İBB davasında 19. gün: Necati Özkan ‘Beni bir suçtan tutukladılar, iddianamede artık öyle bir suçlama yok’ diye isyan etti

Ekrem İmamoğlu'nun bir numaralı sanığı olduğu İBB davasında dün reklamcı ve yayıncı Necati Özkan savunmasını yaptı. Özkan, hakkındaki suçlamaların sürekli değiştiğini, tutuklanmasına neden olan suçlamaların ise artık iddianamede yer bile almadığını anlattı.

Siyaset 9 Nisan 2026

Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı ekrem İmamoğlu’nun bir numaralı sanığı olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili 414 sanıklı yolsuzluk davasının görülmesine İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediliyor. davada halen 92 tutuklu isim var. Savunmalar alındıkça mahkeme tutuklama incelemesi yapacak. Geçen hafta mahkeme 18 kişiyi tahliye etti.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki salonda yapılan duruşma çarşamba günü savunması alınan İSTTELKOM AŞ Genel Müdürü Melih Geçek’e yöneltilen bazı sorularla başladı.

Tutuklanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu bu sırada söz alarak duruşmada diyalog kurulmasının şeffaflığı büyüttüğünü ve sorular sorulmasının mahkemeye de faydası olduğunu düşündüğünü söyledi.

Bu iddianame içinde hakikati aramanın bir yanıyla çok kolay, bir yanıyla çok zor olduğunu belirten İmamoğlu şunları kaydetti:

“İddianame içinde olan biteni sizlerin açıklamalarından sonra daha iyi idrak ediyoruz. İddia makamının bir kurgu üzerinden senaryo yazıp sonra o senaryoyu yerleştirmek için insanları köşe başlarına oturtmak gibi bir yol ve yöntemle arayış içinde olması bugün hicap duyulacak bir duruşmayla, mahkemeyle, İBB davasıyla ya da İmamoğlu davasıyla bizi buluşturdu. Ama ben yine de hem sayın başkan ve heyetin hem de burada bizi izleyen herkesin huzurunda bazı konularda karşılıklı teyitleşmeyi önemli buluyorum.”

İmamoğlu, Geçek’e “Bu kadar yakın, siyasi bir yoldaşlık geçmişimiz olmasına rağmen bir telkinim, zorlamam, baskım, ‘Melih Geçek olacak’ diye bir şey duydunuz mu veya böyle bir şey hissettiniz mi?” sorusunu yöneltti.

Geçek bu soruyu “Başkanım asla duymadım. Hatta sizin bir sözünüz var 2019 başında. Burada söylemekten de çekinmiyorum. ‘Kimse bana, ben ne olacağım diye gelmesin’ dediniz. Biz de o yüzden sizi bu konuda hiç rahatsız etmedik. Sizinle de bu süreçteki tek temasımız göreve başlamadan bir gün önce fotoğraf çektirdiğimiz, ‘Hayırlı olsun’ dediğiniz beş dakikalık görüşmeydi, o kadar” diye cevapladı.

İmamoğlu “özel vasıflı üye” kavramının ne ifade ettiğini bir tek iddia makamının bildiğini dile getirerek “Biz bilmiyoruz. Bizim dünyamızda özel vasıflı üye yok, 86 milyon insanın eşitliği var. Bizim ruhumuzda 16 milyon insanın eşitliği var. 100 bin kişilik İBB kadrosunun eşitliği var. Hiç kimseyi birbirinden ayırmadığımızın işareti olması açısından ifade ediyorum” diye konuştu.

Geçek, İmamoğlu’nun “Gayrimeşru, hukuka uygun olmayan, direkt ya da dolaylı bir talimatım size geldi mi?” sorusuna ise “Asla olmadı” yanıtını verdi.

Soruşturma kapsamında düzenlenen bir operasyonda bulunan cep telefonunu 25 seneden uzun süredir kullandığını belirten İmamoğlu’nun “Cep telefonunun incelenmesi bir yılı aşkın bir süre sürer mi? Hala tek bir kelimenin bile mahkeme başkanının ve mahkeme heyetinin önüne gelmemesini nasıl yorumlayabilirsin” sorusu üzerine Geçek “Başkanım ben ekleri inceledim. Açıkçası bu telefonla ilgili bir inceleme kaydı tutanağı bulamadım, göremedim ya da çok fazla ek var” dedi.

Ardından İmamoğlu “Bakınız sayın başkan, sayın heyet, cep telefonum yüzünden bir insanın karakteriyle oynanmıştır. Yalan ifadeler kurgulanmıştır. Bu ifade yüzünden o insanın şahsiyeti, geçmişi, geleceği zarara uğramıştır. Bunu yöntem olarak belirleyen iddia makamını bir kez daha kınıyorum. Gerçekten bu yanlış bir durumdur, yanlış bir bakıştır ve benim cep telefonumun hala bu şekilde gündemde kalmasını sonlandırmanız gerektiğini düşünüyorum. Ben size bu konuda bir yük atfetmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

Sonrasında mahkemede şöyle bir diyalog yaşandı:

İmamoğlu: Hüseyin Gün’ü bir toplantıdan dolayı tanıdığını söyledin. Onun dışında bir münasebetin, bir tanışıklığın benimle ilgili bir diyaloğuyla alakalı bir duyumun… Olsa uyarırdın ama duyumun oldu mu? Bu kişiyle bir cep telefonuyla konuşman oldu mu? Bir diyaloğun, bir mesajlaşman, bir yerde karşılaşman oldu mu? Kaldı ki yanlış hatırlamıyorsam o toplantı 2019 seçimlerinden sonra bir toplantı… Casusluk davasından da yargılandığı için oradan da biliyorum. Bunun dışında bir münasebetin oldu mu?

Geçek: Olmadı başkanım. Zaten dediğim gibi biz notunu da vermiştik. Bir daha da… Adam kendi tadını almış… Belki de toplantıda kartvizitini bile vermedim, hatırlamıyorum zaten savunmasında belirtmiş zaten. Ama kendisi de diyor hani Hüseyin Gün de diyor…

‘Buradan suç isnadı çıkartmaya çalışan zihniyet kötü bir zihniyettir’

İmamoğlu: Buradan suç isnadı çıkartmaya çalışan zihniyet kötü bir zihniyettir. Bunun altını çizmek istiyorum tekrar. Hiçbirimizin tanımadığı Hüseyin Gün’ü bu şablonda benim altıma bir örgüt yöneticisi koyup buradan suç örgütü çıkartmak da bir kere daha bu iddianamenin çöp değil, çöpün içinde çürümüş bir çöp olduğunun da beyanıdır.

Necati Özkan: Hem casusluk davası hem de Eylem 13’te aynı konular olduğu için birebir orada benim dikkatimi çekmeyen, bakmadığım Hüseyin Gün ile ilgili bir detay anlattı bana Melih Bey. Hüseyin Gün ve annesi arasında geçen bir bahçe konusu. Bunu biraz açar mısınız?

Geçek: Aslında bu ekte bu sohbet varken Hüseyin Gün nasıl bir örgüt üyesi ve bir yönetici de nasıl böyle bir örgüt de var denilebiliyor, anlamak mümkün değil.

Okumamış olabilirsiniz, çok 250 sayfa iddianamesi var. Zaman buldum okudum…. Şöyle diyor: Necati Bey Fatih Altaylı’ya çıkmış. Annesi yazıyor; “Neco Fatih Altaylı’ya çıktı. Benim bahçe işimi konuştun mu?” diyor. Sarıyer’de anladığım kadarıyla bir bahçesi var, bahçesiyle de ilgili bir sorunu var, onu çözmek istiyor.

Diyor ki Hüseyin Gün de, “Yok” diyor, “Daha diyor içeri bir gireyim” diyor. “Altın vuruş yapacağız” diyor. Hem programı satacağım hem de “Senin bahçe işini çözeceğim” diyor. Bu adam pazarlamacı, çantacı, kadına da “Senin bahçe işini çözeceğim” diyor. Ve bu adam bizim yöneticimiz! Bütün seçim kampanyasını yönetmiş, bize de yönetici olmuş. Bir de beraber casusluk yapıcaz. Fıkra gibi! Ben yazmadım bunları, kendi yazışmaları.

Necati Özkan savunma yaptı

Melih Geçek’in çapraz sorgusunun tamamlanmasının ardından Ekren İmamoğlu’nun kampanya yöneticisi, reklamcı ve yayıncı Necati Özkan savunmasını yapmak üzere kürsüye geldi.

Hakkındaki suçlamaları reddeden Özkan, “Sanki bu ülkede demokrasi yok. Anayasa yok. Ana muhalefet partisine seçim kampanyası yapmak sanki suç” dedi.

Özkan 4,000 sayfalık iddianamede “özel vasfa haiz üye” (özel nitelikli üye) ve örgütün “akıl hocası” veya “stratejisti” olarak tanımlanıyor.

Özkan hakkında “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak” suçlamasıyla altı yıla kadar hapis cezasının yanı sıra seçme seçilme ve kamu görevlerinden uzaklaştırılması isteniyor.

Bunun yanı sıra “rüşvete aracılık etmek” ve “kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, verilmesi ya da ele geçirilmesi” eylemleriyle ilgili de soruşturmada ismi geçiyor.

Bu suçlamalar iddianamede “Eylem 4” ve “Eylem 13” olarak geçiyor.

Hakkındaki iddialarla ilgili konuşan Özkan, bu iki eylemden kendisine hiç soru sorulmadığını, hakkındaki suçlamaların gözaltı sürecinden itibaren sürekli değiştiğini Eylem 4 ile ilgili ancak kendi ısrarıyla soru sorulduğunu söyledi.

“4. Eylemde etkin pişmanlıktan yararlanan bir kişinin ifadesi var ancak diğerlerinde o da yok” diyen Özkan “Savcılık ve iddia makamı, sonuç kısmında benden bir parça bahsediyor ancak dosyanın ortasında hiçbir yerde yokum” sözleriyle yargılama sürecini eleştirdi.

‘İmza yetkim yok’

Savunmasına İBB’de bir kadrosu, ünvanı veya sorumluluğu olmadığını söyleyerek başlayan Özkan, bir imza yetkisi olmadığını belirtti.

Özkan, “Bir ihaleye karışmışlığım yok. Ne İBB’nin ne iştirak şirketlerinin ne de Beylikdüzü Belediyesi’nin” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun seçim kampanyasına dışarıdan hizmet verdiğini ve dışarıdan yardım ettiğini belirten Özkan, 400’ün üstünde sanıklı davada yalnızca 37 kişiyi tanıdığını söyledi.

Özkan “Geri kalan hiç kimseyi hayatım boyunca tanımadım, görmedim. Telefon irtibatım ya da e-posta veya herhangi bir vasıtayla herhangi bir irtibatım olmadı” dedi.

19 Mart 2025’te gözaltına alınan Özkan, üzerine atılı suçlamaların katalog suç olmadığını, ancak buna rağmen ancak katalog suçlarda alınan bir önlem olarak tüm banka hesaplarına ve tüm gayrimenkullerine el konulduğunu söyledi.

Tapu kaydından çıkarılan listede üzerinde 20 tane gayrimenkul göründüğünü söyleyen Özkan, bunların 17’sinin dedesinden kalma miras olduğunu belirtti.

Ankara’da da iki küçük arsası olduğunu belirten Özkan, üzerinde yalnızca Akmerkez’de bulunan bir ofis olduğunu bunu da 2006’da şirketi adına satın aldığını söyledi.

Özkan “Elinizdeki belgede, Akmerkez’deki ofisin 2009’da şahsıma geçtiğini göreceksiniz. Bunun sebebi şudur: 2006’da şirket adına satın almıştım ancak 2008’de büyük bir dünya krizi oldu. Şirketin finansmana ihtiyacı olunca, mülkü şirketten şahsım adına satın aldım ve böylece şirketin içine finansman eklemiş oldum” dedi.

‘Hakkımdaki suçlamalar sürekli değişti’

Gözaltına alınma kararında hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, üye olmak, rüşvet almak, ihaleye fesat karıştırmak, edimin ifasına fesat karıştırmak, irtikap ve nitelikli dolandırıcılık” gibi suçlamaların olduğunu ancak tutuklama kararında bu suçların yalnızca “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak” ve “rüşvet vermek” olarak değiştiğini söyledi.

Özkan, daha sonra iddianamede “rüşvete aracılık etme” suçlaması olduğunu sonradan kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme suçlarının hakkına eklendiğini söyledi.

Daha sonra İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği’nin tutuklama kararında “Murat Ongun’a bağlı hareket eden örgüt üyesi” olarak görüldüğünü, gizli toplantılara iştirak ettiği suçlamasının yapıldığını bazı toplantılara ev sahipliği yaptığı iddia edildiğini anlattı.

Özkan, daha sonra iddianamede Hüseyin Gün’ün eklendiğini, suçlamanın “Hüseyin Gün’e bağlı hareket eden özel vasıflı üyeye” çevrildiğini söyledi.

Özkan şunları söyledi:

“Ancak bunlar yapılırken; o gizli toplantılar, usulsüz ihaleler, usulsüz hizmet alımları ve sahte fatura gibi iddiaların hiçbirisi kalmadı. Bunlarla ilgili herhangi bir somut eylem ya da isnat da bulunmuyor; hepsi yok olup gittiler. Dolayısıyla sormak istiyorum: İddianamede yer verilmeyen bu iddialar, eğer benim tutuklanmamı gerektirecek ağırlıktaysa neden dava konusu yapılmadı? Neden herhangi bir aşamada bana bunlarla ilgili tek bir soru bile sorulmadı?”

Casusluk iddiaları: ‘Komedi sandık’

Özkan, Haziran-Eylül 2025 döneminde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ile Sulh Ceza Hakimliklerine beş farklı dilekçe verdiğini ve burada 200’e yakın delil eklediğini söyledi.

Özkan bunların hiçbirinin iddianamede yer almadığını söyledi.

Özkan “Görülmemiş! Bu dilekçeler yok. Bu dilekçelerin ekleri de yok” dedi.

Hakkındaki casusluk suçlamalarının “hakikat dışı gerekçeler ve asla ciddiye alınmayacak bir içerikle” davaya dönüştürüldüğünü söyledi.

Özkan, Hüseyin Gün’ün “adını bile hatırlayamadığını” bir tek Ekrem İmamoğlu’nun ofisinde çekilmiş bir fotoğrafları bulunduğunu söyledi.

Ziyaretin bir “komedi” gibi olduğunu hatırladığını belirten Özkan “Fakat komedi olmadığı ortaya çıktı. Yani biz tutuklandık Sayın Başkanım ya, tutuklandık” dedi.

Casuslukla ilgili iddiaların içeriğinin “bomboş” olduğunu söyleyen Özkan şunları söyledi:

“Bu ülke, bu yargı sistemi, bu devlet ne zaman bu hale gelebildi? Bu nasıl oldu? Nasıl bunu fark etmedik? Nasıl bunu engelleyemedik?”

“İmamoğlu’na destek vermek benim için vatan görevi”

Devamında Özkan, şunları söyledi:

“Ekrem İmamoğlu benim müşterim değil. Dostum ve yol arkadaşım. Ekrem İmamoğlu’na destek vermek benim için bir onur ama aynı zamanda bir vatan görevi. Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı seçimler bu ülkeyi birleştirdi, gençlerin tekrardan ülkeye dönmelerine sebep oldu. Ekrem İmamoğlu hayatımda gördüğüm en demoktay siyasetçi.

Çok meşhur bir vaka vardır Sayın Başkanım. Stalin’in bir gizli polis müdürü vardır; bir gün vatandaşlardan birini kafaya takar. Yardımcısına ‘Şu adamı getir’ der. Yardımcısı ‘İyi de Sayın Başkan, adamın hiçbir suçu yok’ deyince Stalin, ‘Sen adamı bana getir, ben ona bir suç bulurum’ cevabını verir. Başıma bu mu geldi başkanım? ‘Bana Necati’yi getir, ben ona bir suç bulurum’ mu denildi? Biraz sonra bu suçun nasıl bulunduğunu anlatacağım.”

Necati Özkan, şöyle devam etti: “Neden bu? Yani bu zulüm neden? Bu insanlara bunu niye yapıyorsunuz? Derdiniz ne yahu? Tabii kamuoyu vicdanında bunun cevabı çok net, çok açık. Burada bir beyefendi var, Sayın Ekrem İmamoğlu. ‘Ben bu ülkeyi daha iyi yönetirim’ iddiasıyla yola çıkmış ve bunun önü kesilmek isteniyor.”

Hakkındaki suçlamalar neler?

Necati Özkan ile ilgili iddianamede öne çıkan temel suçlamalar siyasi danışmanlık, casusluk ve şifreli haberleşme iddiaları ve mali suçlamalar çevresinde gelişiyor.

Buna göre Özkan’ın 2013 yılından bu yana İmamoğlu’nun danışmanlığını yapması, seçim kampanyalarını yürüten kampanya direktörü olması sebebiyle hakkında “özel vasfa haiz üye” nitelemesi yapılıyor.

Bu nitelemeyle Özkan’ın belediye bünyesinde resmi bir görevi olmamasına rağmen “örgüt hiyerarşisinde üst düzey bir konumda bulunduğu ve örgüt lideriyle doğrudan diyaloğu olduğu” ifade ediliyor.

Casusluk ve şifreli haberleşme iddiaları ise ayrı bir casusluk davasının konusu olan suçlamalar.

Soruşturma, Hüseyin Gün isimli kişiden elde edilen dijital materyallere dayandırıldı.

İddianamede Özkan’ın etkin pişmanlıktan yararlanan Hüseyin Gün ile haberleştiği, kampanyaya dair talimatlar alıp verdiği iddia ediliyor.

Özkan ile ilgili suçlamalarda Gün’ün “manevi annem” olarak tanımladığı Seher Alaçam ve Gün ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı da delil olarak sunuldu.

‘Hüseyin Gün’ konusu nedir?

24 Ekim’de İstanbul başsavcılığı İmamoğlu, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan  hakkında ‘casusluk’ soruşturması açılmıştı.

Başsavcılık 4 Temmuz’da ‘casusluk’ suçlamasıyla tutuklanan Hüseyin Gün’e ait dijital materyallerin incelendiğini bildirmiş, Gün’ün dijital materyallerinde sivil kişilerin ya da şirketlerin temin etmesinin mümkün olmayacağı askeri mühimmat ve silahlara ait fotoğraflara rastlandığı öne sürülmüştü.

Yanardağ sabah gözaltına alınmış, aynı günün akşamı TELE1’e Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nca (TMSF) kayyım atanmıştı. Dün (25 Ekim) de Yanardağ’ın gözaltı süresi 24 saat uzatılmıştı.

Hüseyin Gün etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma talebiyle verdiği ifadesinde ‘Piiq’ isimli bir firması olduğunu, bu şirkette eskiden ABD İstihbarat Servisi’nde çalışan Aaron isimli bir ortakla çalıştığını ve ‘İmamoğlu’nun seçim kampanyasına destek’ olduğunu iddia etmişti.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.