Berlinale Günlüğü: Festivalin ortasına bir bomba düştü ‘Kurtuluş’
Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı yarışındaki Markus Schleinzer’in yönettiği ‘Rose’ hikâyesinden çok başrol oyuncusu Sandra Hüller’in performansıyla öne çıkıyor. Festivalden ödülle dönecek filmlerden olduğu konusunda, filmi izleyenler hemfikir.
Fotoğraf: Berlin Film Festivali'nin resmi internet sitesinden alınmıştır. Son yıllarda birçok ulusal ve uluslararası ödül kazanan Sandra Hüller, Almanların göz bebeği bir oyuncu. En önemli başarısı 2024 yılında ‘Bir Düşüşün Anatomisi’yle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday olması. Berlinale’de gösterilen Markus Schleinzer’in yönettiği Avusturya-Almanya ortak yapımı ‘Rose’ filmi hikâyesinden çok başrol oyuncusu Sandra Hüller ile ön plana çıkıyor. Film gerçek bir olaya dayanıyor. Festival broşüründeki tanıtım yazısında “17. yüzyılda savaştan dönen bir asker bir köye gelir ve yıllardır metruk duran bir çiftliğin varisi olduğunu söyler. Elindeki belgeler de bunu doğrulamaktadır. Köylüler önce şüpheyle yaklaşsalar da onu kabul ederler. Ancak gerçek bir süre sonra ortaya çıkar” yazıyor.
17. yüzyılda geçtiği belirtilen ama nedense adı verilmeyen bu savaşı merak ettim. 30 Yıl Savaşları’ymış. Dinsel ve politik nedenlerle 1618-1648 yılları arasında Protestanlar ile Katolikler arasında çıkan ve 8 milyona yakın insanın ölümüne neden olan bu savaş hakkında genellikle pek konuşulmuyor. Alman teolog Martin Luther’ın 1517 yılında başlattığı Reform hareketinin tetiklediği bu savaşı kimse hatırlamak ya da üzerinde tartışmak istemiyor. Konu hassas.
Biz filmimize geri dönelim. Elindeki belgeler ile metruk çiftliğin yeni sahibi olan asker aslında bir kadın. 30 Yıl Savaşları’nda erkeklerle birlikte savaştıktan sonra, ölen bir askerin üzerinden çıkan belgelerle köye geliyor. Kendini erkek olarak tanıtmasının nedeni “pantolonla daha fazla özgürlük elde edilmesi.”
Adı Rose olan kahramanımız köyde kendine yeni bir hayat kuruyor, parası olduğu için yanında işçi çalıştırıyor. Hatta köyden bir kız ile evleniyor. Erkeklik görevini de yanında getirdiği bir protez ile hallediyor. İnsanlara saldıran bir ayıyı tabancayla vurup öldürmesi köylülerin kendisine saygı göstermesine neden oluyor. Ancak bir süre sonra gerçek anlaşılıyor. Gökte Tanrı, yerde de kilisenin sözünün geçtiği bir dönemde, o zamanki adalet anlayışına göre yargılanıyor. Sonuçta kendisine yardımcı olan eşi ile birlikte idama mahkûm ediliyor. Eşini bir çuvala koyup gölde boğuyorlar, Rose’un da kafasını kesiyorlar. İzleyici de “iyi ki o dönemde yaşamamışız” diye şükrediyor.

Festivalin en ilgi çeken filmi
Aslında 30 dakikalık bir kısa filmde anlatılabilecek bu hikâye, Sandra Hüller’in varlığı ile festivalin en ilgi çeken filmi oldu. Yönetmenin filmi yapabilmek için altı yıl uğraştığı bilgisi de filmin değerini arttırıyor. Siyah beyaz çekilmiş olan 92 dakika uzunluğundaki ‘Rose’ kesinlikle bir ödüle layık görülecek. İzlenmeye değer mi? Zor soru, Orta Çağ’a meraklı olanlara ve tabii ki Sandra Hüller’i sevenlere önerilebilir.
2003 yılından beri Berlin Film Festivali’ne konuk oluyorum. Festivalin hiç değişmeyen bir tanıtım filmi var. Festival programında yer alan her filmden önce izlediğimiz yaklaşık 35 saniye süren bu filmde müzik eşliğinde hareket eden bir ayı figürü var. Filmin sonuna doğru da yedi dilde alt alta yazılmış “Festival Sunar” yazısı çıkıyor. Berlin’de 350 bin Türk yaşıyor. Kentin en kalabalık yabancı nüfusu. Buna karşın yedi dil arasında Türkçe yok. Bu konuyu yıllar önce bir kez daha yazdığımı hatırlıyorum. Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği bu konuda neden bir girişimde bulunmuyor, anlamak mümkün değil.
Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliğimizde tanıdığınız var mı?