında Yargıtay’ın cezayı ertelemesi tartışma yarattı. 

Gündem 22 Eylül 2026

Konya’da kadınlar tuvaletine yerleştirilen gizli kamera skandalında Yargıtay’ın cezayı ertelemesi kamuoyunda tartışma yarattı. Peki, yüksek mahkeme bu kararı hangi teknik hukuki gerekçelerle verdi? Eylemin “mesleki kolaylık” sayılmaması ve mevzuattaki cinsel suç sınırları ne anlama geliyor?

Konya’da bir kafede yaşanan skandal, sosyal alandaki güvenlik ve mahremiyet tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Eşiyle birlikte gittiği kafenin kadınlar tuvaletini kullanan bir kadın, tavan avizesinin içine gizlenmiş bir cep telefonu fark etti. Durumun yetkililere bildirilmesi ve cihaz üzerinde yapılan incelemeler sonucunda kafede garson olarak çalışan sanığın kadının girmesinden hemen önce kaydı başlattığı ve özel görüntüleri kaydettiği tespit edildi.

Olayın ardından başlatılan hukuki süreçte Konya 14. Asliye Ceza Mahkemesi eylemin “mesleğin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak” gerçekleştirildiğine dikkat çekerek sanığa “Özel hayatın gizliliğini ihlal” suçundan 4,5 yıl hapis cezası verdi.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi yerel mahkemenin kararını bozarak cezayı 1 yıl 8 aya indirdi ve cezanın ertelenerek sanık hakkında denetim süresi uygulanmasına karar verdi. Yargıtay’ın bu cezayı oy birliğiyle onaması yargı dünyasında ve kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı.

Kamusal mekânlardaki en mahrem alanlardan tuvaletlerdeki bu tür gizli kayıt eylemlerinin “mesleki kolaylık” kapsamında değerlendirilmemesi, cezanın ertelenmesi ve uygulanan ceza miktarının caydırıcılığı soru işaretlerine neden oldu.

Konunun hukuki boyutunu kararın kamu vicdanındaki karşılığını ve emsal niteliğini Suç Bilimcisi Avukat Dr. Ceren Küpeli değerlendirdi.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin yerel mahkemenin TCK madde 137/1-b uyarınca verdiği 4,5 yıllık cezayı bozarak cezayı 1 yıl 8 aya indirmesi ve ertelemesi kamuoyunda ciddi bir “cezasızlık” tepkisine yol açtı. Ancak konunun hukuki arka planına dikkat çeken Ceren Küpeli, Yargıtay’ın kararının teknik anlamda bir “ceza indirimi” olmadığını belirtti:

“Somut olayda ilk derece mahkemesince belirlenen 4 yıl 6 aylık ceza TCK madde 137/1-b’de düzenlenen nitelikli halin unsurları somut olayda gerçekleşmediği hâlde uygulanması suretiyle kanuni dayanaktan yoksun biçimde yüksek olarak tesis edilmiştir. Yargıtay tarafından verilen bozma kararı cezanın ‘düşürülmesi’ değil, kanunda karşılığı bulunmayan bir ağırlaştırıcı sebebin bertaraf edilerek hukuka uygun cezanın tesisi mahiyetindedir.”

Buna karşın kararın toplum nezdindeki yankısına da değinen Küpeli “Gizli çekim tespit edilmesi zor, faili çoğu zaman meçhul kalan anonim bir suçtur. Yakalanma ihtimali zaten düşük olan bir suçta yakalanıldığında da fiili yaptırımla karşılaşılmaması caydırıcılığı iki yönden birden güçsüzleştirmektedir. Bu nedenle şantaj, özel hayatın gizliliğini ihlal ve kişisel verilerin hukuka aykırı ifşası gibi siber suçların cezalarının günümüz suç sosyolojisi bağlamında caydırıcılığı hedefleyecek şekilde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Mahkemenin garson hakkında “mesleğin sağladığı kolaylıktan yararlanma” maddesini uygulamaması kamuoyunda soru işaretleri yarattı. Dr. Ceren Küpeli bu artırım hükmünün uygulanabilmesi için meslekle işlenen fiil arasında doğrudan bir araçsallık bağının bulunması gerektiğini vurguladı:

“Somut olayda tuvalet işyerinin tüm müşterilerine açık ortak bir alandır. Sanığın telefonu avizeye yerleştirmek için garson sıfatını haiz olması zorunlu olmayıp herhangi bir müşteri de aynı fiziki erişime sahiptir. Bu itibarla garsonluk mesleği somut eylemin işlenmesinde fail lehine özel bir kolaylık veya avantaj yaratmamıştır. Kolaylık bağının kurulamadığı halde nitelikli halin uygulanması TCK madde 2’de düzenlenen kanunilik ilkesine ve kıyas yasağına aykırıdır.”

Küpeli alanın yalnızca personele tahsis edilmiş bir depo, soyunma odası veya kilitli bir mekân olması ya da anahtar/kart gibi özel bir yetkiyle girilmesi halinde mesleğin sağladığı kolaylıktan yararlanma olacağını, Yargıtay’ın burada fiziki erişim ölçütüne dayanan kanuni yorumu benimsediğini ekledi.

Tuvalet gibi mahrem alanlarda gizli çekim yapılmasının cinsel suçlar kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine açıklık getiren Suç Bilimcisi Küpeli Türk Ceza Kanunu’ndaki sınırlar nedeniyle eylemin zorunlu olarak “özel hayatın gizliliğini ihlal” (TCK madde 134/1) sayıldığını belirtti:

“TCK madde 102’de düzenlenen cinsel saldırı suçu bedensel teması zorunlu kılar; gizli görüntülemede temas bulunmadığından bu hüküm uygulanamaz. TCK madde 105’te düzenlenen cinsel taciz suçu ise içtihatlarına göre mağdurun algılayabileceği cinsel amaçlı bir davranışı gerektirir. Mağdurun haberdar olmadığı gizli kayıtta bu algılanabilir taciz unsuru gerçekleşmediğinden fiil madde 105 kapsamına sokulmamaktadır.”

Kriminolojik açıdan asıl sorunun mevcut kanunun ‘nötr’ yapısı olduğunu vurgulayan Küpeli “Karşılaştırmalı hukukta bu boşluk bağımsız suç tipleriyle doldurulmuştur. İnsan hakları boyutunda ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gizli/mahrem görüntülemede Sözleşme’nin 8. maddesinin devlete etkili ceza koruması sağlama yönünde pozitif yükümlülük yüklediğini kabul etmektedir. Bu ilke yaptırımın yalnızca mevcut olmasının değil, etkili ve caydırıcı olmasının da arandığını göstermektedir” değerlendirmesinde bulundu.

Görüntülerin üçüncü kişilere aktarılmamış veya internette yayınlanmamış olmasının ceza miktarındaki etkisini açıklayan Avukat Küpeli “Somut olayda yalnızca görüntünün kayda alınması gerçekleşmiş, ifşa edilmemiştir; bu nedenle fail tek bir suçtan cezalandırılmıştır. Şayet görüntüler yayımlansaydı madde 134/2 kapsamında ikinci bir suç oluşurdu. İfşanın bulunmaması cezayı teknik anlamda ‘indiren’ bir sebep değil; daha ağır bir tablonun, yani ikinci bir suçun doğmamasının sebebidir” bilgisini verdi.

Olayın hukuki ve tazminat boyutuna değinen Ceren Küpeli mağdur kadının kafeyi işleten firma veya işveren aleyhine manevi tazminat davası açma hakkının tam olduğunu belirtti. Hukuki dayanakları iki ana başlıkta özetleyen Küpeli şu detayları verdi:

Adam Çalıştıranın Sorumluluğu (TBK madde 66): İşveren, çalışanının işin görülmesi sırasında verdiği zarardan kural olarak sorumludur. İşçinin seçiminde, talimatlandırılmasında ve denetiminde gerekli özeni gösterdiğini kanıtlayamadığı sürece bu sorumluluktan kurtulamaz.

Hizmet Kusuru ve İfa Yardımcısı (TBK madde 116): Müşteri ile işletme arasında sözleşmesel bir ilişki mevcuttur. Güvenli ve mahremiyeti korunan bir ortam temin etmek bu hizmetin temel parçasıdır. İşletme, edimin ifasında kullandığı yardımcının fiilinden sorumlu tutulabilir.

Küpeli Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca kişilik hakları ihlal edilen mağdurun ceza davasının yanı sıra işletmeye ve faile karşı doğrudan manevi tazminat davası açabileceğini vurguladı.

Benzer skandalların önüne geçilmesi ve işverenlerin hukuki sorumluluktan kurtulabilmesi için alması gereken tedbirleri sıralayan Suç Bilimcisi Dr. Ceren Küpeli şu tavsiyelerde bulundu:

İşe Alımda Özen: Adayların geçmişi mevzuatın izin verdiği ölçüde araştırılmalı ve süreçleri belgelenmelidir.

Sözleşme ve İç Kurallar: Personel yönetmeliklerinde gizli kayıt ve mahremiyet ihlallerinin doğrudan haklı nedenle işten çıkarma sebebi (İş Kanunu m.25/II) olduğu yazılı hale getirilmelidir.

Eğitim: Çalışanlara mahremiyet ve kişisel verilerin korunması konularında düzenli, kayıt altına alınan eğitimler verilmelidir.

Fiziki ve Teknik Denetim: Tuvalet ve soyunma odası gibi mahrem alanlarda düzenli fiziki ve teknik cihaz taramaları yapılmalıdır. Müşteri alanlarına güvenlik kamerası konulurken tuvalet içi gibi mahrem alanlara kesinlikle kamera konmamalıdır.

Şikâyet ve Müdahale Mekanizması: Olası ihlal bildirimleri için hızlı bir mekanizma kurulmalı; durum tespit edildiğinde deliller korunarak derhal kolluk kuvvetlerine verilmelidir.

 

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.