Medya AŞ Genel Müdürü. İki çocuk annesi. Bekar. Velayet onda.
15 aydır tutuklu.
Silivri’de, İBB davasının 47. gününde anlattı. Salonda ağlayanlar oldu.
Siz de okuyun, sonuna kadar…
Çok çok fena.
Hırsılar, katiller, çeteler cirit atarken, kaçma şüphesi olmadığı çok belli olan ve buna rağmen tutuklu yargılanan insanların yaşadıklarına bakın.
Sonuna kadar okuyun.
“… Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani’ dedim. Eldiven taktı eline.
Arkada klasörler, çok küçük bir oda. ‘Üstünü çıkar’ dedi. Üstümü çıkardım. Kontrol yaptı. ‘Tamam. Üstünü giyebilirsin’ dedi.
‘Gidebilir miyim’ dedim. ‘Hayır. Eşofmanını da indir’ dedi.
İndirdim.
‘Çamaşırını da’, ‘Nasıl yani’ dedim. ‘İndireceksin’ dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim.
‘Şimdi yere çömel’ dedi.
Utananlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani bu insanların onurunu, gururunu yıkmak için yapılıyormuş ama yapan utansın, ben utanmıyorum.
‘Cinsel organını aç’ dedi. ‘Başını, arkanı dön, eğil’ filan. ‘Tamam’ dedi”
Tutuklandıktan sonraki ilk sabahta yaşadıklarına ilişkin de anlattıkları korkunç. Neler yaşattınız şu insanlara
“Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru bana ‘SEGBİS’ dedi. Dedim ki ‘O ne’. ‘Mahkemeye çıkacaksın’ dedi.
‘Ben daha yeni tutuklandım’ dedim.
‘Dün çıktım mahkemeye’ dedim. ‘Yine çıkacaksın’ dedi. Dedim herhalde idam edecekler ya da müebbet verecekler, hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım.
‘Dur. Mahkemeden niye ağlıyorsun’ dedi.
Dedim ki ‘‘Ben bilmiyorum, bu ne, SEGBİS ne’. ‘Böyle online ekrana bağlanıyorsunuz’ dedi. Ben gittim, oturdum.
Karşımda bir ekran açık ama ‘Adalet mülkün temelidir’ yazmıyor, bir ofis orası.
Böyle gözüm de ısırıyor. Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü savcı bey bana o makinede kahve ikram etmişti.
İfademi alan savcı. Savcım, size soracağım şimdi. Böyle bir uygulama var mı, yok mu?
Dedi ki, ‘Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamlar sana kumpas kuracak demedim mi? Niye konuşmadın sen? Verecektin ifadeni gidecektin’ dedi.
‘Ama sayın savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım’ dedim.
‘Bak şimdi sen git. Eşyalarını topla. Ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim. Geleceksin. Burada bana ifadeyi vereceksin, buradan çocuklarına gidersin’ dedi.
Ben de dedim ki ‘Savcım yeniden ifade vermemi istiyorsanız veririm. Bir avukatıma sorayım’. Karşımdaki savcıya ‘Yok efendim’ diyecek hâlim yok.
Ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız.
‘Tamam. Ben avukatıma bir danışayım’ dedim.
Böyle yaptı (masaya vurarak) ‘Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi? Velayetleri de sende? Senin çocukların reşit de değildi, değil mi? Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi.
Bir anneye böyle denir mi?
‘Mal varlığı tedbiri için karar var benim elimde ama ben 28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre veriyorum’ dedi.
Savcım bunu dedi ve o gün tebliğ edildi. ‘Ya bana gelir konuşursun ya da malını mülkünü de alacağım’ dedi.”