Biliyorsunuz Özgür Özel istifa etti. Yeni bir parti kuruyor.
Bina bir tarafta. Mühür bir tarafta. Amblem, tabela, arşiv, o koca miras… hepsi bir tarafta.
Vekiller, il başkanları ve -anketlere bakılırsa- seçmen öbür tarafta.
Peki parti hangisi?
Bu sorunun cevabını tapu değil, algı verir.
Meclis’te ana muhalefet unvanı el değiştiriyor.
Grup imkanları, Hazine yardımı, komisyon dengeleri… hepsi yeniden hesaplanacak.
Büyükşehir belediye başkanları ilk aşamada geçmedi, yani muhalefetin en güçlü figürleri henüz kimin tarafında olduğunu net söylemedi.
Eylül’de Yargıtay, dosyayı görüşecek. Yani bu iş, bugün bitmedi. Bugün sadece ilk perde kapandı.
Ve asıl mesele: Seçmen.
Açıklamanın olduğu gece e-Devlet kilitlendi. On binlerce insan istifa etti. Bu bir öfke değil, bu bir taşınma.
Anketler mi? Orada tam bi kafa karışıklığı var.
Bazı araştırmalarda daha adı bile açıklanmamış parti birinci çıkıyor. Bazılarında AKP’nin 10-13 puan gerisinde.
Aynı hafta, aynı ülke, aynı seçmen. Bu kadar dağınık bi tablo tek bi şey anlatır:
Kimse ne olacağını bilmiyor.
Ve umut… Umut çok garip bir şey.
Bir yanda, “Ne cumhuriyetinden ne partiden vazgeçmeyeceğiz” pankartı. Diğer yanda, “İktidar, iktidar” sloganları…
İkisi de aynı seçmenin sesi. İkisi de gerçek.
Ama bi seçmen düşünün: yıllarca bi partiye oy vermiş, sonra o partinin liderini mahkemede kaybetmiş, sonra belediye başkanını tutuklu görmüş, şimdi de oy vereceği adresin 2 tane olduğunu öğrenmiş.
O insana “motive ol” demek kolay. Zor olan, ona neye motive olacağını söyleyebilmek.
Seçmen artık lider konuşmalarına değil, sonuçlara bakıyor. Bir kez “oyum çalındı” hissini yaşayan insan, ikinci kez kolay kolay heyecanlanmaz.
Umut, ucuz bir şey değil.
Harcanırsa geri gelmiyor.