Ekrem İmamoğlu dahil 414 ismin yargılandığı İBB davasının 47. duruşmasında savunma yapan eski Medya A.Ş Genel Müdürü Elif Atayman "Beni Afyon'a götürdükleri zorlu yolculuk ellerim kelepçeli halda sekiz saat sürdü" dedi.
Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 ismin yargılandığı İBB davasının 47. duruşmasında savunma yapan eski Medya A.Ş Genel Müdürü Elif Atayman ifadesinde “İlk tutuklandığımda Silivri’de hücrede kaldım. Ardından zorlu bir yolculukla bayram arifesinde Afyon’a götürdüler. Bu yolculuk 8 saat, ellerim kelepçeli bir hâlde kafes gibi bir kabinde sürdü. Cezaevine ulaştığımda bileklerim morarmıştı. Çoğu madde bağımlısı ve satıcısı kişilerin olduğu kalabalık koğuşta günlerce yerde yattım” dedi.
Bir kısım tutuksuz sanıklarla avukatların da katıldığı duruşmada CHP’li bazı milletvekilleriyle tutuklu sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.
Saat 11.08’de başlayan duruşmada tutuklular alkışlarla salona geldi. Ekrem İmamoğlu yine coşkuyla karşılandı. Eski Medya A.Ş. Genel Müdürü Elif Atayman savunmasını yaptı. Elif Atayman ifadesinde şunları söyledi:
“Hemen her ay yapılan tutukluluk incelemelerinde, bazen avukatlarımın da katılımıyla, SEGBİS yoluyla yapılan duruşmalarda savunma yapmaya çalıştığım hakimlerin bir kısmı beni hiç dinlemedi. Hakkımdaki somut suçlama ve delillerin ne olduğu yönündeki sorularım, tarafıma soru sorulması taleplerim cevapsız kaldı. Söylediklerimin bir kısmı da kısaca tutanağa yansıttıktan hemen sonra tutukluluğun devamına karar verip bağlantıyı kesti. Hiçbir şekilde suç işlemediğime, hiçbir suç örgütüne üye olmadığıma emin olarak hakkımdaki suçlamaları bilmeden, anlamadan ömrümün 15 ayını çok zor bir şekilde geçirdim. İlk tutuklandığımda Silivri’de hücrede kaldım. Daha sonra koğuşa aktardılar ancak hemen ardından zorlu bir yolculukla bayram arifesinde Afyon’a götürdüler. Bu yolculuk 8 saat, ellerim kelepçeli bir hâlde kafes gibi bir kabinde sürdü. Cezaevine ulaştığımda bileklerim morarmıştı. Yaptığım suç duyurusundan da herhangi bir sonuç çıkmadı. Çoğu madde bağımlısı ve satıcısı kişilerin olduğu kalabalık koğuşta günlerce yerde yattım.
Hiçbir bağlantım olmayan Afyon’daki cezaevinde oğlumdan, annemden, babamdan uzakta, avukatlarımla oldukça sınırlı iletişim kurarak bu günlere geldim. Bu dosyanın en uzağa sürülen sanığı oldum. Bugün aradan 15 ay geçmiş olmasına rağmen mevcut durumunda bir iyileştirme olmamasından dolayı hâlâ bu sürece muhatabım. Geçici olarak Silivri’deyim. Geçtiğimiz günlerde bir gazeteci neden Ankara’dan İstanbul’a getirildiği ve İstanbul’da tutuklu olduğunu sorarken Sayın Adalet Bakanı’na göre suçun işlendiği yerin önemli olduğunu ve o nedenle İstanbul’da tutuklu olduğunu söylemişti. İşlediğim iddia eden suçların tümü İstanbul’da ancak ben Afyon’dayım. Afyon’da tutuklanmadım. Talep etmememe rağmen Silivri’den Afyon’a götürüldüm ve Silivri’ye geri nakil talebim de reddedildi. Burada büyük bir çelişki ve hukuka aykırı bir uygulama olduğunu vurgulamak isterim.”
Devamında hiçbir suç işlemediğini vurgulayan Atayman, şunları söyledi:
“Kariyerim iletişim ve medya alanlarında olduğu için 2019 yerel seçimlerinden sonra Medya AŞ’de genel müdürlük yapmam yönünde teklif geldi. Sektör tecrübeme güvenerek büyük bir heyecanla görev yapmaya başladım. Göreve geldiğimde Medya AŞ’nin önceki yönetim döneminde kötü yönetilmiş olması nedeniyle büyük zarar ettiğini tespit etmiştik. Heyetiniz ilgili yıllara ilişkin Sayıştay denetim raporlarında bu tespitleri görecektir. Başlatılan yenilenme süreciyle ilerleyen dönemlerde şirketi büyütecek ve kâra geçirecek atılımların temelleri atıldı. Genel müdürlük yaptığım 21 ay boyunca bu zararı gidermekle ve önceki dönemden kalan alacakların tahsili için çalıştım. Aslında göreve gelmemden hemen 6 ay sonra pandemi başladı. Kimse şirkete bile düzgün gidemez, çalışamaz olmuştu. Yani ben ancak 6 ay boyunca etkin bir işin içinde çalışıp kötü yönetimden kaynaklanan zararları gidermekle uğraştım.
Pandemi boyunca faaliyetlerin azalması nedeniyle ancak çalışanların maaşlarını ödeyecek kadar gelir elde edilebiliyordu. Hatta 2019 yılı öncesinde şirkette lüks mobilyalar, araç gereçler, lüks makam araçları tahsis edilmiş olması ve dahası TRT yapımı dizilere yönelik sponsorluk sağlanmış olması dikkat çekiciydi. Yönetim benden önce büyük bir lüks içinde hareket ediyormuş. 21 aylık, kısa sayılabilecek genel müdürlüğüm sürecinde bu israfı ve zararı gidermekle uğraştım. Lüks kurum araçlarını orta segment araçlarla değiştirip ihtiyaç kadar edinilmesinden; kâğıt harcamalarından, bayram harcamalarından yeni yıl hediyelerine kadar geniş bir yelpazede maksimum tasarrufla hareket etmeyi bir yönetim ilkesi olarak hayata geçirdim. Kişisel olarak da hassasiyet gösterdiğim tasarruf prensibini şirketin zararını azaltmaya yönelik işletiyor olmanın her zaman iç huzurunu yaşadım.”
2024 yılında emekli olup yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığını belirten Atayman, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gözaltına alındığım 19 Mart 2025 tarihine kadar emekliliğimi geçiriyor ve elbette emekli maaşıyla geçinmek mümkün olmadığı için serbest çalışıyordum. Oğlum, ileri yaştaki annem ve babamla yakından ilgilendiğim mütevazı bir yaşam sürüyordum. Polislerce evimden alındığım günden beri sevdiklerimden ve özgürlüğümden mahrumum. Bir suç örgütüne üye olmak, rüşvet ve dolandırıcılık iddialarıyla tutuklandım. Aktardığım hassasiyetlerime rağmen neden tutuklandığımı sorguladığımda somut gerçeklere dayalı bir yanıt bulamadım. Bunun için aylarca iddianameyi bekledim. Okuduğumda ise varlığı iddia edilen bir örgüte nasıl üye olduğum, emir alıp almadığım şeklindeki soruların yanıtının orada da olmadığını gördüm. İddialar içinde sürece müdahale eden herhangi bir kişinin herhangi bir konuda aleyhimde bir beyanına ve bir tanık ifadesine de rastlamadım. İddia edildiği gibi bir örgütün mensubuysam bunun delilinin gösterilmesini bekliyorum. Eğer bir suç örgütü varsa ve ben örgüte üyeysem, bana verilen tüm emirleri yerine getiriyorsam neden genel müdürlük görevim 21 ay sürsün ve sonlansın?”
Savcılık sorgusunda “Sizin döneminizde Medya AŞ’nin mali durumu nasıldı? Mali durum kâr mı, zarar mı” sorusuna Atayman “Aldığımda zarardı, göreve geldiğimde zarardaydı. Sonra kâra geçirmek için çalıştım, eski alacakları almaya çalıştım ama pandemi patladığı için yine çok fazla bir kârımız yoktu” dedi. “Emrah Bağdatlı’nın görev süreci boyunca sizden bir talebi oldu mu, ihaleye ilişkin vs.” sorusuna da Atayman “Olmadı” yanıtını verdi.
Sorgunun ardından Ekrem İmamoğlu soru sormak için söz aldı. Mahkeme heyetine seslenen İmamoğlu şunları dile getirdi:
“Biz kadın yönetici konusunda çok hassas davrandık ve bir anda 4-5 kat fazlasıyla kadın yönetici atadık. Kadın çalışan konusunda da özenle davrandık. Burada da bulunan bulunmayan şirketlerde tarihinde ilk kez kadın genel müdürler görev yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ilk kez kadın genel sekreter yardımcıları görev yaptı, tarihinde diyorum, dikkatinizi çekerim. Ben, Elif Hanım ve diğer bazı arkadaşlarıma yapılan bu zalimlik dönemini takip ederken annemin gözüne bakarmış gibi, kız kardeşimin gözüne bakarmış gibi, eşimin ya da kızımın gözüne bakarmış gibi meseleyi kavramaya ve anlamaya çalıştım. Siz de burada bir karar vereceksiniz. Ben Elif Hanım’a ve onun gibi bazı arkadaşlarımıza yapılan tarifsiz zalimliğin kadına karşı şiddete ve kadına karşı psikolojik bir düşmanlık besleyen bir altyapısı olduğunu düşünüyorum. Kendi aile fertlerinin kariyeri için bile çırpınan bazı insanların aldığı bu kararı acilen telafi etmeniz şarttır. Masum kadınlara yapılan bu zalimliği hem kınıyorum hem de gerçekten yani sanki anneme, kız kardeşime, kızıma yapılmış gibi görüyorum, lanetliyorum ve ömür boyu takipçisi olacağımı da ifade ediyorum. Bir erkek olarak da özür diliyorum buradaki kadınlardan. Sizin de hakkaniyetle bu süreci sona erdirmenizi burada diliyorum.”