İmam Hatip mezunu, başarılı ve çalışkan br vali bisiklet yarışında tayt giydi diye görevden alınmış olamaz. Eğer CHP'li milletvekili Mustafa İnan Akgün'ün eleştirileri nedeniyle görevden alındıysa işin içinde CHP'li bir grupla ilgili ilginç şeyler var demektir.
Suça sürüklenmiş çocuklar meselesi, özellikle Ahmet Minguzzi cinayetinden bu yana Türkiye’nin gündeminde ve gerçekten vicdanlar açısından zorlu bir sınav.
Benim içimi fazlasıyla acıtan bir başka benzer olay ise Balıkesir’de üniversite öğrencisi motokurye Ata’nın 17 yaşındaki bir “p..” tarafından katledilmesi.
Yeni nesil çetelerin, tüm eylemlerinde onlu yaşlardaki çocukları kullanması, meselenin bireysellikten çıkıp toplumsal bir soruna dönüşmesinin nedeni. Ve şimdi bu çocuk suçlularla ilgili yasal düzenleme TBMM gündemine geldi.
Abuk sabuk meseleler ülke gündeminde çok fazla yer tuttuğu için, bu konuları gerçek anlamında ele alamıyoruz ama yeni düzenleme için Avrupa Birliği’ndeki pek çok ülkenin yasaları getirildi, incelendi, bunu biliyoruz.
Sonunda bu konularda İspanya’nın yasalarının ve uygulamalarının Türkiye açısından en uygun düzenlemeleri içerdiğine kanaat getirildi.
Çünkü İspanya’da da özellikle ETA’nın, etkin olduğu dönemlerde, eylemlerde çocukları kullanması, İspanya’nın çocuk suçlularla ilgili ciddi düzenlemeler yapmasını gerektirmişti. Bu yasaların Avrupa Birliği kriterlerine aykırı görülmemesi ve başarılı sonuçlar vermesi, Türkiye’nin İspanyol düzenlemelerini benimsemesine neden oldu.
Buna göre artık çocuk suçluların sadece doğum tarihi bir kriter olmayacak. Yaşına değil, yaptığı eylemi yapış biçimine bakılacak.
Yani suçu işlerken bu suçun farkında mı, suçu işleyiş biçimi bir yetişkin ile aynı özelliklere mi sahip, suçun sonuçlarını algılayarak ve sonuçlarını bilerek işleyip işlemediği, verilecek cezada etkili olacak.
Eğer “yetişkin” bilinciyle suç işlediyse “yetişkin” gibi ceza alacak.
Yaş tek başına bir hafifletici neden olmayacak.
Üst limit uygulaması yapılmayacak.
Ve en az bu kadar önemli olarak, ailelerin de sorumluluğu arttırılacak. Çocukların işlediği suçlardan “ebeveynler” de sorumlu tutulacak. Buradaki cezaların nispeti de arttırılacak. “Yaptık çocuğu, saldık sokağa” devri kapanacak.
Elbette ki, her yasa gibi bunun da eksikleri, gedikleri olacaktır. Hukukçular ve insan hakları savunucuları bu yasayı diğer saçma konulardan vakit bulup umarım tartışabilirler.
Ama bu haliyle bir derde derman olacak bir yasa gibi görünüyor. En azından gazeteci gözüyle.
Kim yaptı, kim planladı bilmiyorum ama CHP’yi rezil etme, sevimsizleştirme, toplumun ve özellikle de muhalif kesimlerin gözünden düşürme projesi hızla yürüyor, üstelik de büyük bir başarıyla yürüyor.
Hem de herhangi bir dış müdahaleye gerek kalmadan.
CHP’li olduğunu iddia eden bir grubun eliyle.
“CHP’den tiksindirme projesinin” son ayağı, adı sanı fazla duyulmamış bir milletvekili eliyle gerçekleştirildi.
CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp tarafından. (Bu projede CHP içindeki Karslı grubunun büyük rolü var ya da böyle gösteriliyor)
Bu İnan Akgün Alp denilen vekil, bir valiyi, Ardahan Valisi’ni gündemine alıyor ve valinin kentte düzenlenen bir spor etkinliğinde, bir bisiklet yarışında tayt giymesinin devlet ciddiyetiyle bağdaşmadığını, bir valinin tayt giyemeyeceğini, yakışık almadığını söylüyor.
Konuyu Türkiye’nin en önemli sorunuymuş gibi Meclis’e taşıyor.
Ve ne oluyor!
Vali bir kararname ile görevden alınıyor.
CHP’li vekile bakar mısınız, CHP’li vekilin ilkelliğine bakar mısınız!
Vali tayt giyemezmiş, giymemeliymiş, Devlet ciddiyetiyle bağdaşmazmış.
Anlamadım. Vali bisiklet yarışına katılıp, sporu teşvik ederken ne giyecekti!
Takım elbise giyip yağlanmasın, zincire kaptırmasın diye bir de paçalarını çoraplarının içine mi sokacaktı!
Vali Bey sporun gereği ne ise onu yapmış. Bisiklet yarışına katılınca, tayt giymiş.
Yüzme yarışına katılsaydı doğal olarak mayo giyerdi. Efsane vali olarak anılan rahmetli Recep Yazıcıoğlu’nun böyle onlarca fotoğrafı vardır ve gurur vesilesidir.
Bir vali için gurur vesilesi olan sportiflik, bir başka vali için nasıl utanç vesilesi olabilir!
Gayet normal, sıradan ve hatta olması gerektiği gibi olan bu durumdan rahatsız olan HÜDAPAR’lı bir vekil olsa anlarım da, rahatsız olan, gündeme getiren CHP’li bir vekil. Türkiye’de sözde modernliğin, ilericiliğin, Batılılığın savunucusu olan parti. Lafa gelince “Atatürk’ün partisi”.
Üstelik de vali oldukça başarılı, çalışkan ve ilginçtir pek çok konuda CHP’li vekil Alp ile benzer hassasiyetleri dile getiren, hayvancılığı, tarımı desteklemeye çalışan bir vali. CHP’li Karslı Vekil Alp ya valiyi kıskanmış, ya da Karslı olarak Ardahan’a olumlu katkı sağlayan bir valiyi karalamak istemiş. Başka izahı yok.
Tabii görevden alınma da ilginç bir sonuç. İmam Hatipli ve çalışkan bir vali, CHP’li bir vekil istedi diye görevden alınmaz normalde. Bırakın taytı, CHP’li vekillerin ne ciddi ithamlarla hedef aldıkları valiler bırakın görevden alınmayı, CHP’lileri kızdırdıkları için taltif edildiler.
Bu kez ise tam tersi oldu. Eğer iddialar doğru ise tayt giymesi ve bunu da bir CHP’linin gündeme getirmesi yüzünden İmam Hatip mezunu, düzgün bir vali görevden alınmış.
Eğer gerçekten böyle ise büyük ihtimalle CHP’deki Karslı grubunu desteklemek, Kayyum’dan yana tavır alan milletvekillerine mesaj vermek için alınmıştır.
Nasuh Mahruki bir kez daha tutuklandı.
2024 Kasım ayında da tutuklanmış, 15 gün tutuklu kaldıktan sonra özgürlüğüne kavuşmuştu.
Bu kez tutuklanma sebebi, 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ilgili eleştirileri.
Bu eleştirilere katılabilirsiniz veya katılmayabilirsiniz. Sonuçta eleştiridir.
Ama bu eleştiriyi yargılamak, binlerce kez söylenmiş sözleri tekrarladı diye birine soruşturma açmak bir yere kadar anlaşılabilir de, tutuklamak gerçekten anlaşılmaz bir durumdur.
Tabii daha anlaşılmaz olan, bir yandan yüzlerce insanımızın canına mal olan, Türkiye’nin büyük insani ve ekonomik kayıplara uğramasına neden olan bu kalkışma için yıllarca yüksek sesle “kontrollü darbe” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına “kayyum” atarken, Kılıçdaroğlu’nunkinden çok daha yumuşak bir eleştiri yapanı tutuklamak da yargı açısından ilginç bir durum.
Pozitif hukuk açısından bakarsak, eğer Nasuh Mahruki darbeyle ilgili eleştirilerinden dolayı tutuklanıyorsa, Kemal Kılıçdaroğlu aynı konudaki sözlerinden dolayı müebbet ile yargılanmalıydı.
Kayyum destekçisi Barış Yarkadaş ile eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek tıpatıp aynı tweeti atınca gündem oldular.
Rezillik eleştiri konusu olunca, Melih Gökçek, fikirdaşı Yarkadaş’ı kurtarmak için “Ben ondan çaldım, o benden çalmadı” dedi.
Kimin kimden çaldığının bir önemi yok ki!
Önemli olan Kayyumcu ile Gökçek’in aynı fikirde buluşmuş olması.
Kayyumcuların siyasi duruşunu göstermesi.
Kayyum’un bulunduğu siyasi noktayı göstermek açısından bundan daha iyi “kerteriz” mi olur!
Bodrum’da pek de anlamadığım bir durum var.
Yaban domuzlarına, sıradan sokak hayvanı, sokak kedisi veya sokak köpeği muamelesi yapılıyor.
Yaban domuzları, gece gündüz demeden sokaklarda, bahçelerde dolaşıyor.
Kimse farkında değil ama yaban domuzu bir yaban hayvanıdır ve oldukça da tehlikeli bir hayvandır.
Evet, normal şartlarda insanla karşılaşınca ürker, kaçar, uzaklaşır ama bu, bu hayvanların tehlikeli bir yaban hayvanı olduğu gerçeğini değiştirmez.
Yani bazı durumlarda, ani bir karşılaşmada, karanlıkta yaban domuzunun kendi bir çıkmazda zannettiği veya yavrularını tehdit altında gördüğü anlarda insanlara saldırmayacağı, zarar vermeyeceği anlamına gelmez.
Bir erkek yaban domuzu, ön dişleriyle bir yetişkinin bacaklarında çok derin yaralar açabilir, kasık atardamarını parçalayarak ölümüne neden olabilir. Daha tehlikesiz olan dişi yaban domuzları ise özellikle annelik döneminde karşısındaki insanın kemiklerini kıracak darbeler vurabilir.
Tatil yörelerimizde yaşayan vatandaşlarımızın bu hayvanlara sevimli evcil hayvanlar muamelesi yapmayı bırakması gerekir.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bununla ilgili önlem alması şarttır.
Bu hayvanların, özellikle çocuklar için büyük tehlike yaratabileceği bilinmelidir.
Sevgili Aziz Üstel de rahmetli oldu.
Şahane bir beyefendi, şahane bir tatlı serseriydi.
Arkadaşlığı şahaneydi. İnsana yük olmayan bir dostluğu vardı.
Galatasaray Spor Kulübü’nde 2. başkan olduğum dönemde o da yönetimdeydi. Basın sözcümüzdü.
Görev dağılımından sonra “Bu iş beni kesmez, daha zor bir görev istiyorum” dediğinde kendisinden çok zor bir görevi yapmasını istemiştik.
O gün takım için çok önemli olan Sergen’le ilgilenmek.
Sergen’in gece hayatını, serseriliklerini durdurmak mümkün değildi ama belki biraz kontrol altına alınabilirdi ve bunu da en iyi Aziz Üstel yapardı. Çünkü o da “alemlerin” adamıydı ama hiç değilse kaliteli alemlerin adamı.
Gerçekten de çok başarılı oldu 🙂
Fakat aradan birkaç ay geçtikten sonra geldi “Fatih, tamam ben de severim gezmeyi, yemeyi, içmeyi ama ben bu herife yetişemem. Adam sporcu. Benden 35 yaş genç. Ben bununla biraz daha takılırsam nalları dikerim” dedi. Yönetim kurulunda epey bir güldük bu duruma. “Abi, senden başkası yapamaz” falan dedik ama dinlemedi, “Sergen’den sorumlu yönetim kurulu üyeliğinden” istifa etti.
Nitekim bir süre sonra da Sergen sakatlandı ve uzun süre oynayamadı.
Herkes Aziz Abi’yi gazeteci ve televizyoncu kimliği ile tanır ama ciddi bir entelektüel olmanın yanı sıra, iş insanıydı.
Bir silah firmasının Türkiye mümessilliğini yapmış, yine bir Amerikan uçak firmasının temsilciliğini uzun süre yürütmüştü.
Bana yıllar önce hediye ettiği Cemal Nadir Güler’in Akşam gazetesi yazı işleri toplantısını resmettiği 1936 tarihli tablo bugün hâlâ odamda asılı durur.
Baktıkça Aziz Abi’yi hatırlayacağım.
Nur içinde yatsın.
Mirasımız utanç olmadığı zaman.