DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan partisinin grup toplantısında NATO zirvesi önlemleri için "Ankara adeta açık cezaevine çevrildi. Zirveye mi hazırlanılıyor, savaşa mı belli değil. Ellerinden gelse “evinizin penceresini bile açmayın” diyecekler" dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.
Bakırhan ilk olarak Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine değindi ve zirve kapsamında başkentte alınan önlemleri eleştirdi:
“Ankara’ya bakın; kent adeta açık cezaevine çevrildi. Bir zirveye mi hazırlanılıyor, savaşa mı hazırlanılıyor belli değil. Ellerinden gelse “evinizin penceresini bile açmayın” diyecekler. Koca başkent, birkaç protokol aracının rahat geçişi için resmen kapatılıyor. Bazı liderlerin sabah koşusu için parkların kapatılacağı konuşuluyor. Ankara’da yaşayanlar, kendi kentlerinde neredeyse fazlalık gibi görülüyor.”
NATO’nun savaş politikalarını da eleştiren Bakırhan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Genişleme politikaları yeni gerilim hatları yaratıyor. Üye ülkelere ağır askeri, mali ve sanayi yükümlülükleri dayatılıyor. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyor ve yaşıyoruz. Halkların bütçesi, güvenlik gerekçesiyle silaha aktarılıyor. Hepsinden önemlisi, bütün bunlar halkların gözünden uzakta, hiçbir denetime tabi olmadan kararlaştırılıyor. Şeffaflık yok, hesap verme yok. Bunu daha iyi anlamak için NATO’nun son yıllarda attığı adımlara bakmak yeterlidir. Çünkü her zirve, güvenlik başlığı altında dünyanın biraz daha savaş düzenine nasıl sokulduğunu gösteriyor.
Son beş yılda NATO, tehdit tanımını genişletti; Ukrayna savaşını yeniden yapılanmanın merkezine koydu, Avrupa sınırlarını aşarak küresel bir güvenlik blokuna dönüştü. Ve bu dönüşümün faturasını da halkların bütçesine yükledi. Çok uzağa gitmeden, sadece son beş yıla baktığımızda şu sonucu net biçimde görürüz: Güvenlik büyüdükçe demokrasi küçüldü. Halklar büyük acılarla ve ağır sorunlarla baş başa bırakıldı.”
Tuncer Bakırhan, NATO zirvesi öncesi Ankara’da sabah saatlerinde düzenlenen operasyonlarda aralarında akademisyen, gazeteci ve aktivistlerin olduğu 200’den fazla kişinin gözaltına alınıp 175 kişinin tutuklanmasına ilişlin şöyle konuştu:
“Zirve başlamadan yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı, 175 kişi tutuklandı. Bu tutuklamaların tamamı haksız, hukuksuz ve keyfidir. Gözaltında arkadaşlarımıza sorulan soruları okudum. Böyle bir saçmalık olamaz, böyle bir absürtlük olamaz. Ne yapalım, dünyada yeni savaş kararları alınırken alkış mı tutalım? Yok böyle bir dünya. Ortada henüz protesto yok ama gözaltı var, tutuklama var. Sabahın köründe kapıları, pencereleri kırarak yapılan gözaltılar var. İnsanları NATO’ya itiraz eder diye, savaş politikalarına karşı çıkar diye, emekten, doğadan, özgürlükten yana söz kurar diye tutuklayamazsınız.”
NATO’nun, özellikle bağımsız medyada çalışan gazetecilerin zirveyi takip etmek için yaptıkları akreditasyon başvurusunun reddetmesini de eleştiren Bakırhan “Basına dönük tablo da aynı karanlığı gösteriyor. Üç bine yakın medya mensubu davet ediliyor ama Ankara’da yıllardır gazetecilik yapanların ve muhalif medyanın neredeyse tamamının katılımı engelleniyor. Bin bir türlü engel çıkarılıyor” ifadelerini kullandı.
Son olarak ‘süreç’ hakkında konuşan Bakırhan, çerçeve yasanın derhal çıkarılması gerektiğini söyledi ve sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Türkiye siyasi tarihinin en önemli fırsatlarından biri duruyor. Kimi adımlar atıldı, silahlar yakıldı, komisyon kuruldu. Komisyon Öcalan ile görüştü bunları küçümsemiyoruz. Ancak somut adımlar için çerçeve yasa önemli. Bu yasa, toplumun beklentisine uygun ve cesur şekilde yazılmalıdır. Bu yasa doğru ve cesur şekilde geçerse demokratik bir zemine geçiş yapmış olacağız. Çerçeve yasanın kapsamı geniş tutulmalı. Topluma güven vermeli. Barışın kapısından girmek isteyen herkese o kapı açık olmalı. Bu meseleyi gerçekten hukuka bağlayacak mısınız? Biz bu yasayı önemsiyoruz. Samimi ve cesur kurulursa yüz yıllık bir düğümün çözüldüğü ilk halka olabilir. Her gecikilen gün barışı boğmak isteyenlere verilen bir fırsattır.”