Sokrates’e göre erdem insanı mutluluğa – eudaimonia – götürecek en iyi araçtır, çünkü erdemli bir hayat sürmek mutluluk yaratacak güce sahiptir. Ben erdem yerine fazilet demeyi tercih ediyorum. Fazilet fazlalıkla ilgilidir, insan hayatını olumsuz etkileyen, dolayısıyla mutlu olmasını engelleyen o kadar çok bireysel ve toplumsal durum var ki, olumlu anlamda bir fazlalık ve bir denge unsuru, telafi mekanizması olarak değerlendirebileceğimiz aretenin karşılığı olabilir kanımca. Ama tek başına fazilet sahibi olmak yetmez biliyorsunuz, bunu eyleme dökmek de gerekir. Fazilet eylemliliktir bu anlamda.
Sokrates bir köleye geometri problemi çözdürmeye çalışır, her insanın ruhunda bu dünyaya gelmeden önce her şeyin bilgisinin saklı olduğunu düşünür. Sokrates için öğrenmek, sadece anımsamaktan ibarettir; anamnesisden. Tıpta da hastadan bilgi almanın adıdır anamnez. Hastaya sorarız biz doktorlar, neyi olduğunu ve onun verdiği bilgilerden yola çıkarak tedavisini düzenleriz. Sokrates insanın ruhunda saklı, gizli ya da unutulmuş olarak duran bilgilerin çıkarılması konusunda bir açıdan haklıdır da. Geometri bilgisi, bir fizik ya da kimya formülü değil belki ama, insanın kendi hayatı için neyin doğru olacağı bilgisi vardır gerçekten insanın ruhunda, bunu bilir ve bazen bu bilgi bilinç düzeyinde mevcuttur. Bazen de bastırılmış bir şekilde bilinçdışına itilmiş olarak. Çeşitli nedenlerle bu bilgi konusunda emin değildir kişi, karar vermekte güçlük çeker ama kendisi için iyi olanın doğrudan gösterilmesi, doğrudan bir tavsiyede bulunulması hiçbir işe yaramaz. Ama bu bilginin kendisi tarafından dile getirilmesinin sağlanması, karar verip harekete geçmesine daha büyük bir olasılıkla neden olur. Sokratik diyalog da bu yöntemlerden biridir.
Sokrates’in çevresinde tanınmış, ünlü ailelerin çocukları olan sayısız öğrenci toplamıştı. Bunlardan ikisi Xenophon ve Platon’du ve onların çizdiği tablo Aristophanes’inkiyle hiçbir benzerlik taşımıyordu. Korinhth doğumlu Xenophon genç yaşlarında bir süre Atina’da yaşamış, kader onu daha sonra asker olarak Pers Savaşı’na ve Peleponnesos Savaşı’na sürüklemişti. Bir süvari albayı olarak girdiği yaşlılık yıllarında Sokrates’le ilgili anılarını kaleme aldı. Xenophon, Sokrates gibi dindar birinin Tanrılara hakaret edebileceğini aklının almadığını belirtiyordu eserinde. Öğrencileriyle yaptığı diyalogları da kaleme almıştı. Bu diyaloglarda Sokrates, dostluk, çalışkanlık, anne babaya hürmet, ölçülülük, eğitim, askeri sorumluluk, cesaret gibi geleneksel değerleri ve adaleti savunan bir filozof olarak gözüküyordu. Anılar Aristophanes’in neredeyse bir ihbar olarak değerlendirilebilecek oyununa verilmiş tek yanıttı.
Ama Sokrates bu kitapta pek de ilginç olmayan düz, sıkıcı bir figür olarak anlatılıyordu. Konuşma becerisi olan bir zanaatkâr ve muhafazakâr, şerefli bir erkek. Xenophon, Sokrates’in onurunu yeniden inşa etmek adına o kadar ileri gider ki, onun bütün özelliklerini yok eder. Ama bence Sokrates’in kendisini düzgün bir şekilde savunmamasını gerçeğe en yakın bir şekilde yorumlayan odur. Sokrates yaşlanmıştı ve yaşlılığın getirdiği eziyeti yaşamak istemiyordu.
Eğer filozof agorada onun iddia ettiği gibi var olsaydı insanların ve özellikle diğer önemli öğrencisinin ilgisine ve hayranlığına mazhar olması mümkün olmazdı. Bu öğrenci Platon’du. Onun Sokrates’i sınırsız bir ışık kaynağıydı. Ve Platon onu eserinde aşılamaz bir anıta çevirdi. Xenophon’da olduğu gibi Platon’da da Sokrates dürüst, bilgi peşinde koşan, becerikli bir retorikçiydi. İnsanlar adalet, güzellik, bilgelik veya cesaret üzerine konuştuklarında hemen sorgulamaya başlar, tartışmasız doğru, nesnel, daha derin ve daha yüce bir hayat bilgisinin peşine düşerdi. Diğer filozoflardan farklı olarak bu bilgileri bir yasa gibi papirüse dökmüyordu Sokrates, aksine her zaman nihai bir sonuca ulaşamasa da durmaksızın araştırmaya devam ettiği diyaloglara bırakıyordu kendini. Bilgelik arayışının en yüksek hedefi başarılmış, bütün bir hayattı ona göre. Adalet ve cesaret üzerine söylenen her söz, sonuç olarak iyi ve adil bir hayat tasarımına hizmet etmeliydi.
Tabii ki Sokrates aradığını bulamadı. Ne doğru bir eylemselliğin teorisini kurdu, ne de doğru değerlerle ilgili bir öğreti geliştirdi. Durmaksızın sorularının olumlu yanıtlarını aradı ve neredeyse yalnızca olumsuz yanıtlara ulaştı.
Felsefe tarihinde yerini alabilmek için sorgulayan Sokrates’in önünde dik ve zorlu bir kariyer yolu vardı. Felsefe tarihinde onunla yeni bir çağ başlıyordu; kanıtlamaya dayalı bir söz söyleme sanatı. Aristophanes’in kara çalmalarına, Xenophon’un istemeden banalleştirip sıradanlaştırmasına rağmen, bugüne kalan ve hâlâ yaşayan Sokrates, Platon’un Sokrates’idir.
Onu var eden dördüncü kaynak olan Aristoteles’in söylemleri de hocası Platon’un doğrultusundadır. Aristoteles Sokrates’le hiç karşılaşmadı, onun ölümünden 14 yıl sonra dünyaya geldi. Ama metafizik adlı eserinde onu etik-politik temel soruları soran ilk filozof olarak tanımladı.
Bu anlamda Sokrates’i felsefi soruları gündeme getiren bir eğitim komisyonu gibi de düşünebiliriz. Ama bunlar nedeniyle kimse öldürülmez. Oysa gerçek Sokrates 70’li yaşlarında kendini halk mahkemesinin önünde buldu. Atina şehrinin tanrılarını tanımamak, yeni tanrılar uydurmak ve genç insanların davranışlarını etkileyip ahlâklarını bozmakla suçlandı.
Devam edecek