İmamoğlu davasına ilk günden gölge düştü

İmamoğlu davası daha başlayamadan davaya gölge düştü. Sanıkların hangi sırayla savunma yapacaklarına ilişkin liste sanık avukatlarından önce YeniŞafak gazetesinde yayınlanınca duruşmada olaylar çıktı. Hakim, İmamoğlu'na "Sen" diye hitab edince büyük tepki gördü. Dava hakkında her şey bu haberde.

Siyaset 9 Mart 2026
Bu haber 6 ay önce yayınlandı
Screenshot

İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve 400 kişinin yargılandığı davaya daha ilk günden gölge düştü. Duruşmanın başlamasından saatler önce mahkeme heyetinin sanıkların savunmalarını hangi sırayla alacağına dair bir liste YeniŞafak gazetesinde yayınlandı. O sırada sanıklar da, avukatları da listeden habersizdi.

Normal uygulama sanıkların iddianamede yazılı sırayla savunma yapması ama savunma avukatlarının da haberdar edilmesiyle zaman zaman sıralamanın değiştiği oluyor. İmamoğlu davasında ise mahkeme heyeti sırayı değiştirmiş ama avukatlara haber vermemişti. Duruşma açılır açılmaz avukatlar bu konuda itirazlarını sıralamaya başladı. İtiraz edenler arasında davanın bir numaralı sanığı Ekrem İmamoğlu da vardı.

İmamoğlu söz almak isteyince Ağır ceza heyeti başkanıyla arasında sözlü bir tartışma oldu. Tartışmanın başında yargıcın İmamoğlu’na “Sen” diye hitap etmesi salondan tepki görünce mahkeme başkanı bu kez salonu boşaltmak, duruşmayı seyircisiz yapmak istedi.

‘Senli benli diyalog’

Mahkemede bir avukat duruşmada hangi sıralamayla savunmaların alacağı bilgisinin kendilerinden önce bir basın organında yer aldığını belirtip buna itiraz etti.

Ekrem İmamoğlu’nun da bu konuda söz almak istemesiyle İmamoğlu ve mahkeme başkanı arasında şu diyalog oldu:

Mahkeme Başkanı: Sorumlu oldukları eylemlere göre gruplandırma yaptık kendi içinde. Sanık Ekrem İmamoğlu’yla ilgili ‘örgüt kuruculuğu’ ve diğer yöneticilerimiz de aynı şekilde. Biz tüm eylemlerden 220/5 hükmü gereği sorumlu olduklarından dolayı onların en son savunmalarını alma yönünde planlama yaptık ve bu şekilde ilerleyeceğiz.

(İmamoğlu’nun söz almak istemesi üzerine) Mahkeme Başkanı: Salondan çıkarmak zorunda kalırız.

İmamoğlu: Söz almak istiyorum.

Mahkeme Başkanı: Tamam ‘söz almak istiyorum’ dedin, ben de söz vermedim şu an.

İmamoğlu: Söz almak istiyorum.

Mahkeme Başkanı: Hayır. Devam edemezsin.

İmamoğlu: Sayın Hâkim, söz almak istiyorum.

Mahkeme Başkanı: Keselim şeyi. Mikrofonu kesin.

İmamoğlu: Sayın Hâkim, söz almak istiyorum. (Alkışlar…) Müsaade edin. Size nasıl bir…

Mahkeme Başkanı: Ekrem Bey, lütfen yerinize geçin. Ekrem Bey lütfen yerinize geçin. Bu şekilde olmaz. Bakın buranın bir düzeni var. Siz burada, söz hakkı vermeden kalkıp gelip kürsüye durup bu şekilde konuşamazsınız.

İmamoğlu: Hâkim Bey, hüküm kurulurken burada mağdur edilen insanların ne şekilde bir savunma yapacağı konusunda fikrini almakla yükümlüsünüz Sayın Hâkim.

Mahkeme Başkanı: Sanık Ekrem İmamoğlu, kendisine söz hakkı verilmesine… Bu şekil, bu sistem yargılamaya devam edemeyiz. Lütfen yerinize geçin.

İmamoğlu: İsterseniz siz, bu süreci çok daha naif, çok daha insanların hakkına hukukuna saygı gösteren bir şekilde devam ettirirsiniz…

Mahkeme Başkanı: Biz de o şekilde devam edeceğiz zaten. Bunları daha yargılamaya başlamadan bakın…

İmamoğlu: Ne avukatları dinlediniz…

Mahkeme Başkanı: Talepleri alacağım. Daha talepleri alma aşamasına geçmedim.

İmamoğlu: Hâkim Bey, Hâkim Bey… Avukatlarımızın…

Mahkeme Başkanı: Sanık Ekrem İmamoğlu, lütfen yerinize geçin. Ekrem Bey yerinize geçin. Sanık Ekrem İmamoğlu, kendisine söz hakkı verilmemesine rağmen, kendisine söz hakkı verilmemesine rağmen kürsüye gelerek…

İmamoğlu: Şimdi son cümlemi söylüyorum…

Mahkeme Başkanı: Kendisi defaatle uyarılmasına rağmen…

İmamoğlu: Ekranın arkasına gizlenmeyin…

Mahkeme Başkanı: Ekranın arkasına gizlendiğim yok. Mikrofon, mikrofon gelmiyor, o nedenle buradayım. Bizim gizlendiğimiz bir durum yok Ekrem Bey.

İmamoğlu: Lütfen iyi idrak edelim…

Mahkeme Başkanı: Defaatle uyarılmasına rağmen, konuşmaya devam etti. Kendisine yerine geçilmesi söylenmesine rağmen…

İmamoğlu: İnsanların kendini savunma düzenine dair, burada üç bin yıla yakın yargılama yapılırken, hakkımızı hukukumuzun ne şekilde ifade edileceğini dinleyerek karar verilmesini talep ediyoruz. Saygılı davranın. Yüce Türk yargısına ve Türk milletine saygılı davranın. Olur mu böyle şey. Ben yine söz alacağım…

Mahkeme Başkanı: Sanık Ekrem İmamoğlu, yerinize geçin. Şu an yaptığınız heyete saygısızlık. Yerinize geçin. Komutanım, komutanım beklemeyelim. İzleyici bölümünü boşaltalım. İzleyici bölümü boşaltıldıktan sonra sayın avukatım söz hakkı vereceğim. Geleceğim, dinleyeceğim. Salonu boşaltalım. İzleyici bölümü boşaldıktan sonra söz hakkı vereceğim. Israrla bu şekilde bakın, bu şekilde yargılama yapılmaz.

İmamoğlu: (Bağırarak) Sen yargılamaya gelmedin buraya. Öyle kaçarak çıkamazsın. Kaçarak çıkamazsın. Sen yargılamaya gelmedin.

Bu diyaloğun ardından mahkeme başkanı salonun boşaltılmasını istedi ve duruşmaya daha başlamadan ara verdi. Ancak duruşmaya verilen ara sırasında CHP’li milletvekilleri mahkeme heyetiyle görüştü, bundan sonra CHP’lilerin ve ailelerin salonda kalmasına izin verildi.

 Özgür Özel duruşmada neler yaşandığını anlattı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel İBB davasının ilk duruşmasınn başlangıcında neler yaşandığını anlattı. Mahkeme başkanına tepki gösteren Özel “Bir suçluluğun telaşı, aldığı talimatları uygulama, aklınca Ekrem Başkan’la senli benli konuşarak itibarsızlaştırma. Buna ne avukatlar izin verir, ne aileler izin verir! Salonu germeye çalışan bir hakim var” dedi.

“Bugün başladı. Bu kadar önemli bir duruşma” diyen Özel yaşananları şöyle anlattı:

“Normalde tamamen tutuksuz yargılanmanın olması gereken bir noktada 1 yıldır içeride tuttukları insanlar ve avukat söz istiyor, avukata söz vermiyor.  Sayın Ekrem İmamoğlu söz istiyor ve söz vermiyor. 2 bin 430 yıl ceza istiyor, Ekrem İmamoğlu’na dönüp ‘Sanık Ekrem’ diye sesleniyor, buna salon ses verince bu sefer dönüp ‘Ekrem Bey, siz’ demeye başlıyor. İlk başta onlarca kez senli benli ve güya itibarsızlaştırmaya yönelik birtakım davranışlar. Sonra bir avukat güç bela sesini duyurdu ve dedi ki ‘Şu an verdiğiniz liste var, haftalardır kaleminize bu sıralamayı soruyoruz, buna cevap verin. Dün bunu Yeni Şafak yayınladı’ dedi. ‘Avukatlara verilmeyeni yandaş bir gazeteye nasıl sızdırıyorsunuz’ dedi. Buradan sonra kimyası bozuldu hakimin, ‘Salonu boşaltın’ dedi.

Emirle, talimatla iktidarın gazetesine iktidarın hakimlerinin haber sızdırdığı bir şeyde suçüstü yakalandı. Salonun psikolojik olarak kontrolünü kaybetti. Ve demek ki aklında baştan beri olan bir şey; ‘Salonu boşaltın’ dedi. Milletvekilleri ve aileler olarak salonu boşaltmıyoruz. Çıkmayacağız. Ağzından çıkan son söz ‘Salonu boşaltın’ olduğu için biz buradan çıkarsak aileleri de, bu doğru bir şey olmaz.

Bunun dışında usulüne göre ara verse zaten herkes çıkacak, dışarıda basın mensupları bekliyor, aileler bekliyor. Bir suçluluğun telaşı, aldığı talimatları uygulama, aklınca Ekrem Başkan’la senli benli konuşarak itibarsızlaştırma. Buna ne avukatlar izin verir, ne aileler izin verir! Salonu germeye çalışan bir hakim var, sükunetini korumaya çalışan aileler var.

15,5 milyon kişinin cumhurbaşkanı adayı olarak göstermiş birisini içeri koymaları, 35 yıllık diplomayı iptal edip Türkiye’de serbest bir seçimden korktuklarını dünyaya ilan etmeleri yetmezmiş gibi; bir yargılamayı bile yapamadıklarını, yargılamayı bizzat hakimin provoke ettiğini bütün salon görüyor. Bu salon niye boşalsın, bir senedir insanlar bugünü bekliyorlar.”

Öğleden sonra redd-i hakim fırtınası

CHP’lilerle mahkeme heyetinin görüşmesinin ardından karar verildiği üzere duruşmanın öğleden sonraki bölümü yarım saat gecikmeyle saat 14.00’te başladı. Verilen aranın ardından tutuklu sanıklar yeniden salona alınmaya başlandı.

İmamoğlu bir kez daha salona getirildi. İmamoğlu’nun salona girmesiyle izleyiciler “Seninle gurur duyuyoruz” diye bağırdı. İmamoğlu seyircilere doğru Yavuz Oğhan’ın ‘Millete Emanet’ kitabını havaya kaldırdı.

Bu arada Aziz İhsan Aktaş jandarma eşliğinde mahkeme salonuna geldi. Aktaş, dosyada tutuksuz yargılanmasına rağmen tutuklu sanıkların bulunduğu yere özel korumasıyla oturtuldu.

Duruşmaya avukatların taleplerinin dinlenmesiyle başladı. İmamoğlu’nun avukatlarından Hasan Fehmi Demir söz aldı. Silivri’de duruşmanın yapılmasını eleştiren Demir heyete “Çağlayan’dan 100 kilometre uzaktayız. Makam araçlarını bırakın bizimle birlikte ana kapıdan çıkın. Ne yaşadığımızı görün” dedi.

Demir, Ergenekon ve Balyoz davalarına da atıfta bulundu. “2008’de burada yargılamalara başlandı. Bugün tarihten ders almayarak daha büyük salonlar inşa etme peşindeler” dedi.

Demir, İmamoğlu’nun siyasi hayatına da vurgu yaparak 2024 yerel seçimlerinde İmamoğlu’nun 4 milyon 432 bin oyla seçildiğini ve son olarak yapılan parti içi seçimde de 15 milyondan fazla oy aldığını ifade etti.

Ekrem İmamoğlu ve Mehmet Pehlivan’ın avukatları Hasan Fehmi Demir ve Fikret İlkiz, mahkeme heyetinin tarafsızlığını yitirdiği gerekçesiyle reddi hâkim talebinde bulundu.

İmamoğlu’nun avukatlarının “reddi hakim” talebi reddedildi.  Gelişmelerin ardından duruşmanın ilk günü tamamlandı. Duruşmada bugün sanıkların kimlik tespitleri yapılacak, zaman kalırsa savunmalar alınmaya başlanacak.

Özgür Özel’den gün sonu özeti

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dünkü duruşmanın tamamlanmasının ardından Silivri’de açıklamalarda bulundu. Özel’in anlattıkları şöyle:

“Öyle bir heyetle karşı karşıya kaldık ki… Bu yargılamayı götüremeyecek, vereceği karara kimsenin inanmayacağı, kimsenin burada bırakın adaletin sağlanması, ‘mış gibi’ yapılmasını bile taşıyamayacak bir heyetle karşı karşıya olduğumuzu büyük bir üzüntüyle takip ettik. Öyle ki bütün Türkiye bu yargılamayı bekliyor. Avukatlar gidip yargılamadaki usulü soruyorlar, ‘Odama kabul edemem, kimseyle görüşemem’ diyor. Oysa ki nasıl bir yargılama yapacağını anlatması lazım.

Ya bunu yazılı yapması lazım ya da müvekkilleri adına Çağlayan Adliyesi’nde başvuranlara kendisinin, hiç değilse oradaki kaleminin nasıl bir yargılama yapacağını söylemesi lazımdı. ‘Duruşma günü şifahen yapacağım’ dedi. Hepiniz biliyorsunuz, hepimiz biliyoruz ki duruşma günü gelince önce yoklama yapacak. Değil mi, yoklama yapacak. Yoklama yapmayı unuttu. Şimdi akşamüstü kapris yapıyor, ‘Çok hatırlattınız, yoklamayı yaparım yarın’ diye.

Bir kere ‘Kim bu salonda?’ diye sormadan, avukatlarını sormadan, yoklama yapmadan kendince yargılamaya geçmeye çalıştı. Tabii avukatlar söz aldılar, bir takım talepler oldu. Bu taleplerle ilgili eli ayağına karıştı. Sonra da şöyle bir durumla karşılaştık hep beraber. Çok basit bir soru var. Önce tutuklu olanların konuşacağı kesin ama en az iddia olandan, en çok iddia olana; en az eylem olandan, en çok eylem olana mı? Tam tersi mi? Bu kararı bile önceden söylememiş. Kaleme gidip sormuşlar, söylememiş. Bugün ortaya bir liste çıkardı. ‘İlk Aykut Erdoğdu ile başlayıp, en son Ekrem İmamoğlu ve Fatih Keleş ile bitireceğim.’ O liste evvelki günden Yeni Şafak gazetesinin elinde vardı.

Avukatlar da dedi ki ‘Ya sen yandaş basına verdiğin şeyi, savunma yapacak avukatlara nasıl söylemezsin? Yeni Şafak’ın listesi doğru çıktı’ deyince, paniğe kapıldı ve salonu boşaltmaya kalktı. Sen kimsin ki bir yıldır gözü yaşlı olan aileleri o salondan çıkaracaksın, miletvekillerini o salondan çıkaracaksın. Sonra 13.30’a kadar iki-2,5 saat bir ara verdi. ‘Çıksınlar’ dedi. Çıkılmadı, geri geldi. Bu sefer ne yapacağını şaşırmış haldeyken, kontrolü kaybetmiş bir şoförün otobüsünde kim gitmek ister? Haklı olarak avukatlar reddi hakim talebinde bulundular.”

“Siyasi başsavcının özel ayarladığı mahkeme”

“Niye reddi hakim talebinde bulundular? Çok basit şekilde söyleyelim. Birincisi, 41 tane Ağır Ceza Mahkemesi var Çağlayan Adliyesi’nde. Bir yıldır hepimiz biliyoruz, hepiniz biliyorsunuz. Bütün muhabir arkadaşlara bugün söyleyince kafa sallıyorlar. Yabancı muhabir arkadaşlara da yardımcı olun. 41 mahkemeden, anayasamız gereğince rastgele birine düşecek. Düştüğü yerdeki o hakim görecek, doğal hakim ilkesi gereğince. Dokuz aydır ‘40’a düşecek’ deniyordu, 40’a düştü, iyi mi? Yüzde 2 ihtimal. Yüzde 2,11 ihtimal, denilen mahkemeye düştü.

Mahkemenin bir hakimi, iki üyesi vardı; üç üyesi. Bu mahkemeye yeni üyeler yolladılar ve o istedikleri hakimin yanına üç üye daha koydular. Bugün ikisi buradaydı; mahkemedeydi, kürsüdeydi. Reddi hakim talebi bir… Minareden at beni, in aşağı tut beni. Reddi hakim talebi, özel görevlendirilmiş siyasi başsavcı Akın Gürlek’in özel ayarladığı mahkemeye düştü.

Oraya da iki daha hakim daha konuldu. Onlardan heyet oluşturuldu. Şimdi ne beklersiniz? Herhalde Türkiye siyasi tarihinin en mühim üç – beş davasından biri, değil mi? Demokrat Parti’nin darbeden sonra yargılandığı dava, 12 Mart ya da 12 Eylül’den sonraki yargılamalar. İlk üç davadan biri. Ne ister? Tecrübe ister değil mi? Tecrübe ister. Bugün kürsüdeki hakimin birinci sınıfa ayrılmak için 10 yılı geçmiş olması lazım. Neyle geçiyor? Avukatlıkta yaptığı sürenin üçte ikisi sayılarak geçiyor. Bu kadar tecrübesiz bir hakim. Diğer ikisi 2024 Mayıs’ta kura çekmişler.

Hey… Bu mayısta ikinci yıllarını kutlayacaklar. Normalde Anadolu’nun mütevazı bir adliyesinde kıdem alıp, çalışıp, başarı göstermeye çalışıyor olmaları lazımken; Türkiye siyasi tarihinin en mühim davasında kürsüdeler. Bir  yıl 10 aylık tecrübeleriyle. Normalde burada ne beklersin? Tecrübeli, kıdemli hakimler, ağır ceza hakimleri. Ayarlayacak ya, AK Parti gençlik kollarından ayarlayacak ya. Bu dönemde özel mülakatta ‘Reis deyince aklına ne geliyor’ sorusuna ‘Recep Tayyip Erdoğan’ diyecek ya. Cep telefonunda dombra çalan bir hakim olacak ya. Onu getirmişler buraya.”

“Reddi hakim talebini reddedip kaçmaya çalışıyor”

“Reddi hakim talebi var. Kanun böyle, nal gibi yazılı apaçık. Reddi hakim talep edilince başka hiçbir iş yapılmaz. ‘Buna karar verilir’ diyor. Ki insanlar itiraz etsin üst mahkemeye, sen daha duracak mısın yoksa durmayacak mısın? Bütün öğleden sonra dört saat reddi hakim talebini oyalaya oyalaya, başka bir şey soruyor, başka bir şey soruyor… Reddi hakim talebi Ekrem İmamoğlu adına yapılıyor. Daha önce Ergenekon davasında reddi hakim talebinde yargılanan kişiye, istemesine rağmen avukatlardan sonra söz verildi diye dava bozulmuştu. Ekrem Başkan ve avukatları bunu hatırlatıyor. Hemen Ekrem Başkan’a söz vermesi lazım. ‘Birazdan, avukatlardan sonra’ diyor.

Avukatların sözü bitince Ekrem Başkan’a söz vermeden, reddi hakim talebini reddedip kaçmaya kalkıyor. Daha ilk günden ‘tiyatro’ desen, ‘Önceden yazılmış’ desen hiç olmazsa düzgün bir şey yazılır ve ona sadık oynanır. Savruluyor. Karşısında ömrü ceza yargılamasıyla geçmiş tecrübeli avukatların bilgisi karşısında eziliyor, büzülüyor, kıvranıyor. Bir de çirkefliğe başvuruyor. Düşünün ki Ekrem İmamoğlu… Yahu hiçbir şey olmasın. Karşında suçu ispatlanıp, yetmez; mahkeme kararı yetmez, istinafta onaylanıp yetmez, Yargıtay’da kesinleşene kadar masum İstanbul’un son seçilmiş belediye başkanı var. Sen içeride tutuyorsun diye görev yapamıyor. 15,5 milyon kişinin oy verip seçtiği, 25,5 milyon kişinin tutuksuz yargılansın diye imza verdiği kişiyi kürsüye çağıracak ‘Sanık Ekrem’ diyor.

Aileler, biz itiraz edince; üç-beş kez ‘Ekrem, sanık Ekrem’, sonra itirazlar gelince, salonda uğultu yükselince beceriksiz, kabiliyetsiz, kifayetsiz, yeteneksiz titreyerek ‘Ekrem Bey siz’ demeye başlıyor. Kardeşim bir yola çıktıysan ya o yaptığının arkasında duracaksın, ya hiç onu yapmayacaksın.”

“İddianamenin içinden çıkacak kapıyı bulamıyor”

“Bugün kapatırken avukatlar diyor ki ‘Şunu şöyle dedin, yapmadın. Bunu böyle dedin, yapmadın.’ Şöyle diyor; ‘Ya yarın yaparım. Zaten yoklamayı da almadım diye kızdınız ya.’ Lafa bak, ‘Kızdınız ya.’ Yoklama almadan başlamış. Bakın arkadaşlar, ne geldi başına. Karikatür olmaz. Karikatür. film olsa saçma diye yapmazlar bunu. Komedi filminin sahnesine koymazlar. Araya bir avukat karışmış. Yoklama almadı ya. Kimin ne olduğunu bilmiyor. Söz talep edince verdi. Hanımefendi anlatıyor, bu davaya müdahil olmak isteyen birisinin avukatıymış. Konuşup, konuşup talepte bulundu. Bunu da dinledi.

Oysa ki davayı yapacaksın, başlatacaksın, bunlar başvuracak, müdahil olmak isteyecekler, müdahillik talebini kabul edersen o avukat konuşmaya başlayabilir. Sokaktan bir cübbe bulan herhangi birisi şakasına gelse, giyse cübbeyi ve içeri girse onu da konuşturacak. Yoklama almadığı, kayıt almadığı, kimin kim olduğunu bilmediği için.

Öyle bir haldeyiz ki bu iş burada nasıl gidecek, bilmiyorum. Ama eline, yüzüne bulaştırma ihtimali iyi ihtimal. İyi ki böyle bir heyet var. Millet görsün bunların ciddiyetini. Millet görsün bu iftiralara karşı nasıl bir heyetin tercih edildiğini. Yargılama değil, hazır o iddianameye sorgulamadan… İşte böyle ona söz verme, buna söz verme, kendisine verilmiş görevi yapmaya gelmiş bir heyetle karşı karşıyayız.

Vallahi billahi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak utandım ya. Utandım. Altı saat izledim. Böyle utandım. Söyleyecek söz bulamadım. Bu kadar mı düştünüz? Mahkeme başkanı dışında üç hakim var, ikisi kürsüde görev yapıyor.  Toplam kıdemleri 11 yıl. 2, 2, 7 yıl. Devasa, 4 bin sayfa iddianame olan, 2 bin 400 yıl ceza istenen, dünyanın en karmakarışık iddianamesinin içinden çıkacak adam heyecandan mahkemenin kapısını bulamıyor çıkmak için. Yanlış tarafa gidiyorlar, birbirleriyle tokuşuyorlar.

Böyle bir mahkemede; gelip de milletin önünde soyunup, milletin önünde cübbe giyen ciddiyetsizlerle muhatabız ya. Bu ülkede ne hakimler var, ve yargıçlar var. Ama onu oraya sür, bunu buraya sür. Tayyip Bey’in ekmeğine yağ sürecek birini bul. Bula bula bunları bulmuşlar. Ciddiyetten uzak, ciddiyetten. Paçalarından acemilik akan, verecekleri karar için, kendileri için…

Bir şey söyleyeyim yani. Öyle bir durumla karşı karşıyayız ki. Hakikaten şuraya gelen bu kadar avukata, 81 il başkanı, milletvekilleri, yurt dışından izleyenler, büyükelçiler… Ya ne yaptınız siz bugün? Ne yaptınız siz, ne yaptınız beceriksizler, ne yaptınız ya? Bir yıldır tutuklu bu insanlar, bir yıldır. Nihayet hakim karşısına çıkmış, sözünü söyleyecek, ‘Sanık Ekrem sana söz vermeyeceğim. 1,5 ay sonra söz vereceğim’ diyor. Her bir avukatın talebi karşısında bocalıyor, şaşırıyor, ne yapacağını bilmiyorum.”

“Burası iktidar oyununun yeri değil”

“Biz hakikaten hani ‘Buraya yargılanmaya değil, yargılamaya geliyoruz’ derken bu iddianamedeki delillerin yetersizliği… İşte gizli tanık vardı mesela. Ekrem Başkan tutuklanırken gizli tanık saymış, dökmüş. ‘Ben gördüm, ben duydum’ diyor. O gizli tanık, Çınar’ın ifadeleriyle Ekrem Başkan tutuklanmış. Gizli tanık Çınar sonradan kendisine verilen sözler tutulmayınca vazgeçmiş, biraz da oynatmış. Gizli tanık Çınar’ın dedikleri olmasa Ekrem Başkan’ı tutuklayacak bir şeyleri yok, bir gerçek tanık yok, bir ispat yok, bir şey yok.

Gizli tanık İlke olmuşlar, Çınar’ın söylediklerini kopyala – yapıştır. Yazım hatasına kadar İlke’nin ifadesine koymuşlar. Ya bir tiyatro textini oynarken tiyatrocu hastalanır, yerine başkası oynar o texti. Filmde bir senaryoyu bir kere bir oyuncu oynar, öbür sefer çekersin başka oyuncu oynar. Olur. Bir taktiğe göre, futbol maçında bir oyuncu sakatlanırsa o taktiği uygulayacak başka bir oyuncu gelir. Ya yargılamada oyuncu değişikliği olur mu? Yargılamada tanık değişikliği olur mu?

‘Çınar sakatlandı, yerine İlke’yi sokuyoruz.’ Onun duyduklarını bu duymuş şimdi. Nerede? Aynı söylediği yerde. Hani kendinden başkası yoktu. İlke de varmış. İlke Çınar’ı bilmez, Çınar İlke’yi bilmez. Şimdi Çınar çıkar da ‘İlke diye biri yoktu’ derse o gizli tanığa mı inanacaksın, bu gizli tanığa mı? Şimdi çıkmış Çınar ‘İfadelerin hepsini savcılar yazdı, ben imzaladım’ diyor. Ne yapacağız? Yargılamada oyuncu değişikliği varsa, yargılama kurgu demektir. Tiyatro demektir. Text demektir. Hazırlanmış senaryoyu oynatıyorsunuz demektir. Ama bizim annelerimizin gözyaşı gerçek.

Çünkü Tayyip Erdoğan’ın iktidarını sürdürmesi üzerine kurgulanmış bir şeyden bahsetmiyoruz. Annelerin gözyaşlarından, eşlerin gözyaşlarından bahsediyoruz. Evlatların anne hasretinden bahsediyoruz. 26 yaşında rahatsız çocukların 40 kişilik koğuşta gün saymasından, annelerin ızdırap çekmesinden bahsediyoruz. Şaka mı yapıyorsunuz ya, oyun mu oynuyorsunuz, dalga mı geçiyorsunuz?

İktidar oyunu başka bir şeydir. O siyasette oynanır. Gelin oynayalım. Gelin orada her şeyi yapalım. Ama burası onun yeri değil. Mahkemeyi buna alet edemezsiniz, edemezsiniz. Buradan ‘Namusum var, vicdanım var, ahlakım var’ diyen AK Parti’nin, MHP’nin milletvekillerine sesleniyorum. Gelin yarın izleyin şu duruşmayı. ‘Ben bir sevdiğimi bu hakimin adaletine emanet ederim’ derlerse ben bir daha bu mahkeme gelmeyeceğim. Gelsinler bir baksınlar şuraya ya.

Adam böyle dünyanın en büyük TIR’ını kullanacak, bisiklet sürmeyi bilmiyor herif.  Dünyanın en büyük uçağını indirecek daha uçurtma uçurmamış adam. Dalga mı geçiyorsunuz? Böyle saçmalık olur mu? Kendinize gelin. AK Parti, sizi ciddiyete davet ediyorum, ahlaka davet ediyorum. Bu kadar utanmazlığın dibine vurulmaz. Rakip yeneceğim diye bu kadar haksızlık yapılmaz.”

“Düşmana da adalet talep ederiz”

“Bu vakitten sonra nasıl yapacak? Geldik biz, dünden beri diyoruz. Geldik, sessizce izleyeceğiz. Oturduk, izledik. Milletvekili ve aileler dışında ve birkaç sığabildiği kadarıyla il başkanı dışında kimse yok içeride. Belediye başkanları. Yok. Milleti, 10 binlerce kişiyi bambaşka bir yerde tutuyoruz. Hadi yap yargılamayı. Yoklama yapmaktan aciz. Soruyor ya. ‘Bu mahkeme başladı mı?’ sorusuna cevap verin der mi ya? 30 tane avukat aynı soruyu sordu. Bu vakitten sonra vicdanı olan herkes dönsün bir şu tarafa bir baksın.

Haydi bir yıl boyunca bekleyin mahkeme gelecek ve bekleyin mahkeme gelecek. Ne diyeceğim şimdi ben bu eşlere, annelere, çocuklara? Geldi mahkeme. Akıl almaz bir tutumla, bir vurdumduymazlıkla karşı karşıyayız. Şu kadar komiktir. Bugün Tayyip Bey, bir yanına Binali Yıldırım’ı ve öbür tarafına da Abdullah Güler’i alıp ‘Biz yöneteceğiz’ deseydi ancak bu kadar felaket olabilirdi durum. Belki geçmiş tecrübelerinden ‘-mış’ gibi yaparlardı. Böyle haksızlığa, adaletsizliğe, oldu bittiye, kodlanmış ve yönlendirilmiş bir yargıyı Allah düşmanıma göstermesin. Biz düşmana da adalet talep eden insanlarız.”

“Usul esastan önce gelir”

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ile mahkeme başkanı arasında yaşanan tartışmayı tasvip edip etmediği hakkındaki soruya şu yanıtı verdi:

“Yüzde 100 tasvip ediyoruz. Çünkü bir suç örgütü liderliği ile suçlanan, 2 bin 400 yılla yargılanan birisi var. Ve usul hakkında söz istiyor. Usul, esastan önce gelir. Bunu biliyor musunuz? Usul, esastan önce gelir mi gelir mi gelmez mi? Usul esastan önce geldiğine göre usule göre söz vermeyip bir kişiyi, 16 milyonluk bir kentin seçilmiş belediye başkanını, Cumhurbaşkanı adayını talimatla bir yıldır içeride tutacaksınız. Tek hakkı var. Usul hakkında söz istiyor. Usul, esastan önce gelir. Yoklama yapmayı bile beceremeyen birisi, söz vermiyor. Siz bunu tasvip ediyor musunuz? Siz bir yakınınıza bunun yapılmasını ister misiniz? Sizin kardeşinize, eşinize, dostunuza, en sevdiğinize bu muamele yapılsa, bir sene boyunca haksız yere içeride tutulsa, birinci hakkı usul hakkında konuşmakken söz verilmese siz buna susabilir misiniz?”

Millet bu hali görmeli

‘Bugün yaşanan süreç itibarıyla yargılamanın sonucuna dair beklentinizde bir değişiklik oldu mu?’ sorusunu da yanıtlayan CHP lideri Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Tam da bugün yaşananlar bizi haklı çıkarıyor. Ben içerideki bu hali millet görsün istiyorum. Ben arkadaşlarıma güveniyorum. Biz avukatlarımıza güveniyoruz. Biz iftiraları çürüteceğimize inanıyoruz. Bunu milletten kaçırmıyoruz. Birileri iddianame çıkmadan önce ‘O çıkacak, bu çıkacak’ diye hep bu yandaş kanallarda söyleyip de bütün yaz, bütün kış boyunca üstünde tepinen birileri, bir gördüler ki iddianamede kendine söylenenler yok. Her birinize soruyorum arkadaşlar. İddianamede bin 200 cep telefonu var mı? 560 milyar lira yolsuzluk var mı? Parke altından çıkan euro var mı? Çantanın içinden para mı çıkmış jammer mı çıkmış? Size soruyorum arkadaşlar. Ekrem İmamoğlu’nun lüks arabaları var mı? Onlar MHP’li milletvekilinin mi çıkmış?

Bütün yazı bunla geçirenler şimdi iddianamede olmayınca ‘Aman yayınlamayın.’ Biz haklıyız, bizim haklılığımız yayınlansın istemiyorlar, ondan kaçıyorlar. Gerçekten kendine güvenen çıkar bu mahkemeyi yayınlar. Bu mahkeme yayınlandığı takdirde Türkiye’de zaten yargıya güven yüzde 18’e düşmüş, yüzde eksi 2’ye düşer. Sıfırın altına düşer. Milletin vicdanını donar, kanı donar. Bu içerdeki hali millete göstermeye cesareti var mı Tayyip Erdoğan’ın? Ne konuşuyorlar?”

Uluslararası Af Örgütü’nden açıklama: ‘Türkiye bu büyük adaletsizliğe son vermeli’

Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölgesel Direktör Yardımcısı Dinushika Dissanayake, davanın ilk duruşmasından önce yaptığı açıklamada dava kapsamında hazırlanan iddianamenin binlerce sayfayı bulduğuna ve bu durumun sanıklar ile avukatlarının etkin savunma yapmasını zorlaştırdığına işaret etti.

Dissanayake’in açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Neredeyse bir yıldır tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu, yaklaşık 4 bin sayfalık iddianamede yer verilen ve mahkûm edilirse en az 2 bin 300 yıl gibi akıl dışı bir hapis cezası alacağı 142 suçtan oluşan absürt bir dizi suçlamayla sanık kürsüsüne çıkacak. Neredeyse tamamen gizli tanık ifadelerine dayanan bu siyasi güdümlü dava, uluslararası adil yargılama ve hukukun üstünlüğü ilkeleri açısından ciddi sorunlarla doludur. Sanıkların ve avukatlarının etkin savunma yapmalarının hemen hemen olanaksız hale getirildiği bu toplu davada yüz binlerce sayfalık kanıt sunuldu. Bu dava, hükümetin siyasi muhaliflerini sindirmeye ve ülke çapında eleştirel görüşleri susturmaya yönelik bir girişimin tüm izlerini taşımaktadır.

Dissanayake, sözlerinin devamında şu vurguları yaptı:

“Bu toplu yargılama, Türkiye’de bağımsızlığı artık neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış adalet sisteminin kaygı verici bir şekilde araçsallaştırılmasının en uç örneğidir. Türkiye yetkilileri bu büyük adaletsizliğe son vermeli, hukukun üstünlüğüne bağlı kalmalı ve ülkedeki herkesin insan haklarını korumalıdır.”

Avrupa Demokratlar Partisi’nden de tepki var

Avrupa Demokratlar Partisi de (European Democrats) sosyal medya hesabından İBB davasına ilişkin bir paylaşım yapıldı.

Partinin resmi sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda İmamoğlu’nun “gerçek suçunun” kamuoyu yoklamalarında önde görünmesi olduğu savunuldu ve şu ifadelere yer verildi:

’’Bugün İstanbul’da, aralarında kentin belediye başkanı ve Türk muhalefetinin önde gelen isimlerinden Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanığın yargılandığı davanın duruşması başlıyor. 3 bin 900 sayfalık iddianame, avukatlar ve gazeteciler üzerindeki ağır kısıtlamalar ve gösteri yasağıyla birlikte değerlendirildiğinde, İmamoğlu’nun asıl ‘suçunun’ anketlerde önde gitmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı demokratik bir alternatif oluşturması olduğu görülüyor. Adalet siyasi bir silaha dönüştüğünde, demokrasinin kendisi de ortadan kaldırılmaya başlanır.’’

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.