DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

BYD tartışması: Vergi teşviki mi, peşin indirim mi?

Sözcü'nün haberine göre BYD’ye tanınan ayrıcalık, yaklaşık 38,5 milyar TL’lik vergi kaybına yol açtı. BYD’nin kendisine tanınan bir istisnadan yararlanması son derece doğal. Tartışılması gereken husus, devletin yatırım vaadi karşılığında verdiği bu avantajın iyi tasarlanıp tasarlanmadığı.

19 Haziran 2026
BYD tartışması yalnızca bir otomobil şirketi tartışması değil. Türkiye’nin yatırım teşviklerini nasıl tasarladığına, nasıl denetlediğine ve kamu kaynağından vazgeçerken neyi güvence altına aldığına ilişkin daha büyük bir tartışmanın parçası. Bu yüzden BYD örneğinde sorulması gereken ilk soru hâlâ çok basit: Fabrika nerede?

Bazı mükelleflere sağlanan vergi avantajları görünmeyen bir kamu harcaması. Devletin kasasına girecek bir tutardan vazgeçilmesi; büyük ölçekli yatırım, üretim, istihdam veya teknoloji transferi yaratıyorsa savunulabilir. Fakat karşılığında beklenen kamu yararı doğmuyorsa, o zaman soru değişir: Bu vergi avantajının hesabını kim verecek?

Son günlerde BYD tartışması tam da bu soruyu gündeme getirdi.

Yatırım sözü karşılığında vergi avantajı

Bilindiği üzere, Çin menşeli bazı otomobiller için 2024 yılında ithalat değerinin yüzde 40’ı veya araç başına 7 bin dolardan yüksek olanı kadar ek mali yükümlülük getirilmişti. Daha sonra Türkiye’de yatırım yapacak üreticiler bakımından bu yükümlülüğe istisna tanındı. Başka bir ifadeyle, Türkiye’de yatırım taahhüdünde bulunan otomotiv şirketlerine, ithal ettikleri bazı araçlar bakımından ciddi bir mali avantaj sağlandı.

BYD de Türkiye’de yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım yapacağını, Manisa’da yıllık 150 bin araç kapasiteli bir tesis ve Ar-Ge merkezi kuracağını duyurmuştu. Bu yatırımın binlerce kişiye istihdam sağlaması bekleniyordu.

Basına yansıyan haberlere göre BYD, bu avantajdan yararlanarak Türkiye’ye 53 bin civarında otomobil getirdi. Oysa BYD’nin Türkiye yatırımının gerçekten yapılıp yapılmayacağı hâlâ belirsizliğini koruyor. Şirketin Türkiye’de fabrika inşaatına başlamadığı, Avrupa üretiminde önceliği Macaristan’a verdiği ve Türkiye için net bir üretim takvimi açıklamadığı belirtiliyor. “BYD Türkiye yatırımından kesin olarak vazgeçti” demek için erken olsa da Türkiye’ye verilen yatırım sözü henüz fabrikaya dönüşmedi; ama vergi avantajından yararlanıldı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ise yatırım anlaşmasının ve şirketin verdiği taahhütlerin devam ettiğini, yatırım gerçekleşmezse sağlanan teşviklerin geri isteneceğini belirtiyor. Bu açıklamaya rağmen kamuoyu açısından cevap verilmesi beklenen basit bir soru var: Bu araçlar Türkiye’ye getirilirken sağlanan vergi avantajının toplam tutarı neydi ve yatırım gerçekleşmezse bu tutar nasıl geri alınacak?

Erdoğan Süzer’in Sözcü’de yayımlanan haberine göre BYD’ye tanınan ayrıcalık, yaklaşık 38,5 milyar TL’lik vergi kaybına yol açtı. BYD’nin kendisine tanınan bir istisnadan yararlanması son derece doğal. Tartışılması gereken husus, devletin yatırım vaadi karşılığında verdiği bu avantajın iyi tasarlanıp tasarlanmadığı.

Teşvik yatırımın yerine geçmemeli

Vergi teşvikleri özellikle büyük yatırımlar için önemli bir araç. Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırıma ihtiyacı var. Elektrikli araç üretimi gibi stratejik alanlarda yatırım çekmek de son derece değerli. Bu nedenle mesele, yatırım teşviklerine kategorik olarak karşı çıkmak değil. Mesele, teşvikin ne zaman, hangi şartlarla ve hangi güvenceyle verileceğinin saptanması.

Bu noktada, örneğin, teşvikin yatırım ilerledikçe kullandırılması; üretim, istihdam, teknoloji transferi ve ihracat gibi somut hedeflere bağlanması düşünülebilir. Devletin hangi tutardan vazgeçtiği, buna karşılık ne elde etmeyi beklediği ve beklenti gerçekleşmezse hangi mekanizmanın işleyeceğinin şeffaf biçimde ortaya konulması da önemli.

Aksi hâlde vergi teşviki, yatırımın finansmanına değil, yatırım gerçekleşmeden pazara giriş avantajına dönüşür. Şirket, rakiplerine göre daha düşük maliyetle piyasaya girer; fakat fabrikanın ne zaman kurulacağı belirsiz kalır. Böyle bir durumda sorun şirketin kendisine tanınan imkândan yararlanması değil, bu imkânın kamu yararını güvence altına alacak şekilde kurgulanmamış olması.

Yeni dönemde teşvikler değişmek zorunda

Üstelik dünya artık vergi teşviklerinin eskisi gibi tasarlanamayacağı bir döneme girdi. Küresel asgari kurumlar vergisiyle birlikte, büyük çok uluslu şirketlere verilen kurumlar vergisi indirimleri çoğu zaman beklenen sonucu doğurmayacak. Zira, yeni sisteme göre, bir ülkede çok düşük vergileme sağlanırsa, aradaki fark bazı durumlarda başka bir ülkede tamamlayıcı vergi olarak alınabilecek. Yani bir ülkenin “gel yatırım yap, senden daha az vergi alayım” vaadi, yatırımcı açısından eskisi kadar cazip değil; kamu açısından ise vazgeçilen gelirin karşılığının çok daha dikkatli hesaplanması gerekiyor.

Bu nedenle yeni dönemde teşvik politikasının sadece “ne kadar indirim veriyoruz?” sorusuna değil, “hangi yatırımı, hangi aşamada, hangi şartla destekliyoruz?” sorusuna odaklanması gerekiyor. Doğrudan destekler, altyapı imkânları, nitelikli işgücü, enerji maliyetleri, Ar-Ge desteği ve yatırım gerçekleştikçe işleyen kademeli teşvik modelleri çok daha önemli hale gelecek.

Bu açıdan, BYD tartışması yalnızca bir otomobil şirketi tartışması değil. Türkiye’nin yatırım teşviklerini nasıl tasarladığına, nasıl denetlediğine ve kamu kaynağından vazgeçerken neyi güvence altına aldığına ilişkin daha büyük bir tartışmanın parçası.

Bu yüzden BYD örneğinde sorulması gereken ilk soru hâlâ çok basit: Fabrika nerede?

Ama bunun yanında ikinci bir soru daha var: Küresel asgari kurumlar vergisiyle birlikte vergi teşviklerinin etkisinin değiştiği yeni dönemde, Türkiye teşviklerini hem yatırımcı için anlamlı olacak hem de kamu yararını güvence altına alacak şekilde tasarlayabilecek mi?

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.