Cem Küçük soruşturmasında itirafçı ifadesini okuyanlar bu ifadenin Rasim Ozan Kütahyalı tarafından verildiğine inanıyor. Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kişi, 'Bu zincirde bir genel yayın yönetmeni, pek çok spor yorumcusu ve iki gazeteci daha var' diyor.
Rasim Ozan Kütahyalı ile başlayıp, Cem Küçük ile devam eden, Tahir Sarıkaya’nın tutuklanmasıyla genişleyen ve daha başka yerlere de gideceği artık aşikar hale gelen soruşturma ile ilgili küçük bir soruşturma yaptım.
Konuya hakim bazı isimlerle konuştum.
Önce şunu söyleyeyim, ben bu üç kişiyle hayatımda bir kez bile konuşmadım, telefonlaşmadım, ellerini sıkmadım, Kütahyalı’yı Sinan Çetin’in kafesinde çalışırken bir kez gördüm.
Cem Küçük’le Habertürk’e program yaptırdıkları sırada birkaç kez karşılaştım, selamlaşmadım bile.
Tahir Sarıkaya’yı ise hiç görmedim hatta adını bile pek bilmiyordum doğrusunu isterseniz.
Son gelişmeler ve bu soruşturmanın nereye gidebileceği konusunda fikir sahibi olabilmek için birkaç gündür meseleye hakim birkaç kişiyle görüştüm.
Öğrenebildiklerim şöyle:
Bunlar birkaç yıl öncesine kadar bir ekip olarak hareket ediyorlarmış ve iktidara yakın medyadaki bazı isimlerin ve yöneticilerin kontrolü altındaymışlar. Ancak önce Rasim Ozan Kütahyalı bu ekipten dışlanmış. Nedeni kimine göre açgözlülük, kimine göre paylaşmada adaletsiz davranması, kimine göre fazla geveze olması, kimine göre para için başka işlere de bulaşması, kimine göre de medyadaki muhalif isimlerle ve CHP’lilerle de fazla görüşmeye başlaması olmuş.
Bu dışlanmadan sonra Kütahyalı’nın serseri mayına dönüştüğü, çok farklı kesimler tarafından kullanılmaya başlandığı ve onu kullananların da uyarılması üzerine tam olarak sahipsiz kaldığı söyleniyor. Bu arada bugün ortaya çıkan pek çok meseleyi, Kütahyalı bir süredir yakın çevresi ve hatta iktidara pek de yakın olmayan isimlerle de paylaşıyor, Tahir Sarıkaya, Cem Küçük ve bir yayın yönetmeni hakkında çok açık suçlamalar yöneltiyormuş.
Cem Küçük ise iktidar çevrelerinde zaten sevilmeyen ve güvenilmeyen bir isimmiş. Kendisine derin devlet süsü vermesi rahatsızlık yarattığı gibi, tehdit ve şantaj iddiaları AK Parti’nin siyaset ve bürokrasideki önemli isimlerinin de kulağına gitmekle kalmamış, bunlarla ilgili şikayetler de olmuş. Çalıştığı kanala da bu yönde çokça uyarı yapılmış. Kanal yöneticileri de uzun süredir gelen bu uyarıların artık bir soruşturmaya döneceğini kesin olarak anlayınca işine son verilmiş.
Adını daha önce pek duymadığım Tahir Sarıkaya ise aslında bir tür PR ajansı gibi çalışırmış. Sadece iktidar yanlısı gazetecilerle değil, ortada duran hatta muhalif isimlerle de yakın diyaloğu varmış. Gazeteciler ile belediyeler arasında ilişkileri düzenler, ısmarlama röportajlar ve haberler yaptırır, bunların bazıları için ödemeleri organize edermiş. Gazetecilik kisvesi, onun bu işleri yürütebilmek için kullandığı bir kılıftan ibaretmiş. Bana bunları söyleyen biri, “Sarıkaya’nın telefon kayıtlarına bakılırsa hiç ummadığınız insanlarla bile diyalog içinde olduğu ortaya çıkar. Bu elbette o insanların Sarıkaya ile akçeli işler yaptığı anlamına gelmez ama kendini korumak için muhaliflerle bile çok sıkı fıkıydı” dedi.
Peki bu lağım nasıl patladı?
Yine anlatılanlara göre ortada bir “itirafçı” var.
Savcıların elindeki itirafçı metnini görenlere göre bu itirafçı kuvvetle muhtemel Rasim Ozan Kütahyalı. Pek çok bilgi vermiş ve “Bu yüzden yakında tahliye edilebilir” diyorlar.
Maddi menfaatler başlangıçta ayakkabı, takım elbise gibi ufak tefek şeyler gibi görünüyordu. Ben de şaşkınlıkla izliyordum. Ancak konu tam da böyle değil gibi görünüyor. “Çok daha büyük paralar söz konusu. Aslında bir buzdağı var. Miktarlar çok çok büyük. Milyonlar aktarılmış. Bazı isimlere düzenli ödeme yapılmış. Deştikçe çıkıyor. Savcılık çok detaylı bir çalışma yapıyor. Birisi çomak sokmaz ise iş çok büyüyebilir” diyorlar.
Cem Küçük son halka olsun diyenler yanıldı. Zincir uzayacak gibi görünüyor. Meseleyi bilen biri “Sadece para, tehdit, şantaj, güç simsarlığı, ilişki simsarlığı değil. Çok boyutlu bir inceleme var. Bunların İsrail bağlantıları, Adnan Oktar ilişkileri de inceleniyor. Parasal taraf daha kolay çözülüyor ama diğer tarafa da bakılıyor” dedi.
Peki, bu işin içinde kimler var ve zincir daha ne kadar uzar?
Aldığım yanıt şöyle:
“Tahir Sarıkaya üzerinden çok geniş bir gazeteci kesimine bakılıyor. Ancak burada çeteleşen, birlikte hareket eden kadro şimdilik daha kısıtlı. Bir genel yayın yönetmeni, birçok ünlü spor yorumcusu ve iki gazeteci var. Bu ekibe alan açanlara da ayrıca bakılıyor.”
Şimdilik öğrenebildiklerim bunlar.
Bu operasyonu yapanları alkışlıyorum.
Medyadaki böyle pislikler yüzünden, muhalif ya da iktidara yakın fark etmez pek çok düzgün, namuslu, edepli gazeteci de aynı pis çukurun içindeymiş gibi görünüyor, meslek rezil oluyordu. Belki tam olmasa da bir miktar “arınma” burada gerçekleşir.
Umarım bu soruşturma gittiği yere kadar gider, birileri soruşturmaya çomak sokmaz.
Özgür Özel ile yaptığımız Teke Tek sonrası programı izleyen Muharrem İnce aradı.
İnce’yi severim. Hep doğal bir politikacı olarak gördüm. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi kendisini “Çekilmelisin, Kılıçdaroğlu kaybedecek, fatura sana kesilecek” diye uyarmıştım. O da dinlemiş ve adaylıktan çekilmişti. Böylece nefret objesi haline gelmekten, bir tür Sinan Oğan olmaktan kurtulmuştu. Cezaevinde de beni sık sık ziyaret etmişti, epey sohbet etmiştik. Herkesin zannettiğinin aksine siyasette öyle büyük beklentileri, makam hırsları falan yok. Bence artık eğlenmek için siyaset yapıyor. Bir zamanlar Hıncal Uluç için “Gazetecilikte fenafillah mertebesine yükseldi” demişti o zamanki patronu. Bana sorarsanız Muharrem İnce de siyasette fenafillah mertebesine gelmiş.
Neyse, aradı ve konuştuk.
Ne yalan söyleyeyim, CHP ile ilgili, Yeni Parti ile ilgili bir şeyler anlatacağını umuyordum.
“Dalga mı geçtin, yoksa ciddi miydin?” dedi.
Anlamadım haliyle.
“Hangi konuda?” diye sordum.
Kahkaha attı.
“Abdest konusunda” dedi.
Yine anlamadım.
“Yahu Özgür’ün çok nizami abdest aldığını söyledin ya, ciddi miydin yoksa dalga mı geçiyordun?”
“Ciddiydim. Çok güzel abdest alıyordu” dedim.
Daha çok güldü.
“Sen de bu işi bilmiyorsun. Hiç de nizami değildi. Ben 4 yaşından beri abdest alırım. Nizami abdest öyle olmaz” dedi.
“Vallahi ben camide yalap şalap abdest alanları gördüğüm için Özgür Bey’in abdesti bana çok incelikli geldi” dedim.
“Ne yalan söyleyeyim, uzmanı değilim” dedim ve ekledim “Yani her şey bitti mesele bu mu?”
“Abdesti mesele haline getiren ben değilim” dedi, “Hadi kal sağlıcakla” diye kapadı.
Şaşkınlıktan güldüm.
Muharrem İnce gerçekten çok komik adam.
Rakı içmenin adabını da anlatabilir, abdest almanın nizami yöntemini de.
Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın resmî, Galatasaray’ın ise hazırlık maçlarını izledim.
Gördüğüm şudur.
Bu üç takım arasında son 4 yılın şampiyonu ve en oturmuş kadroya sahip olan Galatasaray, lige ve önündeki maçlara en az hazır olan takım.
Beşiktaş iyi bir hoca bulmuş.
Fenerbahçe orta sahada çok iyi bir takım kurmuş. John Duran bu yıl ellerinde olsa idi çok iş yaparmış. Vedat Muriç ne yapar emin değilim. Bence bu yılın şampiyon adayı Fenerbahçe gibi duruyor.
Gerçi geçenlerde sohbet ettiğim Mehmet Özdilek, ki TRT’de yaptığı yorumlara bayılıyorum, şu an favori futbol yorumcum, “Galatasaray iyi takım. Bu yıl da en önemli favorim o bence” demiş ama ben ben Galatasaray’da bir motivasyon kaybı görüyorum.
Bu vesile ile geçenlerde Fenerbahçe yöneticisi Mahmut Uslu ile yaptığım sohbeti de aktarayım.
Mahmut Uslu, her ne kadar Galatasaraylılar açısından antipatik bir yönetici gibi görünse de, tanıyan herkesin sevdiği, neşeli, pozitif, dost biridir. Ben de kendisine gıcık olurdum ama tanıştıktan sonra fikrim değişti.
Geçenlerde aradı. Tam da telefonum ve otomobilimin bataryaları eş zamanlı olarak biterken, pilin yettiği ölçüde sohbet ettik. İyi bir takım kurdukları için kendilerini kutladım ve “Aman ne olur bu sene gerginliği arttırmayın. Memleket yeterince gergin” dedim. Öyle bir niyeti yoktu ve kimi kastettiğimi de anladı. “O kadar olur, merak etme, uzamaz” dedi.
Federasyonun yabancı oyuncular için getirdiği yeni kuraldan söz etti, “Biz de yanlış buluyoruz” deyince şaşırdım.
“Yanlış kardeşim” dedi, “Bizim hedefimiz de Avrupa, bizim hedefimiz de Şampiyonlar Ligi. Burada kuşa dönmüş yayın geliri ile idare edemeyiz, Avrupa geliri lazım. Avrupalı rakiplerimiz hangi kurallarla oynuyorsa, hangi şartlarda takım oluşturuyorsa bizim de aynı kurallarla takım kurmamız lazım. Türkiye kuralları ile takım kurup, Avrupa takımları ile oynayamayız. Haksızlık olur” dedi.
Akıllı futbol yöneticisi böyle konuşuyor.
Rakibin bile akıllısı, işi bileni lazım herkese.
Futbolda da, siyasette de!
Bilgiden değil cehaletten korktuğumuz zaman.