PKK lideri Abdullah Öcalan, CHP Genel Merkezi'ne yapılan polis baskınına tepki gösterdi: "Kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir?"
Öcalan, CHP’ye polis baskınına tepkili: Demokraside olacak şey mi?
25/05/2026 11:20
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, 21 Mayıs’ta Özgür Özel’in genel başkan seçildiği CHP 38’inci Olağan Kurultayı’yla sonrasındaki kurultayları iptal etmişti. Özel ve parti yönetiminin ‘tedbiren’ görevden uzaklaştırılmasına, eski başkan Kılıçdaroğlu’nun da görevi devralmasına karar verilmişti.
Ankara Valiliği, dün (24 Mayıs) avukat Celal Çelik’in talebi üzerine polise CHP Genel Merkezi’nin Kılıçdaroğlu yönetimine ‘teslim edilmesi’ talimatı verdi. Polis, Özel yönetimi İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’yle görüştükten hemen sonra parti binasına müdahale etti. Genel merkezin bir kapısını kırarak binaya girdi. Özel, müdahalenin ardından kendisine iletilen tahliye tebligatını yırttı; ardından “Bundan sonraki genel merkezimiz Meclis’tedir” diyerek binadan çıktı.
‘CHP’ye yönelik uygulamalar demokrasinin olmamasıyla ilgili’
DEM Parti bugün, dün İmralı Heyeti’yle görüşen Öcalan’ın değerlendirmelerini paylaştı.
PKK lideri, CHP Genel Merkezi’ne yapılan polis baskınına şöyle tepki göstermiş: “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir.
İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur. Demokrasiye sanki bir lüksmüş, demagojiymiş, lafazanlıkmış gibi yaklaşarak önemsememenin sonuçları vahim bir hatadır. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur.
Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz.”
‘Ortadoğu konjonktürü halen her şeye gebe’
Öcalan, PKK’nın silah bırakma sürecine dairse şunları şöylemiş:
“Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük düşünce ve büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum; hayatın her düzeyinde etik, siyasal, hukuksal ve ekonomik açılardan büyük bir sıkışma yaşıyor. Bunun için süreçte ısrar ve acele ediyoruz.
Ortadoğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Ortadoğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz.
‘Kaybedecek zamanımız yok’
Ve elbette tüm yapılanların yasal bir temele kavuşması önemlidir. Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumluluk anlayışla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum.
Çerçeve bir yasa, demokratikleşme sürecinin kök hücresini oluşturabilir. Yasal düzenleme bizi gerçek bir pozitif inşaya, demokrasi çarkının döndüğü bir sürece sokacaktır. Demokratikleşme hayati bir ihtiyaçtır ve sürecin başarısı bizi bu hedefe yakınlaştırır.
‘Cumhuriyeti demokratik bir çıkışa hazırlamayı çok önemsiyoruz’
İmralı’da çözüme doğru yasal adımlara giderken cumhuriyeti demokratik bir çıkışa, demokratik bir hukuka hazırlamayı çok önemsiyoruz. Bunu hem parti içi hem partiler arası demokrasi eksikliğini de gidermeye yönelik bir adım olarak görüyoruz.
Tüm çabaların karşılığı, cumhuriyeti demokratik bir içeriğe ve kültüre kavuşturmak, bunları güvence altına alan sağlam bir hukuk sistemi kurmak olacaktır. Bu temelde herkesi ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne katkı sunmaya çağırıyorum.
Kürtlerin demokratik cumhuriyete entegrasyonunun anlamı budur. Kürt meselesinin yıllarca kilitlediği bir durumu aşmaya çalışıyoruz. Kürt meselesinden kaynaklı şiddet öğesi, çözüm sistematiğiyle aşılıyor. Bu sürece Türk-Kürt ilişkilerini yeniden düzenleme, çağdaşlaştırma, modernleştirme süreci de diyebiliriz.”