Gazeteci Fatih Altaylı'ya göre Rasim Ozan Kütahyalı'nın ne Gürcistan'dan kaçak getirdiği otomobilleri üstüne sahte plaka takarak kullanması yeni bir haber ne de eski eşine nafaka ödememesi, bunların hepsi biliniyordu ama bugüne kadar bu konularda hiçbir yasal işlem yapılmadı.
Bir gözaltı ile lağım çukuru ortaya çıkar mı!
Çıkar.
Ama çıkan hiçbir şey yeni değil. Aslında yılların pisliği, birikmiş foseptiği. Sadece önündeki engel kaldırıldı, yargı bir anlamda vidanjör gibi, hortumun ucunu pisliğe daldırıp çekmeye başladı.
Başlıkta da dediğim gibi, aslında hiçbiri yeni değil, hiçbiri bilenler açısından şaşırtıcı değil.
Mesela önceki gün Onlar TV’de anlatılan otomobil kaçakçılığı meselesi…
Duyan yeni bir şey zannediyor oysa konu 3 yıllık mesele. Gürcistan vatandaşı Nato Bagashvili, 10 Kasım 2023 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcılığı’na gidip şikayetçi oluyor. Bir Türk vatandaşının kendisinden aldığı iki adet otomobilin parasını ödemediğini ve araçları Türkiye’de kullandığını anlatıyor.
Araçları kullanan Türk vatandaşının avukatı ise “Biz bunları satın aldık, parasını ödedik” diyor. Bu kişi, son günlerde gündemde olan ve iki gün önce tutuklanan sözde gazeteciden başkası değil.
Avukatının iddia ettiği gibi satın almış olsa bile, bir Türk vatandaşının, Türkiye’de yabancı plakalı bir otomobil kullanıyor olması için yurt dışında ikamet ediyor olması, yılın en az yarısını yurt dışında geçiriyor olması gerekiyor. Aksi takdirde Türkiye’ye triptik araç sokması mümkün değil. Hadi kaçak göçek soktu diyelim. Bir şikayetle durum ortaya çıkıyor. Bu suç. Geçmişte Tanju Çolak sadece bu suçtan hapis yattı, sanatçı Ahmet Kaya bu suçtan yargılandı.
Olay açık. Medyaya yansımış. Gizli kapaklı bir tarafı kalmamış. Normal şartlarda araçların hemen müsadere edilmesi, gümrüğe çekilmesi, kaçak araçları yurda sokup, kaçak kullanan kişinin yargı önüne çıkması gerekiyor.
O günlerde ben ve birkaç yazar daha konuyu gündeme getiriyoruz.
Hiçbir şey olmuyor.
Ne kaçak araçlara el koyuluyor ne de kaçakçı sözde gazeteci yargılanıyor.
Ben YouTube’da birkaç değiniyorum ama kimse kılını kıpırdatmıyor. Konu unutulup gidiyor.
Babası Ergenekon davalarında haksız yere yargılanan bir avukat başta olmak üzere, pek çok kişi bu sözde gazetecinin hakaretlerine, hedef göstermelerine karşı dava açıp, tazminatlar kazanıyor.
Ne var ki, hiçbiri parasını tahsil edemiyor. Bu sözde gazetecinin tüm varlıkları hacizli, akıl almaz karmaşık bir mali durumla karşılaşıyorlar.
En az kendisi kadar nefret objesine dönüşmüş eşinin söyledikleri de yeni değil. Aile içi şiddetten nafaka ödememeye, tutuklanma söz konusu olunca hatırladığı çocuklarına yükümlüklerini yerine getirmemeye kadar uzanan bir sürü pislik, çirkinlik. Ancak eşinden nefret de o boyutta ki, “Tencere kapak olmuşsunuz, beter olun” diyerek kimse bu konulara da girmiyor.
Ve sonunda MASAK sayesinde lağım patlıyor. Tüm pislik bir anda ortaya dökülüyor.
İş insanlarına şantajdan eşini, yakın dostlarını dolandırmaya, tehdide, otomobil kaçakçılığına kadar uzanan bir suç geçmişi ortaya dökülüyor. “İşsizdim, bu yüzden kredi kartından nakit kullandım” yalanını söylediğinde yüz milyonlarca liralık nereden sağlandığı belli olmayan mal varlığı olduğu ortaya çıkıyor. Yüzü kızarmadan her konuda yalan söylediği görülüyor.
Şimdi merak ettiğim şu.
İle de lağımın patlaması mı gerekiyor.
Bu suçların her biri için, en azından otomobil kaçakçılığı gibi açık, aşikar, görünen bir mesele için bile bunun çoktaaan yargılanması gerekmiyor muydu!
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Futbol Federasyonu’na çağrıda bulunarak “Ligi tescil etmeyin” dedi.
Gerekçesi ise futbol başta olmak üzere spordaki bahis soruşturmaları.
Bahçeli’nin çağrısı yerinde olmakla birlikte geç kalmış bir çağrı, eksik bir çağrı.
Lig değil bütün ligler, bugün değil, o gün tatil edilmeliydi.
Biraz geçmişe gidip hafızalarımızı tazeleyelim.
Futboldaki bahis soruşturması nasıl ortaya döküldü?
Ortada fol yok, yumurta yokken Futbol Federasyonu’nun başkanı aniden bir basın toplantısı düzenledi.
Ve futbolda bahis işlerine karışan bazı hakem ve futbolcuların soruşturulduğunu anlatmaya başladı.
Aslında bu bir “panik hamlesi” idi. Savcılığın yürüttüğü soruşturmalar kulağına gitmiş, ucunun federasyon yönetimine kadar uzanmasından paniklemiş ve ön almak için böyle bir basın toplantısı yapmıştı.
Aslında bu yaptığı açıklama ile soruşturmayı zora sokmuş, soruşturmanın selametini engellemiş, savcılığın yürüttüğü işi akamete uğratmıştı.
Aslında o gün, yani Federasyon Başkanı’nın bu soruşturmayı sanki kendi yapıyormuş gibi açıklama yaptığı gün, yapılması gereken tek bir şey vardı. Eğer doğru düzgün bir federasyon, eğitimli, ne yaptığını bilen bir federasyon başkanı söz konusu olsaydı, o gün “Ligleri tatil ediyoruz” derdi. Soruşturma sonuçlanıncaya kadar liglere ara verilirdi.
Ya da hiç böyle bir açıklama yapılmaz, lig biter sonra soruşturma halka açıklanırdı.
Zaten aslında savcılığın yapacağı buydu. Ancak panikleyen federasyon başkanı, apar topar bir açıklama ile bir çuval inciri berbat etmekle kalmadı, yapması gerekeni yapıp ligi tatil de edemedi.
Bahçeli işte o gün konuşmalıydı. Bugün artık çok geç.
Kurtarıcılarımıza sövecek kadar aşağılık olmadığımız zaman.